16 Şubat 2022

Samiha Ayverdi'nin Yusufcuk'u Üzerine

Samiha Ayverdi ve Yusufcuk kitabı

Roman, hikaye, deneme, hatırat ve inceleme türlerinde eserler ortaya koyan Samiha Ayverdi'nin şahsından ve eserlerinden haberdar olduktan sonra onu okumaya başlamak için en iyi tercihin Yusufcuk isimli kitabı olduğunu anladım. Eylül 2021'de Yeni Başlangıçlar başlığı altında kitaptan ve müellifinden söz etmiştim. Kitabı yer yer sürdüğüm okumalarla bitirmiş bulundum. Böylece kitabın ardından bende kalanları sizlerle paylaşmak istedim.

Kitabı Kubbealtı Yayınları neşretmiş ve benim temin ettiğim Aralık 2020'de basılan sekizinci baskısı. 159 sayfadan ibaret olan deneme türündeki eser, Samiha Ayverdi'nin ilk verimlerinden diyebiliriz. Eseri okurken Samiha Ayverdi'nin dili kullanma becerisi, lügatindeki zenginliği ve edebi üslubu beni ziyadesiyle etkiledi. Samiha Ayverdi'nin kelimeleri bir araya getirişindeki zarafet, görünenin ardında saklanan görünmeyene koyduğu işaretler kitaptan alınan edebi lezzeti artırıyor.
"Herkes bu meydana bir zafer için gelir, ben ise sâde sana yenilmek için geldim."

Samiha Ayverdi, Yusufcuk, sf. 15

Yusufcuk'u okurken Samiha Ayverdi'nin anlam dünyasında derinleşmeye başladım. İnsanlara ve diğer canlılara karşı merhametli olmak, vicdan sahibi olmak, kimseye yaralamamak ve incitmemek gibi meselelerde tasavvufi bir bakış açısı gözlemledim.  Yukarıda paylaştığım cümle ise tasavvufta küçülerek büyüme öğretisinin daha farklı bir şekilde ifade edilmiş hali...

Öyle ya... Evreni, galaksileri, yıldızları ve gezegenleri düşündüğümüz zaman boşlukta işgal ettiği alanın aslında ihmal edilebilecek kadar küçük bir değer olduğunu anlıyoruz. Kitap bir roman yahut bir hikaye gibi birbiri ile bağıntılı ardışık sayfalardan kurulmamış. Deneme türündeki eserde her yazı yaklaşık bir, bir buçuk sayfa sürmekte. Üzerinden hızla geçilecek metinler olmadığı için yavaş bir okuma programı ile kitabı bitirebildim. 

"İnsanları kafile kafile çağırıp, kafile kafile uğurlayan bu dünyada, çoğumuz, kırdığı ceviz boş çıkan bir çocuk gibi, tad ve hoşluk yerine, hayal sükûtlarının, hüsran ve azaplarıyla cevaplanırız. Ağaç, sararan yapraklarını kaybederken ağlar mı bilmem. Bu dünyada, kahkaha gibi ,gözyaşı da o kadar bol ve nafile akar ki, sırasında biz, bir yapraktan daha değersiz kıymetler için elem duyar, feryad ederiz. Ama ne gariptir, öğrenemediğimiz, bilemediğimiz, öğrenmek ve bilmek için yanıp yakılmadığımız, o büyük sır, o büyük muamma için göz yaşı dökmek hatırımızdan bile geçmez."

Samiha Ayverdi, Yusufcuk, sf. 95

Bazı insanların unuttuğu şey şu: Bu dünyada ölüm ismini verdiğimiz bir gerçek var. Belkide dünyanın en büyük gerçeği bu. Uzun yıllardır takip ettiğim bir program var. TRT Haber ekranlarında izlediğim Ömür Dediğin isimli programda yayına konu olan insanlardan birisinin şu cümlesi bana çok tesir etmişti. Şöyle ki; Sivas'ın Şarkışla ilçesi taraflarında bir köyde ikamet eden Ahmet Turan Karakaş'ın hikayesinin anlatıldığı bölümde, Ahmet Turan Bey'in çocukluk yaşlarında gözleri rahatsızlanır. Tedavi edilmek için uygulanan yöntemin yanlışlığından dolayı gözlerini kaybeder ve zor olan yaşamı artık çok daha zor hale gelir. Gözlerini yitiren Ahmet  Turan Karakaş, programın o bölümünde şu cümleyi kurmuştu.

"Dünya ne olacak? Yetmiş sene görsem ne olacak ,görmesem ne olacak? Dünya bir pencere abla,sen baktın geçtin,ben bakmadan geçtim."

Ahmet Turan Karakaş, Ömür Dediğin Programı

Neye, niçin talibiz? Üzüldüğümüz, kederlendiğimiz şeyleri düşünelim, gerçekten de üzülmeyi ve kederlenmeyi hak ediyor mu? İncir çekirdeğini doldurmayacak meselelerdeki bu öfkemiz, hiddetimiz nedendir? İnsanların bir çoğunda biriktirme ismini verdiğimiz gizli bir maraziye bulunmakta. Bir sonraki günümüzün dahi akıbetini bilemediğimiz bir ömrü yaşıyoruz ve biliyoruz ki sürdüğümüz bu ömür eninde sonunda bitecek. Her şey bittikten sonra bizimle beraber gelecek olan nedir? Onu bulmalı ve ona sarılmalıyız.

2 yorum:

  1. Bu yazıyı yayımlandığı günden beri açık bekletiyorum telefonumda. Sonunda okudum salim kafa ile. Kitap incelemesi yazabilmek konusunda çok tıkandığım bir anda açmış ve örnek almak için okumak istemiştim. Kalemine sağlık, bunca zaman okumak için unutmayışıma değer bir yazı idi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel dostum teşekkür ederim. Benim de uzun zamandır parça parça okumalarla da olsa sürdürdüğüm bir kitaptı. Şu sıralar daha çok akademik kitaplar ve metinler okuyorum. Uygarlık Tarihi ve Sürdürülebilir Kalkınma üzerine okuduğum kitapların konusu. Öyle hissediyorum ki bu akademik metinlerden bunaldığım da yeniden sarılacağım güzel kitaplar var. İhsan Oktay Anar'ın kitaplarıyla ilgilenmek istiyorum. Böyle bir istek içimde daha öncede vardı. Fakat adamkarga'da Tiamat romanı üzerine yazdığın yazıyı okuyunca bu isteğim daha fazla arttı. Bu anlamda birbirimizden beslenmeyi seviyorum. Varolasın :)

      Sil

Bloguma ziyaretiniz için teşekkür ederim. Bu içeriği beğendiyseniz paylaşabilir, yorum yaparak katkıda bulunabilirsiniz. Yeniden görüşmek ümidiyle...