Hüseyin Karacalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hüseyin Karacalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Nisan 2022

Durum Raporu /onbir

Aklıma düştükçe takip ettiğim, dikkatimi çeken başlıkları okuduğum bir yer var. Ekşi Sözlük'ün "dünün en beğenilen entryleri" sekmesi altında en çok beğenilen yazılar yer almakta. Kısaca: debe diyorlar. Bu listenin içinde "az kişinin bildiği muhtemeşem web siteleri" başlığı benim en çok dikkatimi çeken başlıklar arasında. Bazen bu başlıkta paylaşılan web siteleri çok işime yarayacak imkanlar sunabiliyor. Arşivleme ve arşiv karıştırma merakım vardır. Bundan dolayı gazetelerin, dergilerin, çeşitli matbu yayınların eski sayılarını karıştırmayı severim. Kitapların ilk baskılarına ulaşmak da hoşuma gider. Bir Ekşi Sözlük yazarı işime yarayabilecek web sitelerinden bazılarını şu bağlantıda sıralamış.

Bu web sitelerinden ilki bir projeye ait. Projenin adı: Gazeteden Tarihe Bakış Projesi. İstanbul Üniversitesi Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı, Merkez Kütüphane koleksiyonunda yer alan 18422 adet ciltlenmiş gazetenin 1928 - 1942 yılları arasında yayınlamış olan 688 cilt gazeteyi dijital ortama aktarmış ve erişime açmış.

10 Nisan 2022

Aşkar Dergisi’nin 62. Sayısından Mısra Seçkisi

Yeni bir oturum açtım nehirde iki defa
Temiz bir sayfaya inanmayı ne çok istedim
....
Bir yaz günüydü hani kokulardan bir hatıra
...
Geçmişin kokusunu derinden soludum da
Nefesimin yetmediğini bir türlü öğretemedim
Yaşamak dediğiniz uzun bir gelecekti hani

İnkisar, Hüseyin Karacalar
karanfil sokak karanfil kokmuyor ve menekşe sokak menekşe
bu iklimlere bir şey oldu dostun önünde buluşmuyor mu kimse
...
işte buralarından geçtim ben şehrin çiçek adlarını
sonra işte sen geldin.
...
ankara her dönemin gençliği
bakmayın memur sandıklarına bakmayın gri
kimsenin beğenmediği kimsenin vazgeçemediği

Ankaralı Şiir, Özgür Ballı

28 Nisan 2021

Aşkar Dergisi'nin 58. Sayısından Mısra Seçkisi

 ... 

Zor değil kandırmak beni

Her ince tebessüm cem-i dünyada kanmaya değer

Başlatılmaya gelemem başlarım her nasılsa

...

Bizim mahalledeki caminin cemaati yok

ODTÜ'de ilahiyat olsa da olur olmasa da

Parodika, İdris Ekinci


Hangi oyuncağı bozdum Allah'ım

Hangi çiçeği kanarca sevmedim

Hangi çocukta sırlandi ki ahım

Ağız tadıyla diş çürütemedim

Hiç Komik Mi, Mustafa Melih Erdoğan 

7 Mayıs 2019

İçimizden Söyleştik IX

Uzun zamandan beri Aşkar’da şiirlerini okuyoruz. Niçin Aşkar?

Bu sorunun bendeki karşılığını Aşkar'ın 40. sayısında Dikine Paralel'de "Şiirin Sözü Türk'ün Özü" serlevhası altında ifade etmiştim. Mustafa Melih Erdoğan'ın ifadesiyle şiir bizim için bir mesuliyet meselesidir. Mesuliyetimizi yerine getirebilmek ve sağlam bir zemin üzerinde hareket etmek için hakiki bir mevzi gerekliydi. Aşkar'ı ve Aşkar'a omuz verenleri tanıdığım zaman, arayışında bulunduğum sağlam zeminin kendisi olduğunu anladım. Aşkar'ı ve bu hakiki mevziyi koruyanları tanıdıkça muhatabımızın ve neye niçin talip olduğumuzun daha iyi farkına vardım. Samimiyet sahibi insanların Aşkar'daki varlığı beni Aşkar'a bağladı. Zaman ilerledikçe Aşkar benim ve şiirim için bir sığınak oldu. Bir araya geldiğimizde kapının dışında bırakıyorduk bu dünyaya ait olan gündemi. Bu yüzden Aşkar.

Şiire nasıl başladın? Niye başladın? Şiirin hayatında bir yeri var mı? Olmasa da olur mu?

Her insan kendisini bir şekilde ifade etmek ister. Bunun türlü türlü yolları vardır. Bu yollardan birisi de şiirdir. Şiir serüvenimin başlangıcı lise yıllarıma uzanmaktadır. İlk gençlik yıllarımdı. Sezai Karakoç'u, Necip Fazıl Kısakürek'i, Turgut Uyar'ı o yıllarda okumaya başlamıştım. Özellikle Necip Fazıl'ın şiiriyle hemhal oluyordum. Öyleki onun şiirlerini taklit ediyor, hece ölçüsüyle şiirler yazmaya çalışıyordum. Üniversitede ise İsmet Özel şiiriyle tanıştım. Böylece şiir bende çok daha başka bir anlam kazandı. Kendimi ifade edebilmek için başladığım şiir, artık kendimin dışına çıkmıştı. Şiirin bendeki karşılığı başkalaşmıştı. Kafamda kurduğum bazı şeyler yeniden şekilleniyordu. Şiirle temasım arttıkça sahip olduğumu zannetiğim birçok şeyin esasen sahibi olmadığıma kanaat getirdim.

Bu yönüyle şöyle geriye dönüp baktığımda elimde tek birşey kalıyor. Şiirim de şiirimiz de bir vatan sahibi olduğumuz için şiir. Şiirin hayatımdaki yeri işte budur. Olmasa da olur diyemiyorum. Çünkü hissettiklerimi, düşündüklerimi karşılayabilecek başka bir zemin göremiyorum.

Şiir yazmanın dışında poetik anlamda şiire kafa yoruyor musun? Neler söylemek istersin?

Zaman zaman Türk şiiri üzerine poetik okumalar yapıyorum. Yaptığım poetik okumalarla şiirin gerçekliğine daha rahat girebiliyor, şiirin yardımcı unsurlarını daha net görebiliyorum. Bu durum şiiri okurken de şiiri yazarken de daha başka açılardan şiire yaklaşmama yardım ediyor. Şairin malzemesi kelimelerdir. Şiiri kelimeler üzerine bina eder. Bu kelimeleri yan yana getirirken kullandığı teknik ona daha başka anlamlar katacaktır. Anlamı zenginleştirecek ve şiir ayakları yere basan ve iddia sahibi bir metin haline gelecektir. Bu yönüyle bir arayışın içerisindeyim. Dil ve teknik konusunda yazılan akademik metinler ilgimi cezbediyor.

(Hüseyin Karacalar'ın sorularını Eyüp Aktuğ cevapladı.)

Aşkar Dergisi, Ekim - Kasım - Aralık 2018, Sayı 48

4 Aralık 2015

Mahcup Bir Öfke: Cevapsız Aramalar

“Ben ne yaptım? Bir hududu zorladım. Kendimin dışına çıkmak isterken kendime rast geldim.”
Bir Adam Yaratmak – Necip Fazıl Kısakürek

Şair bir hududu zorlayan, kendisinin dışına çıkmak isterken yine kendisine rast gelendir. Eşyalara ve hadiselere karşı madde üstü bir nazariyeden yaklaşan, yirmi dört saatlik zaman çizgisinde göremediğimiz, fark edemediğimiz şeylerin arayışındadır. Bu yönüyle sürekli kanayan bir yaraya sahiptir. Şair, bir tarafıyla o yarayı sarıp sarmalarken, diğer tarafı o yarayı kurcalamakta ve bazen isteyerek bazen istemeyerek tekrar ve tekrar kanatmaktadır. Şairin iç dünyasındaki bu çatışmalar ise yeni şiirlere kapı aralamaktadır.

Hüseyin Karacalar, ilk şiir kitabı Cevapsız Aramalar ile kendisinin dışına çıkmak isterken kendisine rast gelen bir şair. Cevapsız Aramalar, Hüseyin Karacalar’ın ilk göz ağrısı. Telaşla oradan oraya koşturan bir kalabalığa şahit olan, gürültüye kulak tıkamayıp olan biteni duyan, bütün bunların yanı sıra bu uğultunun arasında undan, şekerden ve zeytinden bir rahmet, bir bereket damıtan Hüseyin Karacalar, “annem ve babam için” ithafıyla bizi karşılıyor.  Kitabın ilk şiiri Bir Teselli Ver’de “Şimdi hissettin mi çınar ağacının arasından gelen sesi / Şimdi ezan şimdi namaz şimdi gül tadında bir mevsim” diyor.