30 Haziran 2015 Salı

Neden Bitlenmedi Prenses Diana

Neden Bitlenmedi Prenses Diana

ı.
Sen kasıklarından fay hattı geçen karanlık
Ey boğazıma şehirler kuran ortaçağ laneti
Aynalardan yüzüme sıçrayan bu irin neyin nesi?

;

Bana uzun yol şarkıları dinlettiler
Yürüyeceğim yolu ayaklarımdan çekip.

ıı.
Nafile mevsimler düşüp ekmeğin bayatlığına
Serin ve ışıltılı bir günaha kucak açıp
Çiçeklere aralayıp içimden geçmeyeni
Sığ korkular seçip avuç içimden
Doğurgan bir yalan söyledim yağmura
Yağmur inceltti dilimdeki kamburu.

ııı.
Gözlerimde kurak bir gülümsemeyle
Afrika'yı ayıklıyorum pirinçten
Dudaklarımı birbirine ilikliyor şarkılar
Örtebilecek mi avuçlarım yüzümü
Yüzüm neden çelişiyor aynalarla
Hayatın neresinde durdu saatim
Anlatın biraz.

Kalbi dağlara çarpan
Çığlığımızı kucaklayan ovalarda
Metruk bir şarkı toprağın kırılmışlığı
Hüzüncül bir kuş sesimizi bölen.

Dünyanın ampirik bir izahı var mı
Laboratuvarlara soralım
Neden bitlenmedi Prenses Diana?

Eyüp Aktuğ

Karanfil Fanzin'in 13. sayısında yayınlanmıştır.

23 Haziran 2015 Salı

Karanfil Fanzin #13: Yerçekimi Yoktur Gökitimi Vardır

Karanfil Fanzin’in Haziran sayısı çıktı. Sizlere 13. defa “merhabalar olsun” diyoruz. 13. sayımızda da şiir, hikâye, çeviri ve sinema bölümleri ile karşınızda olacağız. Karanfil’in Avrupa’ya açılan kapısı olan Arzu Görenay, ilerleyen sayılarımızda bizler için daha yetkin çevirilerini sunacağını belirtirken, 12. sayımızda yayınladığımız Tia Karla’nın “Karanlık Bir Günbatımı” şiirinin çevirisi blog adresimizden paylaşmayı uygun gördük.

Eyüp Aktuğ, “Neden Bitlenmedi Prenses Diana” şiiriyle doğurgan bir yalan söylüyor ve “Bana uzun yol şarkıları dinlettiler / Yürüyeceğim yolu ayaklarımdan çekip” mısraları ile bizim hikâyemizi bize hatırlatıyor. Ardından Ali Yılmaz “Züleyha” şiiriyle ruhumuza saygın bir cinayetten kesitler sunuyor ve “İkincide herkes sever...” mısraı ile modernizme okkalı bir tokat indiriyor. “Dört Yapraklı Yoncanın Sekizinci Rengi” isimli şiiriye Yasin Fişne, okurlarının karşısına kendi korkularını çıkarıyor ve “Ama ben korkmuyorum yani susmayacağım / Defter kontrolü yapanlara inat” diyerek yonca tarlalarının serinliği yansıtıyor. Süleyman Turgut ise “Savaş Vaktidir” şiiriyle üç yaşına iltica eden çerilerden bir tablo sunuyor, “bir yangın yeri türküsü kadar sancıyan. / kemikten közler kucaklıyorum her sabah” mısralarıyla ince  -fakat keskin- bir dokunuş yapıyor alnımıza. Peşinden Ezgi Temel’in “Salyangoz Kabuğuna Sarılmış Melodram Şeritleri” isimli şiiri geliyor, ölümcül tutkularını karanlık bir ağızla susuyor. Nötr Adamın Kamburu, “Nötr Adamın Kambur Balinası” şiiriyle bir balinanın sırtında başlayan yolculuğunu bizlerle paylaşıyor ve “su çok güzel ama insanı boğar” mısraıyla zihnimizi tırmalamayı ihmal etmiyor. Çamur Zıpzıpı müstear ismiyle “Güzeli Düşkünlüğü” isimli şiiriyle şiir bölümümüze dahil oluyor.

22 Haziran 2015 Pazartesi

Göğsümdeki Çıbanı Kurcalarken Söylediğim Türkü

havada kalmıyorsa kuşların gölgesi
nerede bitmeli bu türkü

ı.
bütün çocukluğum bir şiirin provasıymış anladım
annemin dilindeki ninni babamın elindeki ekmek
ninemin incele incele saydamlaşan gözleri
bir delikanlının iskenderiye – kahire demiryolunda
başını yaslayacak bir duvar arayışı
her şey çok önceden hazırlanmış gibi
ebabillerin içime dönen zembereği
beni kanatlarıyla ısıtmak için kurulmuş sanki.
;
bana bir sözlük verin
olan biteni anlamam için.

ıı.
ilk çiviyi kim çaktı o çarmıha
ne duydum da içimin bir yerini budadılar?

ııı.
kafamda bir şeye çarpıp çarpıp duran
ağaçları ayağa kaldırıp deviren neydi?
biri açıklasın ne işe yarar bunca yol
haritadan silinen bu şehir
tereddütüme sığınak olsun diye mi?
ama bu adil bir kaçış değil
onlara hiç dağ çarpmamış koşarken.

ıv.
baramhat geldi, koşun kırlara,
yap canın ne istiyorsa; diye bir haber
ey baramhat, sen yalan söyledin
yatağına sığmadı bu günah
nil taştı sonunda.

v.
yağmurlu perşembeler düştüm buraya
tam şuraya ıslak bir cuma öncesi
gözlerimi temizledim, dua ettim, bekledim
dünyayı oruç tutar gibi bıraktım.
toprağa uzattım elimi sonra
gördüm insanı çürüten o değilmiş
toprak değilmiş dizlerimi kanatan
göğsümdeki çıban ondan değilmiş.
 
vı.
bir şey fısıldamıştı annem uykuma
beni otoyollardan alıp eve götüren bir şey
işte onu tuttum aynaların böğrüne ışısın diye
biliyorum babamın ceketini dolduramadım hala
onun omuzları benimkinden daha geniş
kitapların ne dediği umurumda değil artık
zili çalmadan çözdüm ayakkabımın bağını
çünkü Allah inananları koymuyor kapıda.

Eyüp Aktuğ
Aşkar Dergisi 33. Sayı

21 Haziran 2015 Pazar

Biraz Önce Doğu Ekspresi'nin Sesini Duydum

Yaklaşık iki hafta önce çektim bu fotoğrafı.
Gün laciverte çalmakta, hava serin. Haziran serinliği var toprağın üzerinde. Biraz önce Doğu Ekspresi'nin sesini duydum. Evim tren garına uzak sayılmaz. Sokak lambası hala yanar vaziyette. Seyrek aralıklarla karşı caddeden duyulan taşıt sesleri. Fakat şehir uykuda sayılır. Uyurgezerleri, uyuyamayanları ve uyumamak zorunda kalanları saymazsak şehirde hareketlilik yok. Bir buçuk saat önce sabah ezanı okundu ve bugün ki orucum için niyetlendim. Uyumak istedim, bir o tarafa bir bu tarafa döndüm, nafile. Kafamın içi uyunacak vaziyette değil.

Dün, bir dostumla randevulaştım öğretmenler parkında. Nicedir gitmiyordum. Hem yolum düşmüyordu hem de lüzumlu görmüyordum orada bulunmayı. Fakat öğretmenler parkına gitmek, dostumun bana orada randevu vermesi, benim için bir sınav oldu. Sınav tabirini kullanmam yanlış, bir test oldu demeliyim. Bazı yaşamlar, geçmişin içinde eskir geleceğe uzanmak isterken. Bazı hatıraların ve yaşanan bazı şeylerin kalbe tesiri ve o tesirden sıyrılması uzun zaman alıyor. Anladım ki, yaşamım geleceğe uzanmak isterken geçmişin içinde eskimeye devam ediyor hala. Bu beni üzmüş değil. Mutlu da etmiş değil. Bir çeşit duyarsızlaşma sanırım. Yaşama karşı bir duyarsızlık hali. Hayatta bir takım şeylerin yaşanması gerekiyor. Bunun süresini yahut boyutunu insan tayin edemiyor. Çünkü insan yaşadığı şeyi yazabiliyor, yazdığı şeyi değil.

Bu arada ramazan ayımız hepimize hayırları da beraberinde getirsin. Bu mübarek aydan hakkıyla istifade edebilmeyi dilerim. Güzelliklerin başlangıcı olsun. Sanırım bu ramazan ayında, şehrimde ramazan eğlenceleri tertip edilmeyecek. Bu habere ise çok sevindim. Ramazan ve eğlence kelimelerini zorla bir araya getirmek, ramazan ayının kutsiyetini sahne gösterilerine kadar alçaltmak, bir festival atmosferi oluşturmak, ramazan şuurunu törpülemekteydi.

Bir haberim var sizlere. Karanfil Fanzin'in 13. sayısı çıktı. Yeniliklere gittiğimizi sizlere Karanfil Fanzin'in adresinden ilanen duyurmuştuk. Boyutları A4 idi, artık A3 olarak neşrediyoruz. Gazete boy yani. Şimdiye kadar olumsuz bir tepki almış değiliz. Sizlere 13. sayının tanıtımı ile ilgili hazırladığımız metni de sunacağız bir kaç güne. Ayrıca fanzinimizin blog adresinden de daha detaylı bir keşfe çıkabilirsiniz. Şimdilik bu kadar söylemek istediklerim.

5 Haziran 2015 Cuma

Nasıl Unutulur, Kalbin Atışı Nasıl?


Merhaba Dinçer. Merhaba...

"İtiraflar, ruhun sükûn bulmasına yardım eder." demiştin bana. Kırılgan yüzüme karşı kurduğun bu cümle, nazarımda pek itibar sahibi olmadı. Sözlerini önemsemiyor yahut ciddiye almıyor değilim. Pek tabii haklısın. Fakat sendeki bu haklılık çoğu zaman bende korkutucu bir noktaya tırmanıyor. Bu kadar haklı olmanı istemiyorum. Uzun zaman oldu onunla görüşmeyeli, üç mevsim geçti aradan. Dökülen yapraklar yerini kara, kar yerini yağmura, yağmur yerini güneşe bıraktı. Saatim nerede durdu Dinçer?

Kıymetli dostum... Yanına eskisi kadar sık uğrayamıyorum. Nedenini biliyorsun, bu sebepten bana kırgın olmadığını ümit ederim. Bundan sonrası için temennim, son buluşmamızda bana söylediklerini aklımdan çıkarmamak. Unutmaktan söz etmiştin. Cevabımı bu mektupla bildirmek istiyorum.
 nasıl unutulur, kalbin atışı nasıl?

4 Haziran 2015 Perşembe

Bir Şarkı Bulacağım Kendime Hoşbulduk Diye

Mayıs'ı geride bıraktık. Uzun yağmurlarla geçti bütün bir bahar mevsimi. Güneşli günleri pek az görsek de şikayetçi sayılmam bu durumdan. Nicedir ihmal ettim buraları. Malum ya, pek yoğunum, başımı kaldıracak vaktim var, o vakitlerde de biraz kendime zaman ayırıyorum. Kadınlardan çok duyuyorsunuzdur bu cümleyi. Kendime zaman ayırıyorum, bazı isanlar garipsiyor bir erkeğin kendisine zaman ayırmasını. Kitap okumak, hoşuma giden müzikleri dinlemek ve filmleri izlemek, iç dünyama çekilip geçmişi - bugünü - geleceği düşünmek. Bunları yapıyorsa insan kendisine zaman ayırıyordur sanırım.

Her neyse... Şu son haftayı dostlarımla geçirdim. Uzaklardan gelen dostlarım vardı. Ubeydullah Van'dan geldi. Nicedir bir araya gelememiş, çayımıza ortak olmamıştık. Güzel, verimli, dolu dolu vakit geçirdik Ubeydullah, Mete ve ben. Dergimiz ile ilgili şeylerden konuştuk. Sert bir Türk kahvesi ile hatırlaştık yine. Bir de Mardin'den, uzaklardan bir dostum geldi, Burak... Beyoğlu'nda kucaklaştık, hasretimizi giderdik. Ertesi gün ise at çiftliğine gittik, yedi sekiz arkadaş. Semaver, sohbet ve şehirden uzak, ruhumuzu okşayan sessizlik. Bir sonraki gün ise pikniğimiz vardı. Haziran, benim için çok güzel başladı. Özlemini duyduğum iki güzel insan ile karşıladım yaz mevsimini.

Son olarak Karanfil Fanzin'in Haziran sayısını hazırladık. Karanfil Fanzin'de bir takım yeniliklere gittik, ileride bunlardan bahsedeceğim zaten sizlere. Şimdilik hoşçakalın.