22 Nisan 2021 Perşembe

Tamam Olma Gayreti

Ferruh Başağa'nın Barış İçin tablosu
"Benim düşünceme göre aşk, ruhların çeşitli yaratıklar arasında bölünmüş parçalarının birleştirilmesidir. Bu birleşme onların en yüksek temel ögelerinde meydana gelir. Beraberlik ve ayrılığın, varlıkların birleşimi ve ayrışımıyla ilgili olduğunu biliyoruz. Her şekil kesinlikle kendine uygun olan şekli çağırır; onu arar, bulur. Her şey misli mislinedir. Aramızda karşıtların birbirini ittiğini , benzerlerin birbirlerini çektiğini, hemcinslerin birbiriyle uyum sağladığını bilmeyen yoktur. Niçin aynı durumlar ruhlar için söz konusu olmasın? Allah Adem’in eşinde bulacağı ısınmanın nedenini Havva'nın kendisinden bir parça bulmasında kılmıştır." 
İbni Hazm, Güvercin Gerdanlığı

İnsan temelde eksiktir. Bu insanda varoluşsal bir açmazdır. Temeldeki bu eksiğin farkına varabilmek için insan kelimesini tanımlamak ve tamamlamak gerekecek. Şeyh Sadi Şirazi'ye göre, insan, üç beş damla kan ve bin bir endişedir. İnsan eksik olduğunu idrak ettikten sonra, bu eksikliği kapatabilmek, tamamlayabilmek adına bir arayışın içine girer. İnsanın tamamlanmak adına giriştiği bu arayış boyunca tedirginlik, korku ve endişe kendisine eşlik edecektir. Burada sorulması lazım gelen soru şu olmalıdır.

21 Nisan 2021 Çarşamba

Eve, Şarkıya, Kalbe

Nicedir kalemi kağıdı elime alıp, bir yazının yahut bir kitabın karşısına geçemedim, buralara uğrayamadım. Elbette bunun bir sebebi vardı. Artık zamanı geldi, diyerek uzun zaman sonra yeni bir yazı ile okurlarımı selamlamak istedim.

Hayat dediğimiz şey bana göre bir yerden bir başka yere ulaşma gayretidir. İnsan doğar, annesinin sütüne ulaşmak için gayret eder. Büyür, okula gitmek için gayret eder. Yetişkin olur, bir yuva kurmak için gayret eder. Yaşlanır, yaşamı boyunca edindiği birikim ile kendinden küçüklere yol gösterici olmak için gayret eder. Biraz düşündüğüm zaman bütün bu merhalelerin aslında aynı zemin üzerinde farklı zamanlarda ortaya çıkan durumlar olduğun anlıyorum. İlerleyişimiz, çabamız ve gayretimiz başından sonuna değin aynı zemin üzerindedir. Zeminin adı: Gurbet.

Vaktiyle Necip Fazıl Kısakürek'in Bir Adam Yaratmak isimli piyesini okumuştum. Piyeste Husrev adıyla tanıdığımız karakterin şu cümlesi, gurbet ismini verdiğimiz zeminin mahiyetini açıklıyor.

24 Kasım 2019 Pazar

Senin Derdin Ne

Acelen ne, nereye gitsen dünyadır orası
Nereye gitsen etinde bir tırnak izidir
Adına yaşamak dedikleri

Nereye gitsen kırık camlar karşılar seni
Nereye dönsen yapışırlar yakana, hadi anlat anlatsana
Nereye koysan başını aynı düşünce, aynı çıkmaz, aynı sokak
Sen acemisisin bu yolun, gürültünün yabancısı kulakların
Bırak kirli kalsın dolaplar, senin olmayan balkonlar
Orada, uzayan, bitmeyen, gitmeyen grilerin arasında
Azalıyorsa gözlerin, kolların azalıyorsa, uykun daha hafifse şimdilerde
Bir maviyi ısrar ediyorsan, tükenip tükenip bitmiyorsa gün
Sana yeni bahaneler bulalım, çünkü sarılacak bahanelerin var
Yola çıkmak için, eve dönmek için, evden dönmemek için

Biraz uyu, uyandığında, uyuyup uyandığında şarkıyı başa al
Şimdi sana yeni bir oda, temiz dolaplar, çiçekli pencereler belki
Yetmez mi bütün bunlar durmayanı biraz durdurmaya

Senin gelmelerin mi, senin gidemeyişin mi
Kışlıkları da al gel
Sen öğrettin ya
Kırka kadar sayınca geçiyor bütün bunlar
Kırka kadar sayınca kahve daha köpüklü, her şey güzel
Her şey daha yakın, otobüs daha hızlı
Kırka kadar sayınca toprağın gevşiyor bak
Bahçen genişliyor, ağaçların yere seriyor dallarını
Derinleşiyor dilindeki çukur, sesin açılıyor, yeminler büyüyor
Saydamlaşıyor kapandığın duvar, bulanan su gösteriyor gizlediğini
Kırka kadar sayınca yeni bahaneler buluyorsun zili çalmaya
İnanıyorsun değil mi
Bütün bunlara ve bu anlattıklarıma

Sesin kesik kesik geliyor telefonlarda
Öksürüğünü gizlemiyor nefesini tutuşlar
Tekrar ediyorsun aynı cümleyi
Anlamak anlatmak için kendini kendi içini

Senin derdin ne
Senin derdin, dertlendiğin, iç geçirdiğin
Kalbin soğudu mu
Soğuttular mı seni, alıştın mı olup biten şeylere
Kimsecikler bilmiyor mu babanın dizlerini
Annenin avuçiçlerini ve kardeşinin camdan gözlerini
Bir çift kanat yok mu sende
İnce ince hesapla, formüller ara, basınç farkları falan
Yerçekimine karşı, anlatamadıklarına karşı
Bir çift kanat yok mu sende
Seni oralardan alıp getirmeye.

Eyüp Aktuğ
Aşkar Dergisi,  Temmuz - Ağustos - Eylül 2019, Sayı 51

30 Eylül 2019 Pazartesi

Sabır, Emek ve Kıymet Üzerine

Uyandığımız her yeni sabaha bir önceki günden farklı bir insan olarak başlıyoruz. Yaşadıklarımız, gördüklerimiz, duyduklarımız, doğrudan veya dolaylı olarak karşı karşıya geldiğimiz bir çok şey bizi dönüştürüyor. Akıp giden bir zamanın içinde bulunuyor ve bir şekilde çevremiz ile münasebet kuruyoruz. Kendimizi zamanın dışına alamadığımızdan ve çevremiz ile olan münasebetimiz yaşadığımız müddetçe devam edeceğinden bu dönüşümün önüne geçilemeyecektir.

Değişmek, dönüşmek, bir hâlden bir başka hâle geçmek meselesine gelince... Bu meseleyi yorumlarken "kemâle ulaşmak" deyimine müracaat edeceğim. Eskilerin  bir sözü vardır. "Artık yaş kemâle erdi." derler. Bu cümleden olgunlaşmak, pişmek anlamını çıkarmak mümkündür. O halde soruyu soralım. 
Madem ki uyandığımız her yeni sabaha bir önceki günden farklı bir insan olarak başlıyoruz. Yaşamış olduğumuz bu dönüşüm, bizi bir hâlden daha üstün bir hâle mi ulaştırıyor? Yani "ulaşılması arzu edilen kemâle" biraz daha mı yaklaştırıyor?
Zamanımızda her şey çok hızlı ve bu dönüşümler o kadar hızlı yaşanıyor ki, hemen her şey çok çabuk üretilip çok çabuk tüketilmekte. Ertesi güne çok hızlı bir şekilde değişip, dönüşerek başlıyoruz fakat bu değişim ve dönüşüm bizleri kemâle ulaştırmıyor. Pişmiyoruz ve olgunluk kazanamıyoruz. Biraz önce ifade ettiğim üzere her şey çok hızlı hareket ediyor ve çok hızlı yaşanıyor. İnsanın çevresiyle kurduğu bağ ve münasebeti bu hızdan olumsuz etkileniyor. Her şeyin bu kadar hızlı üretilip, bu kadar hızlı bir şekilde tüketilebilmesi insanın değer yargılarını da değiştiriyor. İnançları, ahlak anlayışı, estetik anlayışı, gün içerisinde sarf ettiği cümleler bu dönüşümün bir parçası oluyor. Bu durum zaman içerisinde bir döngü halini alıyor ve insan ismini verdiğimiz varlık bu döngünün içinde bir anlam arayışına giriyor.

Netice olarak sabır kelimesi, emek kelimesi, kıymet kelimesi anlamını yitiriyor. Hemen her şey bu kadar hızlı üretiliyor ve tüketiliyorken insanlar bir şeyin gerçekleşmesi için sabırlı hareket etmiyorlar. Hemen olsun ve bitsin gayesindeler. Daha az emek ve zaman harcayıp hedefe ulaşmak istiyorlar. Netice olarak elde edilen her ne ise o şey, insanların gözünde kıymetsiz hale geliyor. Hadi bunu basit misal vererek örneklendirelim.

26 Mayıs 2019 Pazar

Aşkar Dergisi'nin 50. Sayısı Çıktı

Aşkar 50
Aşkar Dergisi'nin 50. sayısı çıktı. Üç aylık yayın periyodu ile çıkan derginin Nisan - Mayıs - Haziran 2019 tarihli sayısı güçlü ve kalıcı bir ses olarak okurunun karşısında.

Bu sayı şiir, öykü, musiki, söyleşi, taarruzname, kitap ve sinema bölümlerinden müteşekkil. Derginin kapağında ise İsmet Özel'i ve İsmet Özel'in Faydasız Randevu isimli kitabından bir iktibası görmekteyiz.

"İnsanı insan kılan yüzlerce özelliğin çöpleştiği bir ülkede ülke insanını sadece çöplerin temsil ettiği durumlar doğar. Yüzlerce kültürün kalıntıları üzerinde yaşıyor olmak kendi başına hiçbir anlam taşımaz. O kültürlerden nasiplenerek özgün bir hayat kuramayanlar o kültürlerin çöplüğünde yaşıyor demektir. Bu kadarla kalsa yine iyi: Kurtuluş nedir bilmeyenler mirasçısı olmadıkları kültürlerin çöpüdür."

Bu sayının şiir bölümüne katkı sunan isimler arasında Vural Kaya, Yunus Emre Altuntaş, Muhammed Sarı, Çağrı Subaşı, Ali Cahit Yılmaz, Burak Çelik, Burak Coşkun, Cihad Özsöz, Yavuz Altınışık, Ümit Çiçekli, Emrah Çiftçi, Ahmet Emerce, Özgür Ballı, İrfan Dağ ve Aziz Mahmut Öncel'i görmekteyiz.

7 Mayıs 2019 Salı

İçimizden Söyleştik IX

Uzun zamandan beri Aşkar’da şiirlerini okuyoruz. Niçin Aşkar?

Bu sorunun bendeki karşılığını Aşkar'ın 40. sayısında Dikine Paralel'de "Şiirin Sözü Türk'ün Özü" serlevhası altında ifade etmiştim. Mustafa Melih Erdoğan'ın ifadesiyle şiir bizim için bir mesuliyet meselesidir. Mesuliyetimizi yerine getirebilmek ve sağlam bir zemin üzerinde hareket etmek için hakiki bir mevzi gerekliydi. Aşkar'ı ve Aşkar'a omuz verenleri tanıdığım zaman, arayışında bulunduğum sağlam zeminin kendisi olduğunu anladım. Aşkar'ı ve bu hakiki mevziyi koruyanları tanıdıkça muhatabımızın ve neye niçin talip olduğumuzun daha iyi farkına vardım. Samimiyet sahibi insanların Aşkar'daki varlığı beni Aşkar'a bağladı. Zaman ilerledikçe Aşkar benim ve şiirim için bir sığınak oldu. Bir araya geldiğimizde kapının dışında bırakıyorduk bu dünyaya ait olan gündemi. Bu yüzden Aşkar.

Şiire nasıl başladın? Niye başladın? Şiirin hayatında bir yeri var mı? Olmasa da olur mu?

Her insan kendisini bir şekilde ifade etmek ister. Bunun türlü türlü yolları vardır. Bu yollardan birisi de şiirdir. Şiir serüvenimin başlangıcı lise yıllarıma uzanmaktadır. İlk gençlik yıllarımdı. Sezai Karakoç'u, Necip Fazıl Kısakürek'i, Turgut Uyar'ı o yıllarda okumaya başlamıştım. Özellikle Necip Fazıl'ın şiiriyle hemhal oluyordum. Öyleki onun şiirlerini taklit ediyor, hece ölçüsüyle şiirler yazmaya çalışıyordum. Üniversitede ise İsmet Özel şiiriyle tanıştım. Böylece şiir bende çok daha başka bir anlam kazandı. Kendimi ifade edebilmek için başladığım şiir, artık kendimin dışına çıkmıştı. Şiirin bendeki karşılığı başkalaşmıştı. Kafamda kurduğum bazı şeyler yeniden şekilleniyordu. Şiirle temasım arttıkça sahip olduğumu zannetiğim birçok şeyin esasen sahibi olmadığıma kanaat getirdim.

Bu yönüyle şöyle geriye dönüp baktığımda elimde tek birşey kalıyor. Şiirim de şiirimiz de bir vatan sahibi olduğumuz için şiir. Şiirin hayatımdaki yeri işte budur. Olmasa da olur diyemiyorum. Çünkü hissettiklerimi, düşündüklerimi karşılayabilecek başka bir zemin göremiyorum.

Şiir yazmanın dışında poetik anlamda şiire kafa yoruyor musun? Neler söylemek istersin?

Zaman zaman Türk şiiri üzerine poetik okumalar yapıyorum. Yaptığım poetik okumalarla şiirin gerçekliğine daha rahat girebiliyor, şiirin yardımcı unsurlarını daha net görebiliyorum. Bu durum şiiri okurken de şiiri yazarken de daha başka açılardan şiire yaklaşmama yardım ediyor. Şairin malzemesi kelimelerdir. Şiiri kelimeler üzerine bina eder. Bu kelimeleri yan yana getirirken kullandığı teknik ona daha başka anlamlar katacaktır. Anlamı zenginleştirecek ve şiir ayakları yere basan ve iddia sahibi bir metin haline gelecektir. Bu yönüyle bir arayışın içerisindeyim. Dil ve teknik konusunda yazılan akademik metinler ilgimi cezbediyor.

(Hüseyin Karacalar'ın sorularını Eyüp Aktuğ cevapladı.)

Aşkar Dergisi, Ekim - Kasım - Aralık 2018, Sayı 48