28 Kasım 2014 Cuma

Bitmemiş Türküm: Selvi Boylum Al Yazmalım

Türk sinemasının en iyi filmlerinden birisidir Selvi Boylum Al Yazmalım.
yazmana işle bu türküyü,
boynu incelsin içimdeki dağların. 
Dün gece, sabaha karşı, gün henüz ağarmadan... Ve yukarıdaki iki mısra dökülüverdi kalbimden. Hani daha önce sizlere bir şey söylemiştim. Her insanın izlemeye cesaret edemediği bir film, dinlemekten kaçındığı bir türkü vardır, demiştim. Benim de izlemeye cesaret edemediğim filmler, dinlemekten kaçındığım türküler var. Garip bir korku bu, belki tedirginlik ya da ne yapacağını bilememe -çaresizlik- hali. Bitmemiş bir türkünün sürekli tekrar edip duran nakaratı gibi. Cesaretimi toplayıp, yeniden izledim o filmi, Asya'mı, bitmemiş türkümü. Yeniden nefesimi düğümledim. Anlamışsınızdır hangi filmden bahsettiğimi: Selvi Boylum Al Yazmalım. Başrollerini Türkan Şoray'ın, Kadir İnanır'ın ve Ahmet Mekin'in paylaştığı Türk sinema tarihinin en iyi aşk filmlerinden birisi, belki de en iyisi. Yapımı 1977 yılında tamamlanan ve Cengiz Aytmatov'un aynı isimli eserinden uyarlanan bir başyapıt.

23 Kasım 2014 Pazar

Doğum Günleri, Yılın İlk Karı ve Diğerleri

Fotoğrafı evimin balkonundan dün öğle saatlerinde çektim. Tam boyutuna buradan bakın.
Kasım ayı için son haftaya giriyoruz yarın. "Anneee, hasta oldum" başlıklı yazımda grip felaketimden bahsetmiştim. Soğuk algınlığını ve gribi atlattım. Beni hayli uğraştırdı ama şükür ki hastalıktan ayağa kalkabildim. Yılın ilk kar yağışını karşıladık. Takvimler 22 Kasım'ı gösteriyor. Saat gecenin üçü. Lapa lapa kar yağıyor, nihayet Sivas iklimine kavuşuyor. Bir kaç yazı öncesine kadar kar yağışlarını özlediğimi ifade etmiştim sizlere. Hayli gecikmişti çünkü. Sivas'ın aylık hava tahminlerine baktığımda Kasım ayının sonunu işaret ediyordu. Ama hava tahminleri yanıldı bu kez. Meteorolojiyi mahcup ettik. Her neyse. Biraz can sıkıcı bir durum var. Hava sıcaklıkları hayli düştü. Dün kar yağışı vardı, yumuşak bir hava ile merhaba dedik yeni güne. Bugün ise -7 dereceyi gördük. Öyle ki hissedilen sıcaklık -10 derece civarındaydı.

18 Kasım 2014 Salı

Maksim Gorki Ekmeğini Kazanırken

Maksim Gorki 30'lu yaşlarında ve sigaraya karşı müthiş bir zaafı olduğu biliniyor.
Dünya edebiyatının cins beyinlerinden birisi de büyük Rus romancısı Maksim Gorki'dir. Bu isim yani Gorki adı, kendisinin müstear ismidir. Kitaplarında Maksim Gorki imzasını kullanmıştır. Resmi kayıtlara ise şu isimle geçti: Aleksey Maksimoviç Peşkov.

Gorki'nin yaşam çizgisini irdelediğimizde onun 19. ve 20. yüzyıllar arasında eser verdiğini görüyoruz. Özellikle 19. yüzyıl, başta Rus edebiyatı olmak üzere dünya edebiyatı için oldukça verimli bir zaman dilimi oldu. Bu dönemde heykelleşmeye başlayan edebî şahsiyetlerin büyük eserlerine baktığımızda, yaygın olan sanat anlayışının natüralizm ve realizm akımlarının tesirinde olduğunu anlayacağız. Sanat namına hareket eden bir yazar, içerisinde barındığı toplumdan kendisini soyutlayamaz. Mutlak suretle, sanatçı ve toplum arasında sürekli bir alışveriş vardır. Bu alışveriş bir kültür - düşünce alışverişidir. Toplum sanatçısını şekillendirebildiği gibi sanatçı da toplumunu şekillendirebilir. Gorki'nin hayat sürdüğü zamanlara tekrar dönüp, dönemin Rusya'sındaki umumi manzarayı tablolaştırmak istiyorum. 

14 Kasım 2014 Cuma

Anneee, hasta oldum.

Bu karışım işe yaramadı. Hasta olursanız Tylolhot içmeyin.
Hasta oldum. Salgın varmış memlekette. Yoğun ve yorucu günlerin temposu da eklenince kaçınılmaz netice ile yüz yüze geldim -yüz yüze bitişik mi yazılıyordu yoksa- anlayacağınız. Her neyse, bugün cuma namazı için dışarı çıktım, peşinden Mete ile görüştüm. Çok durmadan evin yolunu tuttum. Ne yediğim yemekten, ne içtiğim çaydan tat alabiliyorum şimdi. Tylolhot ve karanfil karışımı iyi gelir diye düşünmüştüm. Ama bir işe yaramadı. Soğuk algınlığı ve grip ilaçları var. Bir tane alıp içmek lazım. Çok güzel bir keşifte bulundum geçen gün. Atatürk Caddesi'ndeki postahanenin arkasında bir sahaf var. Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan bir dünya kitabı satıyor. Neredeyse yarı fiyatına. Necip Fazıl'ın piyesleri ise iki buçuk lira. Eksiklerimi tamamlayacağım böylece. Şimdilik iki kişiye söyledim bu keşfi. Umarım hemen iyileşir ve sahafa giderim. Hem yarın, Radyo Enfa'da yayınımın olduğu gün. Yarına kadar sesimin biraz olsun düzelmesi gerekiyor. Yoksa ciddi bir sorun ile karşılaşacağım. Şimdilik gündem bu şekilde. Son olarak Malatya merkezli bir fikir dergisi yayına hazırlanıyormuş. İlk sayısı Aralık'ta çıkacak. İsmi şimdilik gizli tutuyorum. Nane limon kaynatıp bir güzel terlemeli şimdi. Yazı burada bitiyor şimdilik. Ama sizin için şu şarkıyı -Ankara Rüzgarı- seçtim. Keyifle dinlenecek şarkılardan biri. Hoşça kal, o halde.

8 Kasım 2014 Cumartesi

Durum raporu-21

Fotoğrafı dün akşam üstü çektim. Fotoğrafın tam haline şuradan bakabilirsiniz.
Bugün 8 Kasım 2014. Günlerden Cumartesi. Dışarıda çok güzel bir hava var. Kasım ayı için fazlasıyla sıcak bir gündeyiz. Geçen sene adam akıllı bir kış olmadı Sivas'ta. Türkiye'nin bir çok şehrine göre soğuktu. Ama Sivas'ın kendine has bir ayazı var. Bunu hissetmek zorlaşıyor artık. Hatırlıyorum da ben liseye giderken üç - dört ay boyunca kar yerden kalkmazdı. Her neyse... Ben de bu güzel havadan şikayetçi olur gibi bir hal içerisine girdim. Şimdine yapmalı? Leyla ile Mecnun isimli şiir kitabını alıp yanıma, kent meydanına doğru yola koyulacağım. Öyle ya, bir kaç gün sonra bu güzel havayı arayacağız. Belki mavi sokakta bir çay içerim.

Bu arada yeni bir film tavsiyesi aldım. Filmin adını şimdi açıklamayacağım. Ama ilk izlenimlerim şöyle, kara filmlerden birisi. Ayrıca film, yapımcısına zarar ettirmiş. Yapımcısına zarar ettiren filmler hep hoşuma gitmiştir. Aklıma Daniel Hope'un icra ettiği "I giorni" isimli eseri geldi bir anda. Güneşli bir günde dışarı çıkarsanız şunları yapın. Bu eseri dinlerken, derin bir nefes alın, gözlerinizi kamaştıran güneşe doğru yönelin ve her şeyi unutup çevrenizdeki insanlardan soyutlanın. İyi gelecektir bu size.

2 Kasım 2014 Pazar

Sevgili Raskolnikov, Sivas çok soğuk!

Zbrodnia i Kara (1970) filmine ait bir sahne. Suç ve Ceza'nın sinema uyarlaması.
Sevgili Rodion Romanovich Raskolnikov,

Sivas çok soğuk! Sana bu satırları ayaklarım üşürken yazıyorum. Sanırım uzun zamandır sana kimse merhaba dememiştir diye düşündüm. Merhabalar olsun. Alena Ivanovna'yı öldürmüş olman hiçbir şeyi değiştirmedi. Evet Alena Ivanovna, insanların kanını emen bir parazitti. Tefeciliğin hangi kanunlar üzerine  inşa edildiğini Alena ismini duyduğum zaman öğrendim. Bir şeyleri değiştirmek istiyordun elbette. Fakat içerisinde yaşadığın toplum, beynine zehirli bir kıymık gibi battığında, artık ne siyah ne de beyaz birisiydin. Artık rengin gri olmuştu. Ne yapacağını bilememek hissi, sende müthiş bir çaresizliğe dönüştü. Aileni derinden sarsan maddi kriz yüzünden hukuk fakültesini bitirememiş olmanı da hesaba katarsam, aslında bu korkunç kaderinin başlangıcı anlamına geliyordu.

Sanırım Yorgunum

Edip Cansever'in "Mendilimde Kan Sesleri" şiirine ait bir mısra ile başlamak istiyorum. "Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler." Yorgun hissediyorum kendimi. Şairin şiirinde ifade ettiği gibi bazen öyle bir hisse kapılıyorum ki... Bilmiyorum, ben tarif edemiyorum bu durumu. Ama bildiğim bir şey var, sanırım yorgunum. Yere düşmüş değilim. Hala koşuyorum, soluklanıyorum ara sıra. Sonra yine koşuyorum. Bu koşuş, bir şeylerden kaçmak mı yoksa bir şeyleri yakalamak mı, artık bu sorunun cevabını bilmiyorum.

Şimdi ihtiyacım olan iki şey var. Arvo Part'ın Tabula Rasa (Boş Levha) albümünden Fratres isimli eseri ve sırtımı yaslayabileceğim ılık bir duvar. Dışarıda hissedilir bir soğukluk var şimdi. Telefonumun ekranına baktım biraz önce, hissedilen ayaz 20 fahrenheit imiş.