28 Temmuz 2021 Çarşamba

Sözün Özü Gönül Gözü

Aşkar Dergisi vasıtasıyla kendisinden ve şiirlerinden haberdar olduğum Cevapsız Aramalar'ın şairi Hüseyin Karacalar, bir süredir Aşkar Dergisi'nin internet sitesinde notlarını ve yazılarını yayınlıyor. Maddeler Halinde başlığı altında işaret ettiği, etkilendiği, gündeminde yer bulan bir çok şeyi okuru ile paylaşıyor. Ben de bu yazımda Hüseyin Karacalar'ın Maddeler Halinde dizisinin 19. maddesinde değindiği bir konu üzerine yazmak istedim.
19. Dergâh dergisinin 301. sayısında altını çizdiğim bir cümle: “Batı göz medeniyetidir.” “Görme konuşmadan önce gelir.” demiş J. Berger.

Doğu nedir peki? Söz medeniyetidir, dersek doğru olur mu? Tabii bir de okuduğum yazıda Muhsin Mete’nin vurguladığı “gönül gözüyle hakikati görme” var değil mi? Biz gönül gözüyle görürüz.

Şairin de dediği gibi, biz gönül gözüyle görürüz. Peki gönül gözüyle görebilmek ne demek? Gönül ve göz kelimeleri ne anlama geliyor? Yunus Emre, "Bir kez gönül yıktın ise, kıldığın namaz değil / Yetmiş iki millet dahi, elin yüzün yumaz değil" mısralarıyla bize neyi anlatmaya çalışmıştır. Bu konuda Yunus Emre'ye ve onun şiirlerine yaklaşmalıyız. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi'nin 26. sayısında Esra Akbalık'ın Yunus Emre'nin Şiirlerinde Gönül İmgesi başlıklı makalesi bu yaklaşımda işimize yarayacaktır. Makale genel hatlarıyla aşağıdaki konu başlıkları ile çerçevelenmiştir.

  • Gönlü bir mekan olarak değerlendirme
  • Gönül yapmak ve gönül yıkmak
  • Gönül ve güzel söz
  • Gönlün derdi ve gönlün pası

Biz de görme duyusundan evvel duyma duyusu gelir. Duyduk ve itaat ettik, cümlesinden hareketle  doğunun esasen bir söz medeniyeti olduğunu söyleyebiliriz. Bu yüzden doğu medeniyetinde şiir öndedir ve önce gelir. Güzel ve latif sözler duymak ve duyurmak gönlü terbiye eder, imar eder. Kötü ve kem sözler duymak ve duyurmak da gönlü yıpratır, yıkımına sebep olur. Büyüklerimiz gönlü bir mekan olarak değerlendirmiş ve onu Kâbe'ye benzetmiştir. Onu yıpratmanın ve yıkmanın, Kâbe'yi yıpratmak ve yıkmak gibi olduğunu söylemişlerdir. İnsanlar arasında yapıcı olmanın, kinden, nefretten ve kibirden uzak durmanın, güzel sözlerle insanlara karşılık vermenin yüceliği öğütlenmiştir.

Gönüllü olmak diye bir deyim var. İstemek, bir işi yapmak için zorunluluğu bulunmamasına rağmen o işe talip olmak olmak... Gönül ile gönüllü olmak, gönüllülük arasında nasıl bir bağ var? Gönül neyi istiyor ve neye talip oluyor? Bu dünyayı gelip geçtiğimiz bir durak olarak kabul ettik. Gönüllerimiz ise gelip geçmeyen, baki olan, hep yanında olana talip, onu istemekte, onu arzulamakta. O halde biz neye gönüllüyüz?

Söyleyen boşuna söylememiş: Türk şiiri Yunus Emre ile başlamıştır.

***

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayını olarak Prof. Dr. Mustafa Tatcı'nın yayına hazırlamasıyla neşredilen Yunus Emre Divanı, halihazırda Yunus Emre Divanı olarak neşredilen ve satılan eserler arasında en göze çarpanı. Eser iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümde 13.asırda yaşamış Yunus Emre’nin tarihî ve menkabevî kimliği, eserleri, dili sanat anlayışı ana çizgileriyle incelenip, okura sunulmuş. İkinci bölümde ise şiirlerine yer verilmiş. Satın almak isterseniz, şu linkte indirimli olarak satılıyor.

TRT'nin başarılı işlerinden birisi: Yunus Emre: Aşkın Yolculuğu. Ben henüz izlemedim. 2 sezon, 4 bölümden oluşan bir diziymiş. Sanırım ilk bölümler bir saati aşmayacak sürede çekilmiş ve ardından dizi ilgi uyandırıp, çok izlenince bölümlerin süresini iki saate kadar uzatmışlar. Diziyi iki üç yıl önce TRT'nin sitesinden izlemek istemiştim. Fakat bölümler bana çok uzun geldiği için izlemek zor gelmişti.

***

İnsanın yaşadığı hemen her duruma, her hale göre bir deyişimiz - bir atasözümüz var. Mesela, göz görmeyince gönül katlanır. Twitter'da akış sayfasında bu atasözünün biraz dönüştürülmüş halini okumuştum. Kim yazdı, kim dönüştürdü bilmiyorum. Ama hoşuma gitmişti şu cümle.

 "Göz görmeyince gönül kanatlanır."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder