15 Mart 2010

Kürsümden yükselenler-5

Türkiye gerçekten özgürlükler ülkesi mi diye soruyorum şu günlerde kendime? Yoksa darbeci zihniyetin yıllarca yasakçı bir politika sergileyerek yurttaşlarına çifte standartın(bkz. başörtüsü çıkmazı) uygulandığı, dindarların geri kafalı olarak nitelendirilirken başörtüsünden dolayı eğitim hakkı elidenelinden alınan gençlerin yaşadığı ülke mi?

Sorular sorular... Yıllardır gördüğümüz sesimizi çıkarmamıza rağmen çığlıklarımızın yankı bulmadığı bir ülkede nasıl özgürlükten bahsedilebilir. Ne gariptirki kendi vatanında azınlık muamelesi gören insanların ülkesi bu topraklar. İstiklal marşımızdaki islami terimlerden rahatsızlık duyan rahatsızların yaşadığı ülke mi. Ezan, kuran sesine tahammül edemeyen, Türkiye'de manevi değerlerden yoksun bir nesil yetiştirme gayreti içerisinde olanların ülkesi mi? Yoksa Osmanlı'dan nefret eden ermeni savunucularının cirit attığı topraklar mı?

Değerli dostlarım bu vatan şairinde dediği gibi;
İleri atılıp sellercesine,
Göğsünden vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine,
Şu kara toprağa girenlerindir...
Kardeşlerim şu son zamanlarda ana muhalefeti gözlemledim değerlendirdim(haddim olmayarak). Çarşaf açılımı ile başlayan ve çarşaf yırtma hadisesi ile devam eden(şimdilerde müftü açılımı var) çelişkiler zincirinin halkalarını birleştirmeye çalıştım(zor olmadı).Farklılıklarımıza tahammül edemeyen bir kütle ile karşı karşıya kaldım. Gözlemlediğim kadarı ile çarşaf yırtma eylemi bu zihniyetin tahammülsüzlüğünü gösteriyor. Çarşaf yırtma eylemi bu kitlede mevcut olan faşizan damarının kabarması ile ortaya çıkan doğal bir sonuçtur. Ve tüm bu yaşananlar bana şu gerçeği gösterdi. Türkiye'de siyaset anlayışı böyle gittiği takdirde Türkiye'nin kalkınması mümkün olmayacaktır.

Yazıma İzmir'de yaşanan bir vaka ile devam etmek istiyorum. Dün akşam üzeri rastladığım bir habere değineceğim. Haberin konusu İzmir belediyesinin başörtülü öğrencilere indirimli öğrenci kartı(toplu taşıma için) vermeyeşi ile ilgili idi. Bu son olay başörtüsü yasağının genişlediğini kapsama alanının arttığını gösteriyor. Yasakçı, özgürlük karşıtı zihniyete soruyorum; benim başörtülü annem Cumhuriyete ve laikliğe bir tehdit unsuru olarak görülürken nasıl oluyorda aramızdaki hainler işbirlikçiler bir tehdit olarak görülmüyor anlam veremiyorum.

Aziz kardeşlerim yazımı sonlandırırken şu noktayada değinmek istiyorum. Türkiye'deki bu çifte standart 50 yıl önceki amerikanın siyah-beyaz ayrımının yapılmasına benziyor. Zira bizde başörtülüler 3. sınıf insan muamelesi görürken 50 yıl önce amerikada siyahlar 3.sınınf insan muamelesi görüyordu. Kendilerini çağdaş, modern avrupai insan olarak gören yasakçılara sesleniyorum. Almanya'yı ikiye bölen Berlin utanç duvarı nasıl yıkıldıysa bizde Türkiye'deki içimizdeki bu utanç duvarını yıkacağız. Dindar kardeşlerim Türkiye'ye şeriat getirecek değiller ancak bu yasakçı ve faşist zihniyet Türkiye'yi Nazi Almanyasına benzetmek istediklerini anlamak zor değil.

Veda ederken: Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var...

12 Mart 2010

Durum raporu-6

Değerli dostlarım uzun zamandır günce bölümünü hakkıyla besleyemiyorum. İşlerimin yoğunluğu münasebetiyle blogada pek zaman ayıramadım. İsterseniz birazda kendi yaşantımdan bahsedeyim sizlere. Şu sıralar Sivas'ta havalar hissedilir derecede ısındı. SSK'nın oradaki dereceye geçenlerede rastladım, 19 dereceyi gösteriyordu. Zira sivasın kışıda 2 ay sürer son 5 yıldır. Derslerimin ağırlaştığı şu sıralar kendimi bitkin ve yorgun hissediyorum. Akşamları eve geldiğimde üzerimde büyük bir ağırlık oluyor. Uyumamaya çalışıyorum saat 11'e kadar ama bir bakmışım saat on buçuk. Bunun sebebi evde kahvemin bitmesinden kaynaklanıyor. Bilirsiniz ben kahvbeyi sade şekersiz içerdim. Ancak daha sonra yanına süt tozunuda ilave edince kahve kahveliğini yitirdi, üzerinde bir parmak köpük olan(ne derler sizin oralarda kapicino muydu?) kapicinoya dönüştü. Neyse fazla laf kalabalığı yapmadan veda ederken kısamına geçiş yapayım.

Veda ederken: Görüntüye aldanmamakta fayda var diye düşünüyorum.

05 Mart 2010

Harlem'in Beyaz Atlısı-5

Amerika'dan dost ayıdan post olmaz! Neden mi diyorsun. O kadar çok neden var ki bir kaçından gücümün yettiği kadar bahsetmek istiyorum. İsterseniz son olaydan hani şu ermeni tasarısı zımbırtısı varya ondan bahsedelim. Sözde ermeni soykırımını tüm dünyaya kabul ettirmenin derdinde olan ermeni locası yapacağını yaptı. Ama şunu söylemek isterim ki ortada ne kanıtları var nede dayanakları... Uluslararası bir oyun oynanıyor ortada. Herkes kendi çıkarında. Amerika ne çıkar sağlayacak onu bilemiyorum. Ama ermenilerin bu sözde soykırımı dünyaya kabul ettirmeye çalışarak yapılan normalleştirme çalışmalarına balta vurduğunu iyi biliyorum.

Diğerlerindende bahsedelim isterseniz. Değerli dostlarım Amerika'nın bu tutumu şunu açıkça gösterdi ki ne bize dost nede müttefik. Bizi sadece ortadoğudaki emellerine ulaşmak için bir durak olarak görüyorlar(bkz. incirlik üssü). Eee biz şimdi dost mu diyelim düşman mı diyelim. Hepsi zayıf bir anımızı gözlüyor. Ama unuttukları birşey var, üstadında dediği gibi Şu Çılgın Türkler...

Veda ederken: Aydınlık günlerimiz yakın, şimdi olduğu gibi

21 Şubat 2010

Elit bir ortam olarak Buzz

Ne kadar çok paylaşım platformu var değilmi? Twitter, Friendfeed, Facebook zımbırtısı vs...Bana göre bunlar arasında en berbat olanı friendfeed. Nedendir bilmiyorum bu servise hiç ısınamadım. Tıpkı facebookta olduğu gibi. Ama twitter bambaşka. 140 karaktere neler sığdırmadık ki.

Neyse esas konuya döneyim. şimdide google buzz çıktı. Buzz sayesinde artık arkadaşlarımızın neler yaptığını çok daha rahat ve kolayca takip edebileceğiz. Tanıtıcı video dan izlediğimiz kadarıyla aslında FriendFeed sitesinin gmail içinde çalışıyor gibi düşünebilirsiniz. Flickr , Google Reader, RSS yada Picasa gibi sitelerdeki hesaplarınızı kolayca Buzz ‘a ekleyebiliyorsunuz. Sonra buralarda yaptığınız değişiklikleri anında diğer arkadaşlarınız Buzz üzerinde takip edebilyiorlar. Buzz hizmetinden nasıl yararlancam derseniz Gmail hesabınıza girmeniz yeterli. Eğer şuan bir değişiklik görmüyorsanız sabırsız olmayın. Yakın bir zaman içinde tüm gmail hesaplarında aktif olacak bu özelliği kullanabilirsiniz.

Bence buzz'u tecrübe etmelisiniz. Biraz twitteri eleştiride bulunayım. Paylaşımlarımız 140 karakterle sınırlandırılmamalı..

Veda ederken: Dumanı üzerinde bir servis...

04 Şubat 2010

İhtiyacımız olan saygı ve sevgi

Mecliste olay vardı. Söylenenlere bakılırsa mecliste yaşanan en büyük olaylar zinciri imiş bu yaşananlar. Herkes birilerini suçladı. Kimisi meclis başkan vekilini suçladı kimisi akpyi kimisi mhpyi kimiside chpyi. Birisi bir kibrit yaktı(gerçi o kibrit iki sene önce yakıldıç iki gün öncede harlandı). Peki bu yaşananların sorumlusu kim biz mi millet mi?
...
Peki kim o zaman? Haddim olmayarak cevaplamaya çalışayım bu soruyu. Belkide saygı ve sevgi çerçevemiz daraldı hatta kırıldı. Tahmmül sınırlarımız tahammülsüzlük sınırları ile renk değiştirdi. Biz neden hoşgörülü olamıyoruz neden yaradanı severim yaradandan ötürü felsefesini dil ile onaylayıp tasdik edipte kalben tasdik edemiyoruz. Neden...vekillerim. neden?

Şunada değinmek isterim? Türkiye son 8 yıldır ciddi manada muhalefet kalite sorunu var. Ne muhalif partiler kaliteli bir muhalefet örneği sergiliyor nede iktidar görevini hakkı ile yerine getirebiliyor. Sözümü fazla uzatmak istemiyorum bundan sonrası lakırtıya girer münasebeti ile bu konuyu burada kapatıyorum.
Veda ederken: ve Meclis açılıyor...

01 Şubat 2010

Yine aynı manzara

Ne zaman uslanacaklar bilemiyorum. BDP kongresinden bahsediyorum. Mahkemenin kararından galiba habersiz bunlar. Ben yoğurdu üfleyerek yemelerini beklerken onlar sütlü kahve içmeye devam ediyorlar. Biraz önce haber sitelerinin tekinde rastladım biraz bilgisini vereceğim habere. Haber kısa bir pasaj;
BDP kongresine Kandil'den gelen PKK'lı grup ile siyasi yasak getirilen Ahmet Türk, Aysel Tuğluk ve Leyla Zana gibi isimler de katılırken, terör örgütü PKK'nın bayrağı ve Öcalan posterleri açıldı.
Haberin devamını tahmin etmekte güçlük çekmeyeceğinizden eminim. Zira aynı manzaraları eski DTP kongrelerindede izliyorduk gözümüzün içine baka baka biz buradayız diyorlar bölücü sloganlarına devam ediyorlardı. Manzara yine aynı.Değişen tek şey partinin ismi yeni adı ile BDP...

Bütün bu yaşananlar belkide devletin sarsılmaz otoritesinin sarsıldığının bir göstergesidir. Kim bilir belkide yakında anahaber bültenlerinde daha başka şeyler izleyeceğiz.
Veda ederken: Gelecek bölüm, sivil otorite...

27 Ocak 2010

Enver Paşa(inceleme)

Sizlere bugün yeni okumuş olduğum Sn. Şevket Süreyya Aydemir beyefendinin Makedonya'dan Ortaasya'ya Enver Paşa adlı eserinin tanıtımını yapacağım.

KİTABIN ÖZETİ :
Şevket Süreyya Aydemir tarafından hazırlanan bu kitap Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerine ışık tutacak bir belge niteliği taşımaktadır. Yazar olayların önemli bir bölümünü tarihi bir tanık gibi gözlemlemiş ve özellikle Enver Paşa'nın Sovyetler Birliği topraklarında bulunduğu tarihlerde kendisi de Azerbaycan'da bulunmuş ve Enver Paşa ile görüşme şansına sahip olmuştur.

Makedonya'dan Orta Asya'ya Enver Paşa kitaplarında, Enver Paşa konusu etrafında 1860-1922 yılları arasında geçen olaylar incelenmekte ve yakın tarihimizin bu en önemli dönemlerinden biri yorumlanmaktadır. Eser 3 cilt olarak hazırlanmış ve her ciltte Enver Paşa'nın belirli bir dönemi incelenmiştir. Her dönem özet olarak aşağıda sunulmuştur.

MAKEDONYA'DAN ORTA ASYA'YA ENVER PAŞA - I :

İsmail Enver 23 Kasım 1881 günü İstanbul'da doğdu. Babası uzun yıllar Manastır vilayeti Bayındırlık teşkilatında kondüktör olarak çalışan; Gagavuz Türklerinden Ahmet Bey, annesi Ayşe hanımdır.

İlköğrenimine İstanbul'da başlar ve Manastırda bitirir. İsmail Enver orta derecede bir öğrencidir. Askeri Rüştiye (Ortaokul) ve Askeri İdadîyi (Lise) Manastır'da bitirir. Müteakiben İstanbul'da Harp Okulunu ve 1902 yılında da Harp Akademisini yüzbaşı rütbesi ile bitirmiştir.
İlk siyasî macerası amcası Halil Bey (Halil Paşa) ile birlikte Yıldız Sarayında sorgulanmaları ile başlar. Enver Paşa öğrencilik yıllarında Yeni Osmanlılar ve Birinci Meşrutiyetin siyasî akımlarıyla yakından ilgilenmiş; Namık Kemal, Ziya Gökalp ve Mithat Paşa'dan etkilenmiştir.

30 Ağustos 1906'da binbaşı olan Enver Paşa Ekim 1907'de Rumeli'de Osmanlı İmparatorluğu'na isyan eden eşkiyaların takibine görevlendirildi, Enver Paşa'yı 1908'de Padişaha karşı dağa çıkmaya ve Hürriyetin ilanına sevk eden ruh ve staj hazırlığı bu eşkiya takibi vazifesi ile başlamıştır.
Enver Paşa tarih sahnesine Genç Türkler ihtilâlinin bir yıldızı olarak 23 Temmuz 1908'de çıktı. Makedonya'dan Orta Asya'ya Enver Paşa adlı eserin birinci cildi 1908 İhtilalini hazırlayan şartları ve Enver Paşa'nın yükseliş öyküsünü anlatmaktadır.
Bu ciltte;

- Yeni Osmanlılar ve I'nci Meşrutiyet dönemi ile İmparatorluğun
durumu,
- 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbinin İmparatorluk üzerindeki etkileri,
- II'nci Meşrutiyeti oluşturan koşullar,
- Balkanlarda milliyetçilik hareketleri ve Osmanlı Avrupasındaki son
durum,
- Osmanlı subaylarının Makedonya'daki çete savaşları sonucunda
kendi padişahlarına karşı politize olmaları ve
teşkilatlanmaları,
- İttihat ve Terakki Cemiyeti faaliyetleri anlatılmıştır.

Cildin eklerinde Enver Paşa'nın aile seceresi ve II'nci Meşrutiyete ait Kanun-î Esasî bulunmaktadır.

MAKEDONYA'DAN ORTA ASYA'YA ENVER PAŞA - II :

Enver Paşa II'nci Meşrutiyet ile birlikte bir yıldız gibi parlar, II'nci Meşrutiyet İmparatorluğun sonunu hazırlayan şartlar bakımından kritik bir devredir. 1908-1914 arasındaki 6 yıllık bu devrede Enver Paşa'yı ümitleri, yenilgileri ve zafer çabalarıyla izlemek mümkündür.

1908'in Hürriyet kahramanı Enver Bey bu kısa devrede Enver Paşa olur ve artık İmparatorluğun tek söz sahibidir. Genç, inançlı, muhteris, hem kaderci hem de kaderini yaratan adam olarak tarih sahnesindedir. Bir küçük evde doğmuştur, bir sarayda yerini alır. Girdiği sarayın kapısında bir gün Padişah olacağına dair inançları vardır, Sarayla olan ilişkilerini artırmak ve hanedana girmek maksadıyla Sultan Abdülmecid'in torunu Naciye Sultan ile evlenir.

Makedonya'dan Orta Asya'ya Enver Paşa adlı eserin II'nci cildi 1908-1914 devresinde Osmanlı İmparatorluğunda yaşanan olayların incelenmesine tahsis edilmiştir.
Bu ciltte;

- 1908 İhtilâlini hazırlayan olaylar ve ihtilâlin yapısı,
- İttihat ve Terakki Partisi ve İmparatorluğun kaderi üzerindeki,
etkisi,
- 31 Mart olayı,
- Padişah II'nci Abdülhamit'in sonu,
- 1911 Trablusgarp Savaşı ve İmparatorluğun çözülüşü,
- Balkan Harbi mağlubiyetinin nedenleri ve Enver Paşa'nın bu
yenilgiden sonra İmparatorlukta tek otorite haline gelmesi,
- Türk Milliyetçilik akımının kuvvetlenmesi,
- Osmanlı İmparatorluğunun I'nci Dünya Harbi'ne giriş neden ve
koşulları detayları ile anlatılmaktadır.

MAKEDONYA'DAN ORTA ASYA'YA ENVER PAŞA - III;

Osmanlı İmparatorluğu yorgundu. Trablusgarp ve Balkan Harbi yenilgileri, iç çekişmeler imparatorluğu tüketmişti ve tarihi ömrünü tamamlamak üzereydi. Bu koşullar altında bu devlet aslında I'nci Dünya Harbine girdiği gün yenilmişti, yani Enver Paşa daha baştan kaybedilmiş bir harbe girmişti. Ancak genç, ihtiraslı hayallerine sınır tanımayan bu adam çarkların kendisi için çalıştığına inanıyordu; bu inancı da kendisi gibi genç ve yenilgi kabul etmeyen bir komutanlar kadrosuna sahip olmasından kaynaklanıyordu.

Savaş, Osmanlı Devleti'nin devamı, Osmanlı ülkesinin korunması hatta kaybedilmiş Osmanlı topraklarının geri alınması için yapılıyordu ama devlet Türk devleti değil Osmanlı devletiydi, içinde pek çok etnik unsurları barındırıyordu. Bunlardan Araplar ve Ermeniler hem harp içinde hem de mütareke döneminde Osmanlı
devletinin başına büyük problemler açacaklardı.

Birinci Dünya Harbi kaybedildikten ve 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi imzalandıktan sonra; Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa ile birlikte 8/9 Kasım 1918 gecesi bir Alman denizaltısıyla İstanbul'dan Karadeniz'e açıldı ve Kırım kıyılarında Sivastopol yakınlarında Evpatorya'ya giderek ülkeyi terk etti. Enver Paşa bu tarihte 38 yaşındaydı ve barıştan sonra ülkeye dönerek etkili bir şahıs olarak kaldığı yerden devam etmeyi düşlüyordu. Bu dönemde kendisine koyduğu hedef Kafkaslar ve Orta Asya'da yaşayan Türkleri teşkilatlandırmak ve Turan ülküsünü hayata geçirmekti. Her ne kadar bazı Özbek, Tacik ve Türkmen Beyleri ona ''Hakanların hakanı, Padişahların en büyüğü'' dese de ülkesine bir daha hiç dönemeyecekti ve Himalayanın Pamir Dağları eteğinde, Balcıvan'ın Çeğen mevkiinde Bolşevikler tarafından 4 Ağustos 1922'de şehit edilecektir. Makedonya dağlarında hürriyet kahramanı Enver Bey'le açılan bu devre Pamir eteklerinde sona ermiştir, mezarı Abuderya köyündedir.

Bu ciltte;

- Birinci Dünya Savaşında İmparatorluk cephelerinin durumu,
- Sarıkamış Harekatı ve Çanakkale Savaşları,
- Çanakkale'de Mustafa Kemal'in yükselişi ve Enver Paşa ile olan
ilişkileri,
- Mustafa Kemal'in 20 Eylül 1917'de Halep'ten Enver ve Talat Paşa'ya
gönderdiği mektup,
- Osmanlı ordusunun durumu,
- Rusya'daki ihtilâlin etkileri ve müttefikimiz Almanya'nın tavrı,
- Kafkas İslam Ordusu ve Kafkasya Harekâtı,
- Ermeni Meselesi,
- Enver Paşa ve arkadaşlarının ülkeyi terk edişi,
- Enver Paşa'nın ülkeye dönüş çabaları, TBMM ve Mustafa
Kemal'in hareket tarzı,
- Enver Paşa'nın ölümü anlatılmaktadır.
 [*]

Veda ederken: Yakın tarihimiz adına eşsiz bir eser...

25 Ocak 2010

Sonunda kar yağışlarımız başladı :)

Sonunda sivasa kar yağdı. Mayıs aylarını yaşadığımız haftaların ardından sivasta bazı yerlerde 10 cm aşan karları görmek gerçekten mutluluk verici. Televizyondan gördüğüm kadarı ile İstanbul'da bereket vesilesi kardan nasibini almış. Yoksa beyaz kabus mu demeliydim bilemiyorum. Bazı medya grupları o kadar abartıyor ki yakında İstanbulu afet bölgesi ilan edecekler gerçi istanbulda yaşamıyorum ama boşverin.


Arkadaş ortada o kadar büyük bir olay yok bence. Üç beş tane araba birbirine girdi diye olayı bu kadar büyütmekte bir anlam göremiyorum. Bunlar her seneki olağan doğa olayları. Bilirsiniz kış aylarında kar yağar ilk baharda yağan karlar erir ve barajlarımıza su olarak geri döner :). Karın şöylede bir faydası var dostlarım. Türkiyemizin tahıl ambarı olan iç anadolu bölgesinde ekinlerin üzerini bir yorgan gibi kapatarak onları kış alarının şiddetli soğuğunda koruyarak hasatın daha verimli geçmesine imkan sağlıyor.

Sivastada  şu günlerde akşamları şiddetli soğuklar var. Doğalgazımızın olması bizleri büyük bir yükün altından kurtarıyor. Zira kömürlü ısıtma sistemleri iki kat daha maliyetli vesselam...
Sağlıcakla...

Veda ederken: Hoş bir istanbul manzarası...