Eyüp Aktuğ

Şiir, sinema ve hayata dair...
SAYI 12
Serazat Edebiyat’ın 12. sayısı çıkıyor... www.serazat.net    •    Serazat Edebiyat’ın 12. sayısı çıkıyor... www.serazat.net    •    Serazat Edebiyat’ın 12. sayısı çıkıyor... www.serazat.net    •   
GİT

Uzak Köşe

Geriye nergisler kalır o rüyadan Her şey biter ne olsa, her şey toprağa karışır bir gün İçtiğim çay masada kalır, sevdiğim çiçek camda Yağmurlar kalır, Şarkılardan içime yağan Yürürüm yaz akşamlarında Yürürüm ve kendime Uzak bir köşe seçerim şehre karışmamış Seslerden ve görüntülerden, geçmişten ve gelecekten uzak Bir köşe Örümcek ağlarından kurulmuş Belki bir mağaranın ağzında belki bir örtünün altında Sığınmanın ve sığmanın verdiği huzurla Yürürüm ve kendime Uzak bir köşe seçerim şehre karışmamış.

Naz Makamı

(Şiirin müzikal kompozisyonunu dinlemek için bu bağlantıyı kullanabilirsiniz.) Güldüklerim oldu, ağladıklarım, sana bakarken içimde tuttuklarım Aynı şeylere gülemesek de aynı şeylere ağladıklarımız oldu  Nereden başlamalıyım kurduğum cümleye  Sen konuşunca dudağından yeryüzüne taşan  İnce perdelerin arkasında mırıldandığın şarkılardan mı Bir deniz kıyısında, bir mendil kenarında Bazen suyu izlerken eriyen gözlerimle Bazen de mendilindeki nakışın kırmızısına takılan gençliğimle Her gece yıldızlara bakıp …

Teklif

İçimde taşıdıklarımı getirdim içimi taşıranları Bir bilsen nelerden vazgeçtim nelerden Renkten renge girdim, en çok kırmızıda sevdim Tanımlar türettim anlamlar yükledim Çok defa bozdum kurduğum cümleyi Bu yüklemin iki ucunda çok bekledim. Sana penceremdeki çiçeklerin can sıkıntısını anlatsam Ellerimin hafızasını döksem karıştığın suya Bu duruma alışkanlık mı dersin akışkanlık mı Ne dersen de işte bunlar hep klişe Ama yapmacık değil sentetik değil Yüzde yüz pamuk kalbimin içi Yazın terletmez, kışın üşüt…

Seni Sevmek Binlerce Gülün Ortasında

Neyi eksilttiysem senin için neyi bıraktıysam arkamda Gözlerin geri verdi bende azalan bende tükenen her şeyi Mutlu öğle saatlerimi,  Ve bir yorgunluğun koynunda Serin uykuların arasında tanıdığım, hatırladığım tazeliği. Benim talihim, benim güzelliğim, gözlerimin ışığı Yetiyor bana yazgımda gezinen tebessümün Eski akşamlar gibi, portakal kokusu gibi Aynadaki parmak izleri gibi çocukluğumun Yetiyor bana sesinde çoğalttığım mutluluk Çoğalmak, dört çift göz olmak dünyaya karşı Yeniden doğmak küçük ve saydam…

Saatimiz Yeniden

Hayatın başladığı ve bittiği yerde, Suyun kılıçtan, kılıcın ateşten hakkını aradığı günde, İki sesin iki nefesin arasında, Bir duanın bir musibeti karşıladığı anda, Yeniden kurulacak saatimiz. Çünkü ismini çağıracağım günler var daha İsmini ve sesini çoğaltacağım sabahlar. Kollarım, saçlarım, dudaklarımla Açılan, ağrıyan ve kuruyan yanımla Gövdemin sana açılan kapısıyla Sınanan, bilen ve bilenen inancımla Yeniden kurulacak saatimiz Şarkımız yeniden. Başta ve sonda, sıfır noktasında, sarmalın tam orta…

Kırmızı

kırmızı ışıklar bizden yana kırmızıda biraz olsun yavaşlar dünya netleşir, siyah beyazdan ölüm yaşamdan, sıradaki şarkı kırmızıya, haziranlara, ve bitimsiz saçlarına önce nihavend sonra hüseyni makamda yeni eşikler, yeni kapılar kalbin odalarına her kırmızı yeni bir anahtar çocuğu sırtında anne, annesi yerde çocuk neyi umuyorlar bizden, biz dediğim sen ben ve kalanlar iki öğün arasında unuttuklarımız kağıt gibi duvarlarla ayrılan ihtişamlı kalelerle korunan hayatlarımız hızlanan savrulan yükselen standartlar…

Adı Haziran Olsun

Eşime... Gözlerinin içindeyim, dünyaya karşı Savunulacak en güzel yerde Sesindeyim, nefesindeyim, en çok gülüşünde Bir şey var şuramda adına yuva dedikleri Uzaklaşınca şiir olan Yaklaşınca vatan Sende sol yanım dağ sağ yanım deniz Bir isim bulalım ömür dediğimiz o şeye Adı Haziran olsun Sevmek olsun bir insanı sebepsiz. Uyandığımız sabahlar vardır Kapısını açtığımız serin akşamlar Birlikte bir günü bitirmenin huzuru Yeniden başlamanın sevinci vardır Aramızda yağmurlar vardır o sıra Bir çift göz parlar karanlığ…

Senin Derdin Ne

Acelen ne, nereye gitsen dünyadır orası Nereye gitsen etinde bir tırnak izidir Adına yaşamak dedikleri Nereye gitsen kırık camlar karşılar seni Nereye dönsen yapışırlar yakana, hadi anlat anlatsana Nereye koysan başını aynı düşünce, aynı çıkmaz, aynı sokak Sen acemisisin bu yolun, gürültünün yabancısı kulakların Bırak kirli kalsın dolaplar, senin olmayan balkonlar Orada, uzayan, bitmeyen, gitmeyen grilerin arasında Azalıyorsa gözlerin, kolların azalıyorsa, uykun daha hafifse şimdilerde Bir mavi…

Korkulu Balık

Yaşamak bir su korkusudur balıkta Balık Korkuludur o camdan kalbin içinde Yüzümü balığa çevirdim Suyun mahrem balığın mahrum tarafına Ona zaman tanıdım alışsın diye suya Bu su, bu toprak, bu plaka yabancıydı ona da bana da Krokisi yoktu kalbin Levha yok, yol yok, çıkış yoktu Nereye dönsem bende kalıyordu hesap Nereye dönsem yolun iki ucu vardı Biri benden çıkar biri balığa varırdı. ıı. Her sabah bir duvarı yıktım Bir duvarı yeniden ördüm kan ter içinde. Suyu izledim, balığı izledim, toprağı izl…

Vida

varılacak yer yok bu dünyada yok ne yaptıysam yanlış, neye koştuysam yalan kesip biçtiğim kumaş oturmuyor üzerime içimi soğutmuyor dökündüğüm su, gördüğüm yüz, aldığım merhaba yağmur aynı yere çiseliyor hep, rüzgar aynı yeri kurcalıyor yüzümde yüzüm, itimat vermiyor çek senet tüccarlarına. onu aynalardan, onu derin kışlardan, gecekondulardan geçiriyorum pusulalardan, sandıklardan, şam’dan ve bağdat’tan. utancımı koynuma alıyorum, koynumda genişleyen bir kış içimi bekle, esirge, utancıma temiz ö…

Kırılsın Arada Ne Varsa

kan aktığında, atlar çatladığında bu sonsuz koşuda artık ipek bir uzaklıktır dün sığınağı. bir kışın lapa lapa dökülmesidir üzerime, tedbirsiz bir acıdır tenimde gezinen anı koynumdaki karaltıdır o, beni sarhoşlayan uygunsuz sokaklardan yollardan geçiren avuçlarındaki şeffaflıktır, kâfi gelir akıp gideni durdurmaya. gün akşam, kahır göğsüme yaslanır durur akşam ki iki defa gurbet, bıçaktır gün iyi bilensin bu bıçak, sıyırsın parmaklarımdan saçlarını içime eri, damarlanan gençliğime hıncıma sen …

Kırık Yaz

belki demek cevap mıydı bütün bunlara, belki insan karşılığını bulsun diye bu olanlar. bana ne başkalarından, vurulan kazmalardan, açılan mezarlardan bana ne, neyime gerek diyerek başladı başkalık bana neydi komşunun evindeki yangından, yılandan yılan kimseye dokunmamıştı, kimse de yılana ve böylece büyüdü soğukluk. insan büyüyen bir soğukluktu bu yangın yerinde yabancılıktı evlerin birbirine karşılığı, aralamadı perdesini kimse kimseye yaşamak zannetti insan, yemek yedi, su içti, biraz uyudu, …

İftitah

tanımakla geçmiyor bir şey, titremekle, sövmekle yürümekle,  yatsılardan kararan sokaklardan çalımla geçmekle ekmeği alırken de o kız bana bakarken de şarkı hep aynı yerde bitiyor, temkinli olamıyorum. bayırlar yüreğimi soğuturken, insan insana derinleşen bir yarayken incelen bir sızıydım her akşam, her akşam esmer bir delikanlıydım kırçıldım ve kokulu bir kadın geçmezdi penceremden öpülmekten göveren bir kadındı dünya dudaklarım hiç uzanmadı onun karanlık taraflarına. imlâ kurallarına itibar e…

Faaliyet Raporu

Mustafa Melih Erdoğan’a telefon gelir, şiir bölünür bilenmiş bir bıçak olur ağzım dilimi yontan yirmi dokuz yaranın ortasında, bilardo masalarında beyaz gömleklerin, belgegeçerlerin, kabul günlerinin çok tanrılı törenlerin, stabil nöbetlerin arasında dağılır fotoğraflarda seyiren esmer delikanlılar ölüm şekerlemelerle sunulur bizim çocuklara. faaliyet raporlarında yeri yok bunun ve diğer olanların dünyanın gavurlukla meşhur olduğu geçmiyor evraklara kalem aleyhime duruyor masada, ha kırıldı ha …

Nöbet Defteri

dağ yürümedi, kopmadı kıyamet, otobüs gecikmedi, yanmadı bilet erkek adımlarla baharı yerinden kımıldatmak, dökündüğüm yağmuru sana da getirmek için elleyip ayartmak için dile gelmeyeni o şarkıda, burada, şu taşa oturup hazır kıta bekledim namlunun ıslanan ucunda. hep bir satır eksik konuştum kelimeler inmedi dağlardan, adın tel örgü bu hudut günaydınlarla, merhabalarla çizildi şimdi ellerim masada, sakındığım kapıda nöbetteyim. yaşamak ölümle müteşekkil bir pıhtıydı tende oysa kim dokunsa aynı…

Yürüyorum Aramızda Herkes

uysal ağzını hınca hınç doldurmadım giyinip dudağını kıvrılmadım bir köşeye yürüdüğün haziranlardan getirmedim günün döndüğü saate dağılmadı uykusuzluğuma saçların sen varmadın kapıya ben akmadım merdivenlerden ovulmadı yüreğim toprağın sana değdiği yerden. uyudum, uzak bir şehre sürdüler beni beni aklımdan geçmeyenle tehdit ettiler. pencereye sataşan uzaklık, perdeyi ürküten karaltı boşluğunu bir kadının kahkahasıyla örten sokak dişiliğini üzerimde deneyen dünya içine heykeller oyulan esmerliğ…

Cürmümeşhut

yaşamak insanı kanıtlamıyor, bana tahtadan yangınlar oymakta dünya birileri birilerini sıfıra tamamlamakla meşgul bir ilgisi yok hayatın, merdivenlere diklenen yorgunluğumla. merdümgiriz kollarla kucaklayıp yağmalanan erik ağacımı derin bir uçurumu tekrar ediyorum böyle her sabah hastane bahçesinden eğimsiz akşamlara büktüğüm dalları. ayaküstü içimi sökmeden, yere düşürmeden sakındığım mendili, hurdaya çıkardığım kahkaha ürkütmeden kundaktaki bebeği, yüzümü örselemeden, dilimi çatallamadan sırt…

Ekmeğin Kuruyan Tarafı

annem bunu öğretmişti ekmeğin kuruyan tarafından başlayarak ekmeğin bayatlığı ile tazeliği arasında babil denen bir yerin olduğunu ı. hesap makinesini kullanmayı öğrendiğimde payımı istedim nil’in kuruyan göğsünden ramazan temalı banka reklamlarından cesaret kuşanarak plastik bir huzur takındım kalbimin üzerine. fazla mesai de yaptım perşembe geceleri döşeğimin sıcaklığı yastığımın yumuşaklığı eksilmesin çöreklenen olmasın soframa girmesin konforuma balta diye. maaş bordrolarıma papyon takıp ye…

Tahammülfersa

ı. yağmurun ve toprağın insanı çattığı bir zamanda şehrin iniltisi henüz uğramamışken bileklerime şükür kelimesinin ekmek gibi boğazımdan geçtiği kalbin yaşamaya yettiği çağlara uzandım, insanoğlunun kravatlarla boğazlanmadığı çağlara. kırdım bilinç isimli o şemsiyeyi, gövdeme nehirleri bağlayan bir dalgınlıkla göğsümü sıradaki sağnak için açtım. ıı. onlara leyla budur dedim ekmeği tutarak öpüp alnıma koydum onu nerede görsem, dantel gözleri yoktu bizim leyla'nın koynum buğday tarlası eller…

Elmanın Kararan Yüzü

Elmanın Kararan Yüzü suya dair cümleler kurdum elmanın kararan yüzüne savaştan kaçırdım içimde yeryüzünü gözetleyen çocuğu onu yarınlarla avutup, umudu yonttum her yarın da. bu takvim duvarda iyi durur dedim, kendime bir yarın daha seçtim. gördüm ki yokmuş hiç soluklanacak bir çeşme Allah’ım yetişemiyorum verdiğim nefese. çevirsem kırılacak bir anahtardı elimdeki korkuyla yaklaştım yoluma eğleşen kapılara. eve dönerken başka başka sokaklara saptım da bulanık akşamlardan geçtim o şarkıdan geçti…