4 Şubat 2026

, , , , ,

Birey, Bunalım ve Ütopya Ekseninde Peyami Safa’nın Yalnızız’ı ve Hermann Hesse’nin Bozkırkurdu’nun Karşılaştırmalı Analizi

Serazat Edebiyat'ın 11. sayısında yayınlanmıştır.

Peyami Safa’nın roman evreni benim için merak uyandırıcı ve etkileyici olmuştur. Üniversitede öğrenci olduğum yıllarda onun romanlarını okumaktan büyük keyif duyardım. O yıllarda okumuştum Safa’nın Yalnızız’ını. Yine o yıllarda ve sonrasında batı edebiyatına da ilgim oluştu ve Hermann Hesse’nin romanları ile tanıştım. Hesse’nin okuduğum ilk romanı Bozkırkurdu olmuştu. 9 yıl önce Peyami Safa’nın Yalnızız’ını ve Hermann Hesse’nin Bozkırkurdu’nu birey ve bunalım çerçevesinde karşılaştıran-inceleyen bir yazı kaleme almıştım. Bu yazı o yıllarda neşrettiğimiz Enfa Edebiyat’ın Mayıs 2016 tarihli 3. sayısında yayınlanmıştı. Aradan geçen 9 yılın ardından, o dönem yayınladığım “Yalnızız ve Bozkırkurdu’ndan hareketle Ruhun Beden Çıkmazı Üzerine” başlıklı yazımı yeniden elden geçirdim ve genişletilmiş bir çalışma hazırladım.

Bu çalışmayla, yirminci yüzyıl modernizminin birey üzerindeki yıkıcı etkilerini –temelde doğu kültürü ve batı kültürü olmak üzere- farklı kültürel bağlamlarda ele alan iki önemli romanı, Peyami Safa'nın Yalnızız'ını ve Hermann Hesse'nin Bozkırkurdu'nu karşılaştırmalı olarak analiz etmeyi amaçlıyorum. Bu analizle birlikte, 20. yüzyıl modernleşmesiyle gelen ahlaki yozlaşma, mekanikleşme, makinalaşma ve kültürel çatışma (Doğu-Batı çatışması) karşısında roman kahramanlarının geliştirdiği savunma mekanizmalarını ve ütopik kaçış arayışlarını merkeze almaya gayret edeceğim.

Peyami Safa’nın olgunluk dönemi eseri olan Yalnızız romanının başkahramanı Samim Bey’dir. Hermann Hesse’nin kült eseri Bozkırkurdu’nun baş kahramanı ise Harry Haller’dir. Samim Bey'in Simeranya ütopyası ile Bozkırkurdu'ndaki Harry Haller'ın iki benlikli (insan/kurt) yapısı arasındaki tematik benzerlikleri ve yapısal ayrışmaları incelemeye çalışacağım. Metinlerarası karşılaştırmalı edebiyat ve psikolojik eleştiri yaklaşımlarını birleştirip oluşturmaya gayret ettiğim bu çalışma, her iki yazarın da yalnızlık ve kimlik krizine sunduğu edebi çözümleri ortaya koymayı hedefler. Peyami Safa tasavvur ettiği idealizmini bir ütopya aracılığıyla somutlaştırma eğilimindedir. Hesse ise bireyin kaçınılmaz parçalanmışlığını daha içsel ve trajik bir düzeyde ele almaktadır.

1. Giriş: Modernizmin İkilemi ve Edebi Yansımalar

Türk edebiyatında psikolojik roman türünün önde gelen temsilcilerinden Peyami Safa, özellikle Yalnızız (1951) romanında bireyin toplumsal ve manevi krizini felsefi bir derinlikle işlemiştir. Peyami Safa’nın edebiyat izleğinde olgunluk dönemini temsil eden bu eser, Batı'dan alınan maddi değerlerin manevi boşluk yarattığı ve ahlaki bir buhranı tetiklediği dönemi yansıtmaktadır. Safa, bu çatışmayı, ruh ve beden arasındaki gerilim üzerinden izah etmektedir. Doğu'nun maneviyatını temsil eden bir idealizmi savunmaktadır.

Bu çalışmanın odak noktası, Safa'nın Yalnızız romanındaki ideal insan arayışını temsil eden Samim Bey ve onun Simeranya ütopyası ile modernizm eleştirisi açısından bir mihenk taşı olan Hermann Hesse'nin Bozkırkurdu (1927) romanındaki Harry Haller karakterinin benlik krizini karşılaştırmaktır. Her iki eser de, sanayi devrimi sonrası çağın mekanikleşen, beşeri ve toplumsal ilişkileri değişen-dönüşen ve yüzeyselleşen insan yapısına uyum sağlayamayan entelektüel bireyin yalnızlığını temel mesele olarak ele almaktadır. Her iki eserde de henüz ilk sayfalardan başkahramanların entelektüel kişilikleri ve içinde bulundukları topluma karşı ait olamama veya içinde bulunulan şartları-imkanları kabul edememe duygusu hissedilmektedir.

Bu çalışmanın temel argümanından söz etmek istiyorum. Yalnızız ve Bozkırkurdu, modernizmin dayattığı yalnızlık ve kimlik krizine farklı kültürel yanıtlar sunmaktadır. Safa'nın Samim Bey'i, bir Doğu-Batı sentezi önerisiyle somut bir ütopya (Simeranya) inşa ederken; Hesse'nin Harry Haller'ı psikanalitik temelli bir içsel parçalanma (insan/kurt) yaşayarak idealleşmiş bir çözüme ulaşmakta zorlanmaktadır. Sonuç olarak hedeflediğim, aydın bireyin modern bunalımı karşısındaki iki farklı felsefi ve psikolojik duruşu ortaya koymaktır.

2. Yalnızlık, Bunalım ve Ütopya

Bu çalışmanın analitik çerçevesi üç temel kuramsal yaklaşım üzerinedir: Aydın Yalnızlığı, Psikolojik Dualite ve Çatışma ve Edebi Ütopya/Distopya. Şimdi sözü edilen kuramsal yaklaşımlar hakkında bilgi vermek istiyorum.

2.1. Aydın Yalnızlığı ve Sosyal Yabancılaşma Teorisi

Safa ve Hesse’nin sözü edilen bu eserleri, modernizmin yabancılaşma kavramını merkeze almaktadır. Bu kavramı bir başka kült eser olan Camus’nun Yabancı’sından da tanıyoruz. Georg Lukacs’ın Roman Teorisi’nde bahsettiği "transandantal evsizlik" kavramı, aydın kahramanların yaşadığı zorunlu soyutlanmayı ve ideal ile gerçeklik arasındaki uçurumdan kaynaklanan Aydın Yalnızlığı’nı açıklar. Daha başka ifadelerle bu kavramı açıklamak gerekirse Georg Lukacs’ın söz konusu makalesi Alman filozof Novalist’in şu veciz sözü ile başlar. “Philosophy is really homesickness—the desire to be everywhere at home”. Türkçe tercümesi ise “Felsefe aslında bir gurbette olma halidir, evde olma, ait olma arzusudur.” (Lukacs, 1971). Her iki romanda da roman kahramanlarının yaşadığı bu yalnızlık, toplumsal bir soyutlanmadan daha çok mevcut burjuva/mekanik değer yargılarına karşı durmanın entelektüel ve ahlaki bedelidir.

2.2. Psikolojik Dualite ve Psikanalitik Eleştiri

Romandaki ruhsal gerilim, psikanalitik eleştiri yaklaşımlarıyla derinlemesine incelenebilir. Hermann Hesse'nin Bozkırkurdu romanı, özellikle Carl Gustav Jung’un gölge arketipi kuramı çerçevesinde sıkça analiz edilmektedir. Arketip kelimesine aşina olabilirsiniz. Bu kavramı psikoloji dünyasına kazandıran isim Carl Gustav Jung’dur. Arketip terimi, başlangıçta oluşan ya da oluşturulan tip, ilk karakter, ilk imge veya kalıp olarak tanımlanabilir (Budak, 2010). Harry Haller'ın insan-kurt ikiliği, bireyin bastırılmış, ilkel ve karanlık yönlerini temsil eden gölge arketipinin somutlaşmış hali olarak yorumlanabilir (Jung, 1968). Peyami Safa'nın Yalnızız romanı ise, bu psikanalitik çatışmayı toplumsal ahlak düzlemine taşımaktadır. Meral karakterinde bir dönüşümden, birbirini takip eden iki evreden söz edilmektedir. "Birinci Meral" (ideal) ve "İkinci Meral" (yozlaşmaya meyilli) çatışması, Freudiyen anlamda, ego’nun, toplumsal baskı (süperego) ile ilkel arzular (id) arasında kalışının ve bu çözümsüzlüğün (intihar) edebi bir yansıması olarak değerlendirilebilir (Lee, 1997).

2.3. Edebi Ütopya ve Eleştirel Fonksiyonu

Samim Bey’in Simeranya’sı, edebi ütopya geleneğinin Türk edebiyatı yansımasıdır. Ütopya, mevcut düzene bir eleştiri getirmektedir. İdealize edilmiş bir alternatif dünya tasavvuru sunmaktadır. Simeranya ismi verilen bu âlem, Safa’nın idealist Doğu-Batı sentezi arayışının somutlaştırıldığı bir sığınaktır. Buna benzer bir durum Hesse’nin romanında da mevcuttur. Haller'ın Sihirli Tiyatrosu daha çok içsel bir boyutta, bireyin çoklu kişiliklerini deneyimlediği ve çözüme değil, bilinçlenmeye odaklanan bir simülasyon alanıdır. Simülasyon alanı ifadesini özellikle kullandığımı belirtmek isterim. Çünkü romanda sözü edilen mekan ve bu mekana bağlı unsurlar-hususiyetler hayatın içinde olmasa da hayatın kıyısında veya sınırında yer almaktadır.

3. Bulgular ve Tartışma: Karakter Analizi ve Tematik Karşılaştırma

3.1. Samim Bey ve Harry Haller

Her iki romanın başkahramanı da, makine çağının ve toplumsal sığlığın eleştirisini yapan orta yaşlı münevverlerdir. Samim Bey, adının da çağrıştırdığı gibi, özü ve aslı temsil eder. Samim Bey'in idealizmi sarsılmazdır, onun entelektüel yalnızlığı için bir sığınaktır, güvenli alandır. O, ahlaki yozlaşmanın karşısında bir kale gibi durmaktadır. Batı'dan alınan değerleri Doğu'nun maneviyatı ile eleyerek Safa'nın aradığı sentezi temsil etmektedir. Samim Bey, dışsal kaosa karşı kendi içinde bir âlem tasavvurunda bulunmaktadır. Bu âleme de Simeranya ismini vermiştir. Harry Haller, Samim Bey'in aksine ruhsal bir çalkantı içindedir. Onun ikiliği, burjuva insan (idealist insan) ile ilkel insan (haz düşkünü kurt) arasında salınır. Haller'in idealizmi kırılgan olup, intiharın eşiğine gelir ve ideal arayışından vazgeçerek sıradan bir kadınla (Hermine) ilişki kurar. Bozkırkurdu’nda sözü edilen bu durum ve olay, ideal olanın somut gerçeklik karşısında kaybetmesinin temsilidir.

3.2. Simeranya ve Haller’in İkiliği

Samim Bey'in Simeranya’sı, mutlak bir dengeyi (ruh ve beden) amaçlayan, yalandan, hırstan arınmış, toplumsal bir reform çağrısıdır. “Simeranya’da yalan yoktur. İnsanlar gölgelerdir. Konuşmadan anlaşırlar. Birbirlerinden hiç bir şey saklamazlar.” Bu ütopya, Türk aydınının Batı taklidi karşısında kendi manevi köklerine dönme arayışının felsefi bir modelidir. Haller'in insan/kurt ikiliği ise, içsel bir çatışmadır ve çözümü toplumsal değil, bireysel ve psikolojiktir. Sihirli Tiyatro, Haller'ın parçalanmış benliklerinin çokluğunu göstermektedir. Bu, bireyin modern dünyada tekil bir kimlikle var olamayacağını ve çok yönlülüğü kabullenmesi gerektiğini ima etmektedir.

3.3. Meral Karakteri ve Haller'in Dönüşümü

Meral karakteri, Samim Bey’in idealizmi ile Batı’nın cazibesi arasında parçalanan ruhun somutlaşmış hali olarak değerlendirilebilir. Meral’deki "Birinci" ve "İkinci" ruh yapılarının harbi, ahlaki bir iflasa ve cinnete yol açarak intiharla sonlanır. Meral'in akıbeti, Peyami Safa'nın yozlaşmanın kaçınılmaz trajik sonucunu remz eden güçlü bir uyarıdır. Harry Haller'ın ideallerinden ödün vererek (caz müziğine yaklaşmak) yozlaşma olarak gördüğü dünyaya uyum sağlaması, onu intihardan uzaklaştırır. Haller'ın yaşama sevincini, “soylu fikrin yalnızlığında değil de, herkesin emdiği bir şekeri ağzına götürmek ile” bulması, yazar Hesse'nin, bireyin kurtuluşunu hayatın kaotik akışına adapte olabilmekte gördüğünü düşündürmektedir.

4. Sonuç ve Değerlendirme

Peyami Safa'nın Yalnızız ve Hermann Hesse'nin Bozkırkurdu romanları, farklı kültürel coğrafyalarda olmalarına rağmen, modern aydının bunalımını ve yalnızlığını derinlemesine tahlil eden önemli metinlerdir (Kantarcıoğlu, 2010). Safa, Samim Bey üzerinden Doğu'nun manevi köklerinden beslenen ve Batı'nın çelişkilerini aşan mükemmeliyetçi bir idealizm ortaya koyarken, Hesse, Haller üzerinden bireyin idealizminin psikolojik parçalanma karşısında ne kadar kırılgan olduğunu göstermiştir. Bu romanlar, modern çağın ahlaki iflasına karşı iki farklı felsefi ve psikolojik duruşu temsil etmektedir: Sarsılmaz İdealizmin Korunması (Samim Bey) ve Parçalanmış Benliğin Kabulü (Harry Haller). Bu bağlamda, her iki eser de, entelektüel yalnızlığın ve toplumsal normlara uyum sağlayamamanın edebi bir ifadesidir.

_______________________________

Jung, C. G. Man and His Symbols. New York: Dell Publishing, 1968
Kumar, K. Utopiaand Anti-Utopia in Modern Times. Oxford: Basil Blackwell, 1987
Lukács, G. The Theory of the Novel. (Çev. A. Bostock). Cambridge, MA: The MIT Press, 1971.
Safa, Peyami. Yalnızız, İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2007.
Kantarcıoğlu, Sevim. Türk ve Dünya Romanlarında Modernizm, İstanbul: Paradigma Yayıncılık, 2007.
Lee, Nan A. “Peyami Safa'nın Fikrî Eserlerinde Doğu-Batı”, Ankara: Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, 1997.
Budak, Selçuk. Psikoloji Sözlüğü, İstanbul: Bilim ve Sanat Yayınları, 2009. Hesse, Hermann. Bozkırkurdu, Yapı Kredi Yayınları, 2011.

Eyüp Aktuğ
Serazat Edebiyat, Sayı 11

Paylaş:  

0 Yorum:

Yorum Gönder

Bloguma ziyaretiniz için teşekkür ederim. Bu içeriği beğendiyseniz paylaşabilir, yorum yaparak katkıda bulunabilirsiniz. Yeniden görüşmek ümidiyle...