24 Aralık 2014 Çarşamba

Şiirimiz Boynundan Öptürmez ya da Naifliğin Bel Ağrısı

Kadın bahsi çağlar boyunca edebiyata mevzu olmuş temaların başında gelmekte. Bu yönüyle gerek kadim doğu uygarlıkları olsun gerekse batı uygarlıkları olsun, bu coğrafyalarda yetişen şairlere ilham ve esin kaynağı olmuş bir bahisten söz ediyorum. Doğu ve batı medeniyetleri birbirine büsbütün zıt iki kutup olmasa da bu iki medeniyeti birbirinden keskin hatlarla ayıran bir takım unsurlar var. Malumu olunan bir gerçek var ki "doğu" kelimesini duyduğumuz zaman aklımıza bir takım metafizik olgular, ruhî ve ahlaki bir takım çağrışımlar gelmekte. Buna mukabil "batı" kelimesinin zihnimizde oluşturduğu görüntü ise plastik fenomlar ve bu fenomların örüntüsünde yükselen soğuk hissi çağrışımlardır. Böylesi bir genelleme yapmak ne kadar doğru olur yahut doğu ve batı coğrafyalarında bu genellemeleri alt üst eden cins beyinler hiç yok mu? Elbette mevcuttur. Fakat burada bir medeniyet portresi çizme gayretinde olduğum için bu türden cins beyinleri meselemin dışında tutmak gerekir.  20. yüzyılda başlayıp 21. yüzyılda kemâle erişen makine çağının etkisi hayatımızın her alanına nüfuz etmiş durumda. Uzay çağı veya modern yüzyıl da dedikleri şu dönemde doğu ve batı kavramları anlamını yitirdi. Evvelce her açıdan -edebiyat yönüyle de- iki zıt kutup kabul edilen doğu ve batı, 21. yüzyıl itibariyle konumunu yitirdi.

Kadim medeniyet kavramının içi kurtlandırıldı. Ruhî ve ahlaki prensiplerin anlamsızlaştırıldığı bir devirdeyiz. Bahsimizi dağıtmamak ve meselemizden kopmamak adına yazımın hemen başında vurgulamış olduğum "romantizm" mevzusuna yeniden dönmek istiyorum. Korkarım ki modernizmden hissemize düşenden fazlasını aldık ve alıyoruz.

McDonalds'da Çay Edebiyatı

Muhafazakâr romantizm diye bir akım varmış. Kadın bahsi ile bir takım dini terimleri harmanlayınca böyle bir akım doğmuş. Bugün muhafazakâr gençler arasında hayli popüler. Bu kısmı biraz daha somutlaştırmak adına yeşil edebiyat yahut muhafazakar romantizm akımından örnekler sunmak istiyorum.

"Senin en çok abdest aldıktan sonra çoraplarını giyerken ki halini seviyorum."

Bu cümle karşı cinse -kadın veya erkek- kur yapmak için kullanılan cümlelerden biri. Bu cümleyi şiir zannettikleri gibi bu cümleyi kuran kişinin de şair olduğunu iddia ediyorlar. Karşımdaki kadının veya erkeğin ilgisini nasıl çekerim, hem dini bütün biri olarak görünüp hem edebiyattan ve romantizmden anladığımı nasıl belli ederim diye düşünenler için...

"Seninle aynı evde abdest sırası için kavga etmek, düşünüyorum da çok tatlı."

Bir ara çay ve kahve edebiyatı moda idi. Onun belli bir noktaya kadar kabul edilebilir bir tarafı vardı. Ama McDonalds'ta kocaman bir hamburgerin yanında hediye olarak verilen buz gibi bir "battal" boy kola bardağı. Masanın hemen üzerinde Sebahattin Ali'nin "Kürk Mantolu Madonna" isimli romanı ve olmazsa olmazımız bize Elif gibi nasıl sevebileceğimizi öğreten bir şaheser. Gündemin konusu ise aşk. Rica ediyorum, bu naiflik öldürecek sizi.

"Yok ya, o kitabın kapağı iyi değilmiş. İntagram'da güzel durmaz. Ayy, bak bu güzelmiş."

Esenlikler dilerim.

13 Aralık 2014 Cumartesi

Şiir, Dergi, Şehir ve Modernizm Üzerine Bir Söyleşi

11 Aralık 2014 tarihinde 21:00 ile 23:00 arasında Radyo Hilal'de yayınlanan şiir programında şiiri ve şehri konuştuk.  Benim için garip bir duyguydu ve birazda heyecan verici bir tecrübe oldu bu. Sivas'ta yayın yapan bir radyo var, ismi de Hilal FM. Her perşembe gece saat dokuz ile on bir arasında yayınlanan bir şiir programı var. Programın hazırlayıcı İlkay Coşkun. Evet, programın bu haftaki konuğu bizlerdik. Nun Edebiyat'ın "bûtimar'ı ve karanfil'i"... Dergimizin yani ailemizin diğer üyeleri de yayına telefon bağlantısı ile ortak oldu. Nun Ailesi olarak çok güzel bir hatıra bıraktık geleceğe. Geriye dönüp baktığımızda tebessümle hatırlayacağımız bir gece oldu.

10 Aralık 2014 Çarşamba

Ne Oldu?

dinçer: kim o?
eyüp: evini benden başka bilen mi var?
dinçer: eyüp, sen misin?
eyüp: sesim de unutulmuş demek.
dinçer: uykumdan yeni uyandım. hayırdır, bu saatte?
eyüp: muhabbet etmeye geldim. hem saatin nesi var?
dinçer: yiyecek bir şeyler hazırlayayım bekle.
eyüp: çay demle bana.
dinçer: kahvaltı yaptın galiba.
eyüp: iki simit yedim gelirken. görüşemiyoruz.
dinçer: üç defa ziyaretine geldim. kapıyı açmadın.
eyüp: müsait değildim. ancak fırsat bulabildim.
dinçer: geçenlerde bir not defteri buldum sofanın hemen yanında.
eyüp: iyi, ne yapayım.
dinçer: senin el yazın vardı içinde.

2 Aralık 2014 Salı

Eve Dönüş Planı

beni kalbimden alıkoyan bu kent bozması,
bir koşudan daha düştüm kırmızı ışıkta.

eve giden yolu kaybettim dostlarım
kaybettim yakamdaki kiraz lekesini
ve dudağıma ilmeklediğim o şarkıyı.
çok acayip şeyler oldu burada
birileri tebessümü öldürür gibi güldü.
allah'ım gerçek mi bunca şey?

hüznüm lokavt yedi
öteden beri parazitliymiş isyan.
bana söylemediler ama
hangi yumruğumun havada duracağını,
iki elimi göğe tuttum ben de.
çıkarmasa mıydım acaba kalbimi bu greve?

bana bir dağ verin
eteği mor olmuş al olmuş önemli mi?
sehpanın üstünde bir kaç kelime vardı,
öyle kalsın okumayın  onları.
cadde görmemiş kadınlar için
saklayın çarpıntınızı.

bir şey daha olmalı söylemem gereken
ama unutturdular işte.
her neyse o kadar da mühim değil bu.
fren izleri var toprakta
yürümem gereken yol işte bu olmalı.
aramayın beni elektrikler kesilmeden.

siz klakson gözlü insanlar,
biraz yumsanız şu gürültüyü.