Türk Sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk Sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2022

Gelin, Düğün ve Diyet Üzerine

Gelin, Düğün ve Diyet filmlerinin afişleri

Türkiye'de köyden kente göç 1950'li yıllarda başlamış ve özellikle başta İstanbul olmak üzere Ankara, İzmir ve Adana gibi büyük şehirlerin nüfusu artmaya başlamıştır. Köyden kente yapılan göçler özellikle İstanbul özelinde değerlendirildiğinde büyük şehirlerin Anadolu'nun bir çok bölgesinden göç aldığı gözlenmektedir. Göçler neticesinde artan nüfus ile birlikte İstanbul'da yeni sorunlar, durumlar ve çözülmeyi bekleyen problemler doğmuştur. Türk sinemasında 1960'lı yılların sonu ve 1970'li yılların başı toplumsal gerçekçiliğin yükseldiği bir dönem olmuştur. Bu dönemde Lütfi Ömer Akad, Halit Refiğ Metin Erksan, Yılmaz Güney gibi yönetmenler dönemin sosyal ve kültürel yapısını ifade eden filmlerle izleyicisiyle buluşmuşlardır.

15 Aralık 2021

Sartre'ın Varoluşçuluğu ve Kavanozdaki Adam Dizisi

Fransız yazar ve düşünür Jean-Paul SartreBulantı isimli romanıyla tanımıştım. Mütercim Selahattin Hilav'ın tercümesinden okuduğum romanda Sartre'ın dünyasına ve onun varoluşçu felsefesine dair ilk izlenimlerim oluşmuştu. İnsanın önceden tanımlanmamış bir varlık olarak yorumlanması, insanın varlığını aldığı kararlarla şekillendirmesi onun bu felsefesinden anladığım ilk şeylerdi. İnsan ilk önce var olmak gayesiyle dünyaya gözlerini açıyordu. Bu bakımdan Sartre'a göre varoluş dediğimiz hadise özden evvel gelmekteydi. Bu konuda biraz daha derinleşirsek insan sınırları belli olan, şekillenmiş ve tanımlanmış bir öze sahip değildir, onun özünü oluşturan temel bulunduğu eylemlerdir. Buradan destek alarak ifade edebiliriz ki insan bir bütünün içine doğmuştur. Bir toplumun, bir cemiyetin içine... Burada bağımlı olduğu belli başlı şeyler vardır. Bu bağımlılıklar çerçevesinde belli başlı kararlar vermektedir. Nihayet vermiş olduğu kararlar nispetinde varoluş dediğimiz hadiseyi gerçekleştirir. Sartre'ın varoluşçu düşüncesini anlamlandırmak için yalnızca edebi metinlerine bakmak yanlış olacaktır. Çünkü Sartre'ın edebi metinlerinde (en azından Bulantı isimli romanında şahit olduğum kadarıyla) daha çok karamsarlık üzerine kuruludur. Oysa onun varoluşçu felsefesini iyimser bir düşünce olarak değerlendirirler. Onun varoluşçuluğu üzerine okuduğum diğer metinlerde şunu fark ettim. İnsan bağımlılık ve özgürlük arasında bocalamaktadır. Sartre'ın şu ifadesi bu kanıyı destekler niteliktedir. 

Sartre; insan kendi özgürlüğüne mahkûm edilmiştir der.

Sartre'ın varoluşçu felsefesini bilişsel düzlemde irdelediğimizde kimlik, kimliksizleşme, yabancılaşma gibi kavramlarla karşılaşmaktayız. Sartre'ın Bulantı isimli romanı ile Necip Fazıl Kısakürek'in Bir Adam Yaratmak isimli piyesi arasında benzerlikler kurdum.

10 Ağustos 2021

Severek Ayrılalım Filminden Hareketle Kötüye ve Kötülüğe Bakış

Cüneyt Arkın ve Hülya Koçyiğit, Severek Ayrılalım filminden

Dün akşam keyifli bir akşam yürüyüşünün ardından film izlemeye karar verdik. İzlediğimiz son bir kaç film sinemamızın siyah - beyaz dönemine aitti. Bu kez perdeyi renklendirelim dedik. Yine sinemamızın Yeşilçam dönemine ait olan, daha önceden izlemediğimiz bir melodram seçtik. Filmin adı: Severek Ayrılalım.  Yönetmenliğini Orhan Aksoy'un üstlendiği, yapım yılı 1971 olan film şu dört oyuncu üzerine kurulmuş; Cüneyt Arkın, Hülya Koçyiğit, Yalçın Gülhan ve Semra Sar. Erman Filmin YouTube kanalında restorasyonlu halini izlemek güzeldi.

Türk Sineması'nın en üretken yıllarıydı 60'lar. Bu yıllarda çekilen filmlerle birlikte konu, yöntem, teknik, üslup olarak Yeşilçam bir karakter kazanmış ve bu karakter izleyicisini kendisine bağlamıştı. Hepimizin beğenerek izlediği melodramlar yine bu dönemde ortaya çıkmıştı. Severek Ayrılalım filminin konusu ve senaryosu itibariyle dönemin hakim konu ve senaryo anlayışından ayrılıyor. Seyircinin tepkisini çekme pahasına ahlaki değerlerimiz ile örtüşmeyen bir konuyu temele alıp, yasak bir ilişki etrafında gelişen olayları izliyoruz. Hani pembe dizileri takdim ederken derler ya: "Bu dizide her şey var, aşk, ihanet, entrika, dram..." Ben de bu takdimi Severek Ayrılalım filmi için yapabilirim. Biraz önce filme etik - ahlaki değerler yönünden bir eleştiri getirmiştim. Bu eleştiriyi yaparken biraz durup düşündüm ve aslında bu konuya yabancı olmadığımı fark ettim. Beş yıl önce bunun üzerine bir yazı kaleme almıştım. "Kötü Adamın Tarafında Olmak" başlıklı yazımda Hint sinema oyuncusu Shah Rukh Khan'ın başrolünde olduğu Fan isimli film üzerine yazmıştım. Aşağıdaki pasajı sözünü ettiğim yazımdan alıntılıyorum.

13 Temmuz 2021

Durum Raporu /iki

Temmuz ayı bizim için hareketli başladı. 2 Temmuz'dan 11 Temmuz'a kadar bir haftalık iznim vardı. Bu bir haftalık izni Muğla'nın Ortaca ilçesine tatile gitmek ile değerlendirdik. Sivas'tan hareket edip sırasıyla Kayseri, Nevşehir, Konya, Aksaray, Isparta, Burdur'dan geçip 14 saatlik bir yolculuğun ardından Muğla'nın Ortaca ilçesine ulaştık. Geçen yıl ki tatilimiz Karadeniz tarafındaydı. Amasra'ya gitmiştik. Bu yıl biraz Ege olsun biraz Akdeniz olsun dedik. Ortaca'nın doğal güzellikleri bizi çok etkiledi. Şimdi gezip gördüğümüz yerlere ait düşüncelerimizi paylaşalım.

İztuzu Plajı

Bu plaj Caretta Caretta Kaplumbağalarının yumurtlama alanıymış. Konakladığımız eve yaklaşık 20-25 km mesafedeydi. Sabah saatlerinde rüzgarsız olan hava öğleden sonraları rüzgarlı oluyor ve rüzgarında şiddetiyle bazen küçük kum fırtınaları ziyaretçilerini rahatsız ediyor. İztuzu Plajı'nda deniz ve zemin harika. Yüz - yüz elli metre açılmamıza rağmen yine de derinleşmiyor. Denizin içinde yürüdüğümüz zaman ise adeta ipek bir halının üzerinde yürüyormuş gibi bir his uyandırdı bizde. İztuzu'nda yaralanan Caretta Caretta kaplumbağalarının tedavisi için bir merkez de açılmış. Sonradan okuduğuma göre bu plaj 2013 yılında Avrupa'nın en iyi plajı seçilmiş.

Sarıgerme Plajı

Ziyaret ettiğimiz bir başka plaj da Sarıgerme Plajı oldu. Ulaşım konusu İztuzu'na göre daha rahattı. Konakladığımız eve olan uzaklığı ise yine 20-25 km kadardı. Yeme - içme bölümünü değerlendirmedik. Fakat gördüğüm kadarıyla fiyatları gayet uygundu. Sarıgerme'de de tıpkı İztuzu'nda olduğu gibi deniz her yaştan insanın girebileceği kadar sakin ve sığdı. Bunun yanında bu bölgede deniz biraz daha dalgalıydı.

24 Haziran 2021

Türk Sinemasındaki Yörük Temalı Filmler

"Durum Raporu /bir" başlıklı yazımda da belirttiğim üzere geçtiğimiz günlerde izlediğim Gelin Kız isimli filmden söz etmiştim. Filmi izledikten sonra "Neden yörük kültürünü tanıtan - yansıtan filmler üzerine bir yazı kaleme almıyorum?" diyerek düşünmüştüm. Nihayet bu düşüncemin sonunda harekete geçtim. Bu yazımda yörük kültürünü tanıtan - yansıtan filmlere yer vereceğim ve bu filmler hakkında düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım. Sinemamızın Yeşilçam dönemine baktığımız da genellikle "salon filmleri" olarak değerlendirilen melodramların olduğunu görürüz. Sinemamızın baş köşesine oturan dram türünü kendi arasında türlere ayıracak olursak müzikal yönden desteklenen dramlar, sosyal ve toplumsal gerçeklik yönden desteklenen dramlar, deneysel yöntem ve tekniklerle desteklenen dramlar olarak ayrı ayrı gruplamalar yapabiliriz. Biraz sizlere sunacağım filmlerin ekseriyeti dram türünde ortaya çıkmış eserler. Filmlerde teknik analize girmeyi lüzumlu görmüyorum. İlgimi çeken ve paylaşmaya değer gördüğüm bazı hususları yazacağım.

13 Temmuz 2015

Ağır Bir Trajedi ve Tarife Sığmaz Bir Dram


Tıpkı bir çok Alman eleştirmenin yaptığı gibi ben de "ağır bir trajedi ve tarife sığmaz bir dram" ön cümlesiyle yorum ve değerlendirmelerime başlamak istiyorum bu romandan söz ederken... Erich Maria Remarque'nin Tanrının Gözdesi Yok isimli romanından söz ediyorum sizlere. Karamsar ve bir yönüyle de sofistike bir yapıt. Ölümü anlatıyor. Romanın seyrinde aşk üzerine kurulmuş bir atmosfer görsem de yaşam ve ölüm arasındaki çekim kuvvetinden söz ediyor. Roman türüne klasik eserlerden bakan bir okuyucu olarak, kitabın konusu ve yazarın bu konuya sinist idealizm ile yaklaşması bende esere karşı alaka uyandırdı.

6 Temmuz 2015

Türk Sinemasındaki Okul - Kolej Temalı Filmler


Sizlere bu yazımda sinemamızda kolej - okul temalı filmlerden söz edeceğim. Daha önce birkaçını tekrar ve tekrar izlediğim filmler arasında melodram, romantik güldürü ve didaktik yapıda olanlar vardı. Sinemamıza genel bir bakış açısıyla yaklaştığımız zaman ağırlıklı kullanılan temanın melodram olduğunu görürüz. Zengin kız fakir oğlan yahut tam tersi olan konuları bir çok filmde yakalarız. Fakat ekseriyetle mutlu bir netice ile karşılaşır, son yazısını gönlümüz rahat bir şekilde karşılarız. Dönemin sinema yıldızlarınca bizlere sergilenen bu filmlerde jönprömiyerler, Cüneyt Arkın, Ediz Hun, Orhan Günşiray, Göksel Arsoy, Ayhan Işık, İzzet Günay, Tamer Yiğit, Fikret Hakan vardır. Aklıma ilk gelenler bu isimler oldu. Sinemanın  Şimdi Sadri Alışık'ı bu isimler arasına katmayışıma şaşırdığınızı hissediyorum. Sadri Alışık'ı jönprömiyer olarak kabul etmiyorum ben. O genç aşık rolünden daha çok orta yaş (yer yer orta yaşın üzerinde), daima hüzünlü fakat daima hayatın içinden bir adam. Şu halde konuyu fazla dağıtmadan bu yazının gayesine bir dönüş yapalım.

11 Mayıs 2015

Vesikalı Yarim: Çok Eskiden Rastlaşacaktık

VESİKALI YARİM 
“çok eskiden rastlaşacaktık” 


TAHLİL EDEN VE HAZIRLAYAN 
EYÜP AKTUĞ

Vesikalı Yarim filminden bir sekans

Vesikalı Yarim, Türk sineması tarihinin iftihar filmidir. Daha önce film üzerine sayısız tahliller yapıldı, bir çok film eleştirmeni tarafından başyapıt olarak kabul edilen bu filmi enine boyuna incelediler. Vesikalı Yarim filmini ben de incelemek istedim ve bu çalışmayı hazırladım.

26 Nisan 2015

Merhabalar Olsun - Ah Müjgan Ah

Ah Müjgan Ah filminden bir sahne

Başrollerini, malumu olduğunuz üzere, Sadri Alışık ve Esen Püsküllü paylaşıyor. Filmin kötü adamı ise siyah - beyaz dönemin, yakışıklı ve züppe rollerinden aşina olduğumuz Salih Güney. Filmin başlangıç bölümünden bir sahne çıkardım sizler için. Kopyala - yapıştır değildir el emeğim var. :)

18 Nisan 2015

Sanat Üçgeni: Şiir, Şarkı ve Film

Fotoğrafı bugün akşam namazından sonra çektim. Tam haline buradan bakabilirsiniz.

Şu satırları Amr Selim'den Saken Osady şarkısını (şarkı dediğime bakmayın, ensturmantel bir eser) dinlerken yazıyorum. Gece yarısına bir saat var. Güneşli bir günü geride bıraktım. Sakin ve huzurlu bir gündü benim için. Aslına bakarsanız gün boyunca uykuluydum. Sabah namazından sonra uyuyabildim. Dört saatlik bir uyku ile güne başladım. Ne yaptım da geceyi uykusuz koydum böyle? Evvela Analitik Kimya (şu kitaba) çalışıyordum. Malum ya önümüzde sınav var. Gece 02:00'a kadar devam etti çalışmam. Baktım başım şişmeye başladı. Hilary Hahn'ın icra ettiği Vivaldi bestesi olan Dört Mevsim'i (yaz bölümü) açtım. O sıra mutfağa geçtim, kahve için ocağa koyduğum suyun kaynama sesini fark ettim de. Peşinden kitaplığıma doğru yöneldim. Gözüme Kemal Sayar'ın şiir kitabı ilişti. Bütün şiirlerini tek kitapta birleştirdiği bir kitap. Ağır adımlarla (ışığı yakmayı unuttum) Hilary'nin bastığı notaları takip ettim. Nihayet sandalyeye oturabildim. Beni tanıyorsanız, Kemal Sayar'ın bu şiir kitabını elime aldığım zaman hangi şiir ile başlayacağımı biliyorsunuzdur. Beni tanımayanlar için söylüyorum. Ruknettin'in Kalbi İçin Kehanetler. 2013 yılında almıştım bu kitabı. Her neyse... Biraz önce bir takım şeylerden bahsettim ya... Ben bu olaya "ayin" diyorum. Benim şiir ayinim bu. Gerekli şartları temin ettiğimde şiiri yaşayarak okurum. Büyük bir haz alırım okuduğum şiirden. Defalarca aynı şiiri okurum bazı anlarda. İşte dün ki şiir ayinimden bir kesit sunayım sizlere.

22 Ocak 2015

Bir Sinema İkonu Olarak Belgin Doruk

1959 yılı. Belgin Doruk şöhret basamaklarını hızla tırmanıyor.

Henüz altı - yedi yaşlarımda iken tanışmıştım bu isimle. Dedemle film izliyorduk. Yanlış hatırlamıyorsam TRT kanalıydı. Dedemin sevdiğim bir huyu vardı. Filmi bana anlatır, karakterleri ve aktörleri bana yorumlardı. Dedemle izlediğim bu filmin adını hatırlayamasam da bana söylediği şeyleri çok net hatırlıyorum.

5 Ocak 2015

Şarkılar, Kitaplar ve Filmler

Havalar ciddi anlamda soğumaya başladı. Biraz önce Sivas için on beş günlük hava durumu raporuna göz attım. Tabi, meteorolojinin tahminleri her zaman tutmasa da ekseriyetle itibar ediyorum bu raporlara. Önümüzdeki Perşembe günü tahmin edilen sıcaklık değerlerini okuduğum zaman irkildim. Bu sene adam akıllı bir kış olmamıştı. Böylesi büyük bir sıcaklık düşüşünü beklemiyordum. Perşembe gecesi -22 dereceyi gösterecekmiş termometre.

Bu kısa hava durumu bilgilendirmesinden sonra sizlerle paylaşmak istediğim şeylere geçmek istiyorum. Dün akşam Amal Maher'in yorumladığı bir eseri buldum tevafuken. Eserin adı Sakana Al Lail. Lail kelimesi Arap lisanında gece anlamına geliyor. Alf Lail Wa Lail eserinden biliyorum (Bin Bir Gece). Sakana kelimesi ise sakin yahut sessiz anlamı taşıyor. Yani eserin dilimizdeki karşılığı Sakin Gece. Uzun zamandır bu kadar içli bir eser dinlememiştim. Gerçi eserin tercümesini bulabilmiş değilim. Sadece ilk iki cümlesini çözümleyebildim.

28 Kasım 2014

Bitmemiş Türküm: Selvi Boylum Al Yazmalım

Türk sinemasının en iyi filmlerinden birisidir Selvi Boylum Al Yazmalım.
yazmana işle bu türküyü,
boynu incelsin içimdeki dağların. 
Başrollerini Türkan Şoray'ın, Kadir İnanır'ın ve Ahmet Mekin'in paylaştığı Türk sinema tarihinin en iyi aşk filmlerinden birisi, belki de en iyisi. Yapımı 1977 yılında tamamlanan ve Cengiz Aytmatov'un aynı isimli eserinden uyarlanan bir başyapıt.