26 Mayıs 2016 Perşembe

Yalnızız ve Bozkırkurdu’ndan Hareketle Ruhun Beden Çıkmazı Üzerine

Türk edebiyatında romanın varlığından söz açacak olursak Peyami Safa’yı ve onun Yalnızız’ını başköşeye oturtmamız gerekir. Edebiyatçılığının yanında psikolojik ve felsefî açıdan da tahlil edilmesi gereken Peyami Safa’nın yapıtlarına kısaca değinecek olursak özgünlüğü ve yetkinliğiyle ışıldayan psikolojik tahliller ile çağın getirdiği ruhî ve bedenî buhranları röntgen camına tutmuş, yirminci asrın büyük meselelerinden makinaya ve makinalaşmaya karşı insanın kendisine cephe almasını anlatmış, anlatırken de ideal ve mutlak olana yakınlaştırdığı ütopyasını eserlerine giydirmiştir.

22 Mayıs 2016 Pazar

Türk Şiirinin Milenyum Çıkmazında Beş Kitap

Ebabil Yayınları, Osman Özbahçe editörlüğünde yürütülen şiir dizisine beş yeni kitap daha ekledi. Aşkar Dergisi ile hatırladığımız şairler sahih ve sahici kitapları ile okurlarını selamlıyor. Mustafa Melih Erdoğan’ın Hangi Anahtar’ı, Aziz Mahmut Öncel’in Pasaportsuz Türk’ü, İrfan Dağ’ın Paslı Çiçek’i, Özgür Ballı’nın Ben Seni Sonra Ararım’ı ve Musab Kırca’nın Düşerken Öğrendiğimiz Yasalar’ı başta Aşkar Dergisi okurlarını olmak üzere şiir okurlarını heyecanlı bir bekleyişe soktu. Sivas’ta yayın yapan ve ülkemizin bir çok ilinde okurları ile buluşan Aşkar Dergisi sekiz yılı geride bıraktı. Türk şiiri ve dergiciliği adına ciddi bir konumda olan Aşkar, şairleri ile birlikte modern Türk şiirine hareket kazandıran bir nitelik sahibi oldu.

Aşkar Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni olarak tanıdığımız Mustafa Melih Erdoğan, titiz bir çalışmanın neticesi olarak ilk şiir kitabı “Hangi Anahtar” ile okurlarının beklentilerini karşılayacak bir esere imza attı. İkinci Yeni’den günümüze kadar modern Türk şiirinin birikimini hissettiğimiz Hangi Anahtar’da, şair, kendi kuşağının öncesi ile irtibatını koparmıyor.  2000 – 2010 kuşağı şairlerinde yer yer görülen İkinci Yeni’yi bir atıflar deposuna dönüştürme gayretinden sakınan Erdoğan, Hangi Anahtar’da, şiire plastik pencereler açmayı reddedip, onun ruhuna erişme gayretiyle kendini gösteriyor. Hangi Anahtar’da bizlere bir içdeniz gibi açılan bir başka kapı ise arayış. Muhalif şiiriyle bunu derinden hissettiren şair, şiiri örselemeden, akıl ile kalp arasına bir çizgi konduruyor.

İlk şiir kitabı ile okurlarının karşısına bir başka Aşkar şairi ise İrfan Dağ. Paslı Çiçek isimli kitabıyla 2010’ların başından itibaren kaleme aldığı şiirleri bir araya getiriyor. Günümüz Türkiye’sinde varlık sancısı çeken Türkçe’ye karşı hassas duruşuyla, bu meselenin şerhine şahit olduğumuz şiirlerinde, neye niçin talibiz sorusunu düşünmeye fırsat verecek duraklar sunuyor.  Paslı Çiçek’te bir ur gibi büyüyen şehirlerden, iki banknot arasına sıkışan hayata kadar, şiirdeki kalıpların dışına çıkmayı başarıyor. Paslı Çiçek’te şiirlerin ithafları, göndermeleri, mısralarının uzunluğu, diyaloga girme çabaları şairin muhatap bulma çabalarının biçimsel, teknik ifadeleri olarak beliriyor.

7 Mayıs 2016 Cumartesi

Yürüyorum Aramızda Herkes

uysal ağzını hınca hınç doldurmadım
giyinip dudağını kıvrılmadım bir köşeye
yürüdüğün haziranlardan getirmedim günün döndüğü saate
dağılmadı uykusuzluğuma saçların
sen varmadın kapıya ben akmadım merdivenlerden
ovulmadı yüreğim toprağın sana değdiği yerden.

uyudum, uzak bir şehre sürdüler beni
beni aklımdan geçmeyenle tehdit ettiler.
pencereye sataşan uzaklık, perdeyi ürküten karaltı
boşluğunu bir kadının kahkahasıyla örten sokak
dişiliğini üzerimde deneyen dünya
içine heykeller oyulan esmerliğim
tenimi reddeder gibi oturdu erik ağaçlarının arasına.

güç yetiremiyorum dilimin çaresizliğine
yeni matlar keşfediyorum kapıyı her yoklayışımda
nereye koşsam nereye dursam aynı yağmur
bunalıyorum kurumayacak bu gömlek
bu gömlek üç tarafından ıslanmış
üç tarafından sana gelmiş.

sırtımda kırıldı bana sunulan kadeh, dağıldı zehir
ben sıçradıkça böyle
dünyada derin yere değdi ayağım
      tamam mı abi
      tamam değil yasin ayna kırık, yüzüm yerinde mi
      ali’nin aynası kırık, yasin unutmayalım bu olanları.
suratıma sekip duran topuklular yok bu çerçevede
çünkü her fotoğraf yalan söyleyebilir
sırasında eksilebilir bütün olan.

yürüyorum aramızda duvar, duvarda resim, resimde kız
üzerime abanan apartman, mücahid’in akşamlı yurt odaları
uzadıkça uzayan vezne sırası
yürüyorum aramızda herkes aramızda bi dünya.

budandı dünyaya takılan kollarım gözüm isminde tozlandıkça
toprağına bağlandım, toprağın ile aşıladım kuruyan dallarımı
sancım dineldi seni andıkça, seni andıkça hatırladım andımı
seni andıkça boğazladım  her sabah koynunda uyandığım karaltıyı.
aynayı uzattım kaza süsü verdiğim yüzüme
dünümü bugünümü yarınımı yok bağışlayacak senden başka
senden başka yok karanlığımı aydınlığına ulayacak.

göze aldım dünyayı merhametini okudum
şükrettim geçtim de yanlışın içinden yolunu sordum
işittiğimi anlar kıl, kulağımı temizle bu irinden, beni sana sesle
hep ertelemişken ömrümü aldığım nefesi ertelemişken senden başkasına
şimdi pişmanlığımı erteleme.

bu kez senin için hazırlandım yola çıkarken
bu kez aynanın karşısına senin için geçtim
sana taradım saçlarımı cuma günleri
toyluğumun örsünden bir zırh çıkar bir kılıç
imdi sefer bana.

Eyüp Aktuğ
Aşkar Dergisi, Ocak - Şubat - Mart 2016, Sayı 37