15 Nisan 2024

, , ,

Şeyda Tarhan Almalı ile Musahhihlik ve Edebiyat Dergiciliği Üzerine

Şeyda Tarhan Almalı ile Musahhihlik ve Edebiyat Dergiciliği Üzerine

1) Merhaba Şeyda. Uzun yıllardır çeşitli edebiyat dergilerinde “musahhih” sıfatını taşıdın. Hâlihazırda Serazat Edebiyat’ ta da aynı sıfatı taşıyor, derginin heryeni sayısında son okumasını yapıyorsun. Söyleşimize geçmeden önce seni tanımayan okurlarımız için kendini tanıtır mısın? Edebiyat ve edebiyat dergiciliği ile olan ilişkin nasıl başladı ve nasıl devam ediyor?

Merhaba Eyüp. Öncelikle söyleşi için teşekkür ederim. Ben Şeyda Tarhan Almalı. Sivaslıyım. 4 senedir Van/Çaldıran’da bir sınır köy okulunda Psikolojik Danışman olarak görev yapıyorum. Edebiyat ve edebiyat dergiciliğine başlama serüvenim ilkokulda yazdığım şiirlerimi fark eden sınıf öğretmenimin ilde yapılan şiir yarışmasına şiir yazmamı istemesiyle başladı. İlde birinci olduktan sonra şiiri daha çok sevmeye başladım. Okul kitaplığından şiir kitapları alıp okumamla serüvenim devam etti ve daha sonra yazmayı bıraktım. 2007 senesinde Sivas Lisesi’nde tarih öğretmenimin bir kompozisyon yazdırması bana tekrardan güç verdi. Öğretmenim yazdığım kompozisyonu çok beğenmişti. Okul dergisine göndermek istediğini söyleyip bundan sonrada muhakkak edebiyatla ilgilenmemi önermişti. Çok etkilenmiştim o zamanlar. Yazdıklarımın bir değeri olduğunu düşünmüştüm. Dergi basılacağı sıra öğretmenimin vefat etmesiyle sarsıldım. Bu hadiseden sonra süreç dergileri bir okur olarak takip etmemle devam etti. Aradan geçen yıllar beni üniversite yıllarında Nun Edebiyatla buluşturdu. Şimdi ise Serazat Edebiyat ile keyifli bir şekilde devam ediyor.

2) Musahhih kime denir? Bir metni tashih ederken nelere dikkat ediyorsun?

Düzeltme yapan kişiye musahhih denir. Öncelikle metni en başından okuyarak anlam bütünlüğü var mı ona bakıyorum. Daha sonra özelleştirerek paragrafları tek tek tashih ediyorum. Yazım ve noktalama hatalarını düzenliyorum. Eserlerin sayfadaki konumuna, satır aralarına dikkat ettikten sonra tekrar bir göz gezdiriyorum. Aldığım notları dergimizin tasarım ve mizanpajından sorumlu Ubeydullah kardeşimle düzenledikten sonra dergimizin son hâlini oluşturmuş oluyoruz.

3) Her yeni sayıda yayınlanmak üzere sana ulaştırılan çeşitli edebi metinler var. Bu metinlerde yer alan çok çeşitli yazım, biçim ve anlam hatalarını tespit edip düzeltiyorsun. Bir derginin “son okuyucusu” olmak senin edebiyata ve edebi eserlere yaklaşımını değiştirdi mi?

Elbette. Okuduğum her kelimede, her cümlede, her paragrafta ister istemez bir şeyleri düzeltme ihtiyacı hissettiriyor. Yazarlar muhakkak bu hususa dikkat ediyordur fakat yazılan eserlerde yazarın olay örgüsünün heyecanına kapılıp gözden kaçırdığı şeyler olabileceğini düşünüyorum. Ben de sadece bu heyecanı görüp ortak oluyorum ve bu beni çok mutlu ediyor.

4) Dergilerde “son okuyucu” olarak gördüğümüz Şeyda’nın aslında bir “Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmen” olduğunu biliyorum. Bilmeyen okurlarımız da şimdi öğrenmiş oldu. Yaptığın meslekten hareketle modern dünyayı ve bu dünyanın modern insanını nasıl okuyorsun?

Bu sorunun daha önceden sorulmasını sabırsızlıkla bekliyormuş gibi cevap vereceğim sanırım. Çok değişkenin içinde değişmeyen, değiştiğini sanan insanlarla çevrili bir dünyanın değişimini seyrediyoruz. Toplum içerisinde geri kalmamak adına verdiğimiz modern dünya savaşları topsuz, tüfeksiz şekilde şiddetleniyor. Bilginin bu kadar hızlı ve bu kadar yanlış yayıldığı başka bir dönem yok sanırım. Her gün uyandığımızda değişen yeniyle mücadele etmeye çalıştığımız fiziki koşullarımızın ruhsal ve sosyolojik benliğimize zarar verdiğini düşünüyorum. Karnımızın doyduğu hızlı tüketimde açlığımız gün geçtikçe artıyor. Dikkatimizi bir buçuk dakikalık hapishanelere kilitliyoruz. Kaydırarak geçtiğimiz tüm görseller duyarlılığımızı kazıyor. Vicdanımızı yüz kırk karakterle rahatlatıyoruz. Duygusal olarak açlık krizi yaşanıyor. Paylaşmayı bilmeyen cüzdanlar ay sonuna yetmiyor. Bilişsel bir boşluk yaşatılıyor çocuklara ve gençlere. Modern dünya her şeyin kolaylaştığı ama aynı zamanda insanın kendine yabancılaşmasının yaşandığı bir süreç. Ümitvar olamadığım ve olumlu bakamadığım bir dönem maalesef. Korumamız gereken birçok değerin elimizden kayıp gitmesini seyretmekten çokça endişe ediyorum.

5) Edebi metinlerde yer alan çeşitli hataları bulup düzelttiğin gibi insanlardaki hataları da bulup düzeltmeye çalışır mısın?

Mesleğim insanları gözlemleme üzerine kurulu diyebilirim. Çoğu zaman insanları gözlemlerken buluyorum kendimi. Hepimizin bu hayatta hataları olabiliyor. Psikolojik Danışman olmam hatasız bir insan olacağım anlamına gelmiyor. Bu bakış açısıyla da insanların hata yapabileceği gerçeğinin farkına varıyorum. İnsanlar kendi farkındalığını oluşturup hatalarını düzeltme kararı alır ise destek olabiliyorum. Psikolojik Danışmadaki esas bireyin kendi farkındalığını kazanma sürecinde yanında olmaktır. Değiştirmek veya düzeltmek üzerine kurulu bir süreç değildir. Değişimin farkında olan bireyin yanında yürüyorum sadece. Şunu söyleyebilirim: Keşke bazı insanların hatalarını düzeltmek, edebi metinlerde yer alan çeşitli hataları düzeltmek kadar kolay olabilseydi. Ama bu pek mümkün değil.

6) Edebiyat alanında hem bir okur hem bir yazar olarak beslendiğin kaynakları okurlarımız ile paylaşır mısın?

İnsan çok değişik bir varlık beslendiği kaynaklar da bu açıdan değişkenlik gösterebiliyor. Bu illa bir yazar veya bir eser olmak zorunda değil elbette. İnsan insanın dağı olabiliyor. Dağa nasıl baktığınızla alakalı bir süreç. Kimi zaman dağ bir yük iken kimi zaman da güvence olarak yorumlayabiliyor insan. Bir kaynak verecek olur isek de Yunus Emre’nin beni içsel olarak beslediğine inanıyorum. Öz Türkçesi ile insanın duygu ve düş dünyasını kucaklaması beni derinden etkiliyor. Anlam çok basit iken kelimeyi içselleştirince bende açtığı dünya bambaşka olabiliyor. Lise yıllarımdan beri takip ettiğim ve hâlâ bazı dizelerinde anlamını kavrayamadığım Sezai Karakoç var. Kelimelerinin içerisinde kaybolurken buluyorum kendimi. Özetleyecek olursam beni düşündüreceğine inandığım kaynaklar besliyor ve bende farklı pencereler açıyor. “Hayret” dediğim, şaşkınlığıma yenik düştüğüm, beni etkileyip dönüştürdüğüne inandığım her şey beni besliyor.

7) Günümüzde hâlihazırda yayınını sürdüren edebiyat dergilerinden özellikle takip ettiğin dergiler var mı? Varsa bu dergilerin seni etkileyen tarafları nelerdir?

Uzun yıllar İtibar’ı, İzdiham’ı, Hece’yi ve Aşkar’ı yakinen takip ettim. Dergiler beni heyecanlandırıyordu. Dergiyle içli dışlı olunca bizden farklı olarak neyi denemişler diye birçok dergiyi takip ettiğim bir süreçte oldu. Dergilere genelde kalemi hoşuma giden yazarların eserlerini okumakla başlıyorum. Dergilerin bir defada okunup kenara koyulmaması gerektiğini düşünüyorum. Dergilerin sindire sindire, bir okuyup üç düşünüp rafa kaldırılıp sonra tekrar tekrar okunması gerektiğine inananlardanım. Fakat öyle bir dönem geldi ki aldığım her dergide aynı dönüşümü gördüm. Kapaklarında bir yazarın portresini çizip içeriğinde aynı kalitenin olmaması, popüler kültür malzemesi olması, dergi okuyan kesimin entelektüel anıldığı ama o dergilerin bir defa bile okunmaması beni dergilerden uzaklaştırdı. Şu an herhangi bir dergiyi yakinen takip etmiyorum. Birçok kişinin heyecanını uzaktan selamlıyorum. Online olarak takip edip okuduğum yazarlar mevcut. Sanallığa inat istikrarını ve samimiyetini koruyan dergiler de var. Beni de dergilerde etkileyen en önemli şey duruşunu yıllardır bozmayıp aynı kalite ve samimiyetle devam etmeleri diyebilirim.

8) Öğretmen olduğunu ve mesleğini severek yaptığını biliyoruz. Anadolu’da merkeze uzak bir bölgede görev yapıyor olmak nasıl bir duygu? Taşıdığın bu duygu senin dünyaya bakışını nasıl etkiledi?

Evet. Mesleğimi çok seviyorum. Tekrar meslek seçimi yapacak olsam tüm zorluklarına rağmen yine bu mesleği seçerdim. Şartların çetin olduğu bir bölgedeyim. İran sınırında bir köy okulundayım. İlk göreve başladığımda “Ben daha önce insan tanımıyormuşum.” dedirtmişti. Şaşkınlık yaşadığım birçok hadise oldu. Mesleğimizin odağında insan, duygu ve düş dünyası olunca anlamlandırmaya çalışma süreci de bir hayli zor olabiliyor. Buranın beni olgunlaştırdığını düşünüyorum. Sabırlı biri olarak tanımlıyordum kendimi ama burada tahammülü öğrendim. Birçok anı biriktirdim, biriktirmeye de devam ediyorum. Kendi başınıza kaldığınızı hissettiğiniz bir yer. Kendi başınalığınızda kendinizi yeniden inşa ettiğinizi fark ediyorsunuz. Etkilendiğiniz ve etkilediğiniz bir çevrede dik durmak için kök salmayı öğreniyorsunuz. Beslendiğiniz kaynak bir şeyleri sevmek olmasa çoktan savrulurdunuz. Yemek olmadığını görüyorsunuz verdiğiniz her emeğin. Tükeniyor, tökezliyor, tekrar kalkamıyorsunuz ama doğrulduğunuzda doğrularınıza tutunuyorsunuz. Bu da bir sonraki güne uyanmanıza sebep oluyor. Burada insan olmayı çok acı tecrübe ederek öğrendim. İnsanları anlarken yaralandım ama yaralamadım. Yaralarım var deyip kaçmadım. Kaçsam da aynı yere döneceğimi bildiğim için insan olmayı ve insanları tanımayı öğrendim. Kendi dünyamın dışında başka bir dünyanın da varlığından haber aldım. Sevdiğim ve sevildiğim de oldu elbette. Dokunduğum her hayatın ben de sevinç gözyaşları döktüğü günlerde iyi ki deyip sarıldığım tırmanışlarım da oldu. Zirveyi her zaman göremesem de tırmandığım her dağ bana bir öğretmen oldu.

9) Taşrada edebiyat dergisi çıkarmanın avantajlarından ve dezavantajlarından söz edebilir misin?

Taşradaki edebiyatın en büyük avantajı bana göre “samimi/ni’yet” ortaya kalbinizi koyuyorsunuz. Onun haricinde hiçbir şey düşünmüyorsunuz. Muhabbet edebildiğiniz insanlarla aynı masa etrafında sadece kelimelerin size verdiği heyecanı konuşuyorsunuz. Biz Sivas’ta Nun Edebiyat Dergisi’ni çıkaran birkaç gençtik. O zamandan bu zamana taşıdığımız şey sadece muhabbet oldu. Arkadaşlarımızla her muhabbet ettiğimizde onun lezzetini alabiliyorum. Taşra umut etmeyi öğretiyor size. Küçücük bir havadise sevinebiliyorsunuz. Günümüz dünyasında umut, beklemek, yetinmek, samimiyet, muhabbet gibi kelimelere uzak kaldığımız için özlediğimiz duygular diyebilirim. Serazat Edebiyat da benim için taşra edebiyat dergisi samimiyetini sürdürüyor. Bu sebepten kendimi çok şanslı hissediyorum. Dezavantajlarına gelecek olur isem; yaptığınız işler o kadar özenli iken verdiğiniz emek bu kadar muazzam iken ulaştığınız insan sayısı bir miktar şevkinizi kırabiliyor. Okunmamış olmanızın, görünmüyor olmanızın sancısı bir sonraki sayıyı çıkarma heyecanınızı düşürse de sonuna kadar taşra edebiyat dergiciliğini savunacağız!

10) İçten cevapların için teşekkür ediyorum. Biz okuyanlar için üç kitap, üç film ve üç şarkı tavsiyesinde bulunmak ister misin?

Ne demek ben teşekkür ederim. Benim için oldukça keyifliydi. Elbette.

Üç kitap:

  1. Wilhelm Schmid-Mutsuz Olmak
  2. Harper Lee-Bülbülü Öldürmek
  3. Yaşar Kemal- İnce Memed

Üç film:

  1. The Truman Show
  2. Max And Mary
  3. Hachiko

Üç şarkı:

  1. Nermine Memmedova-Ay Işığında
  2. Selda Bağcan-Gesi Bağları
  3. Jamal Slitine- Hobbi Lak
Sorular: Eyüp Aktuğ
Yanıtlar: Şeyda Tarhan Almalı
Serazat Edebiyat, Sayı 6
Nisan - Mayıs - Haziran 2024
Paylaş:  

0 Yorum:

Yorum Gönder

Bloguma ziyaretiniz için teşekkür ederim. Bu içeriği beğendiyseniz paylaşabilir, yorum yaparak katkıda bulunabilirsiniz. Yeniden görüşmek ümidiyle...