29 Eylül 2015 Salı

Tahammülfersa

ı.
yağmurun ve toprağın insanı çattığı bir zamanda
şehrin iniltisi henüz uğramamışken bileklerime
şükür kelimesinin ekmek gibi boğazımdan geçtiği
kalbin yaşamaya yettiği çağlara uzandım,
insanoğlunun kravatlarla boğazlanmadığı çağlara.

kırdım bilinç isimli o şemsiyeyi,
gövdeme nehirleri bağlayan bir dalgınlıkla
göğsümü sıradaki sağnak için açtım.

ıı.
onlara leyla budur dedim ekmeği tutarak
öpüp alnıma koydum onu nerede görsem,
dantel gözleri yoktu bizim leyla'nın
koynum buğday tarlası ellerim toprağın saçlarında.
yasalarda yok akşamüstü eve dönüşü bir babanın
bu tunç bir şarkıdır dudakta oğullar için.
biliyordum yalnızca bir anne başarabilirdi
buharlı makinanın keşfini ertelemeyi,
onu inandıramadım uçakların da sahiden uçtuğuna.

ııı.
göğsümden yeryüzüne taşan o şey nedir?
nedir bir kalpten başka bir kalbe çarpan,
yutkunurken boğazıma barajlar kuran o şey?
evlenişi gibi kız kardeşimin, onu alnından ilk öpüşüm gibi
keder ve sevinç hırpalamakta beni.
ve aşkı tarif etmek yoktu heveslerimin içinde,
gece yarılarında ay nasıl vurur iki kaşımın ortasından bilmezdim,
anlamazdım açık bırakılan bir pencere ne işe yarar,
yahut mektupların bir ucu neden kundaklanır.
sonra fabrikaların paydos düdüğü, ümmü gülsüm, enta omri
kamyon garı, kollarım zayıf, bacaklarım titriyor sonra yirmi lira.
o kıza getirecektim şimdi lafı ama eve yürüyerek döndüm
öyle yorgunum ki.
hep kışa büküldü nedense geçtiğim yollar,
gurbetin tadına vardım ağzım yandı.

göz döktüğü kadarmış
gördüm.

ıv.
nasılsa kapılar kapanmak içindir.
bir ev başka bir evden kapıyla başlar ayrılmaya,
bir oda başka bir odadan kapılarla bölünür önce,
ve yüzümüze kapanmayı bekleyen bir kapı bulunur her zaman.
yaşamak da bir kapıdır aslında yüzüme ölümün çarpacağı bir kapı,
o halde niçin bunca uğraş?
Allahsız iktisat hüznümüze ipotek çıkartmışken,
insanın aziz sayıldığı, ekmeğin hem leyla hem anne olup
soframızı hazırlayıp soframıza konduğu çağlar
bilmek isterim hangi kapının ardında kaldı?

gazeteler yazmadı içimden geçeni
bir güvercin ölüsüyle uyanmak gökyüzüne
varılmıyormuş bir yeri terk etmeden bir başka yere
öğrettiler
insan bir başkasının acısıyla nasıl susar
annemin ipek ellerinden, babamın gözlerime değişinden sonra
o kıza getirecektim şimdi lafı o kızın saçlarına

Allahsız iktisat.

v.
çocuklar, bu ilk dersimiz
yara aldık
yaralarımızdan yürüyeceğiz Allah'a.

Eyüp Aktuğ
Enfa Edebiyat - Ağustos 2015

26 Eylül 2015 Cumartesi

Ankara ve Amasya Seyahatlerim Üzerine


Anlatacaklarıma başlamadan önce bayramınızı tebrik eder, hayırlar getirmesini temenni ederim. Aşağı yukarı bir haftadır yollardayım. Neredeyse 2000 kilometreye yaklaştı yaptığım yolculuk. Bu yazımda yaptığım bu küçük Türkiye turu üzerinde yaşadıklarımı ve ilgimi çeken şeyleri sizlerle paylaşacağım. Altı kişilik bir grup ile Sivas'tan hareket ettik. İdris Abi, Hüseyin Abi, İrfan Abi, Melih Abi, Selim ve ben. Saat 12'de Sivas'tan ayrıldık. İlk molamızı Yıldızeli, Kavak Köyü'nde verdik. Cuma namazımızı eda ettikten sonra, anacığıma yaptırdığım börekten ilk dilimlerimizi aldık. Acıkmıştık biraz.

Ankara'ya giderken çokça mola verdik. İrfan Abi'ye kalsaydık, hiç mola vermeden üç buçuk - dört saatte bizi Ankara'ya ulaştıracaktı. Fakat yol üzerinde gördüğümüz her kavuncu da durup, kavun yememiz yolculuğumuzun süresini iki katına çıkardı. Yemeğimizi ise Sorgun'da Ali Usta'nın yerinde yedik. İrfan Abi'nin söylediğine göre efsane ciğer yapıyor Ali Usta. Soframıza yapılan ikramlarda da oldukça cömert davrandılar, salatamızın bittiğini gördüğü anda, bizim söylemimize gerek kalmadan tazelediler. Nihayet her fırsatta mola vere vere Ankara'ya ulaşabildik. Altındağ'da geceyi geçireceğimiz binaya ulaştık. Bizleri Yavuz Abi karşıladı. Eşyalarımızı, sırt çantalarımızı odalarımıza yerleştirdikten sonra çay faslımıza geçmiş bulunduk. Peşine ise Hamamönü'ne, Taceddin Dergahı'na doğru yürüyüşümüz başladı.

13 Eylül 2015 Pazar

Elmanın Kararan Yüzü

Elmanın Kararan Yüzü

suya dair cümleler kurdum elmanın kararan yüzüne
savaştan kaçırdım içimde yeryüzünü gözetleyen çocuğu
onu yarınlarla avutup, umudu yonttum her yarın da.
bu takvim duvarda iyi durur dedim,
kendime bir yarın daha seçtim.
gördüm ki yokmuş hiç soluklanacak bir çeşme
Allah’ım yetişemiyorum verdiğim nefese.

çevirsem kırılacak bir anahtardı elimdeki
korkuyla yaklaştım yoluma eğleşen kapılara.
eve dönerken başka başka sokaklara saptım da
bulanık akşamlardan geçtim o şarkıdan geçtim.
dayak yedim babam kaşlarını çattı
anneme göstermedim sırtımdaki yaraları
ben yumruğumu hep cebimde sıktım
gözlerimi kıstım o saçlarını tararken.

her kulaçta bir yerim sancıdı
yürüdüm ayakkabımın boyası atana dek
öğrendim eve varmayan yolları.

içimi dökemedim
yüksek topuklar dilimi anlamadı.
kulak kesildim merdiven çıkan gülüşlere
kaç koridor sustum ben.
dağı karşıma aldım da eğdim başımı
balkonda sabahlattım beyrut’u, fairuz’u, gözlerini,
çamaşır ipleri de bilmiyor leylâ nasıl yazılır?
asansör çıkarmıyor beni dalından düştüğüm ağaca.

sancımı jenerikte görmüşler
ama filmin hep kesilen sahnelerindeyim.
vurulursam tam şuradan vurulacağım
esmer bir merhaba olacak dudaklarım.
film bitti, takvim düştü duvardan
kırıldı anahtarım kapıyı zorlarken
cevabını veremedim
yaşamak hayatın neresinde durmaktı?

Eyüp Aktuğ
Karanfil Fanzin, Ağustos 2015