18 Mayıs 2015 Pazartesi

Çocukluğumda Kalan Arkadaşlarım

Ubeydullah kardeşim "çocukluk arkadaşları" temalı bir yazı zincirine benim katkı yapmam için göz kırpmış. Hepimizin çocukluğunun ilk yıllarında kendisine yer bulmuş ve daha sonra çeşitli nedenlerle hiç görüşememiş, nasıl - nerede - şimdi ne yapıyor gibi soruları cevap kalmış arkadaşları vardır. Ben de çocukluğumda kalan ve bir daha görüşme şansımın olmadığı (olamayacağı) arkadaşlarımdan bahsedeceğim sizlere.

Henüz birinci sınıftayım. Onu siyah renkli, sarı çizgili çizmeleriyle hatırlıyorum. Adı Yunus'tu. Eşref Öğretmenim bir müddet beni Yunus ile sıra arkadaşı yapmıştı. Üç numara kesilmiş saçları, şişmanca parmakları ve beslenme çantama takılan gözleriyle hatırlıyorum onu. Yemek yemeyi çok severdi ve ister istemez beslenme çantamı bazen onunla paylaşmak zorunda kalıyordum. Ona dair unutamadığım hatıram ise mavi renkli mekanik kalemi karşılığında beslenme çantamdaki yiyeceklerinin tamamını satın almak istemesi. Ben ise kabul etmemiştim.

Sizlere bahsedeceğim bir diğer arkadaşım ise Handan. İkinci sınıfta sınıfımıza katılmıştı. Birinci sınıftaki Eşref Öğretmenimiz gitmiş yerine Türkan Öğretmen gelmişti. Handan'ın yeşil gözleri, sarı saçları ve kolunun üzerinde mürekkep lekesi gibi bir doğum lekesi vardı. Taşradan değildi Handan. Babasının mesleğini hatırlamıyorum. Fakat babasının Devlet Hastanesi ile ilgili olduğunu anımsayabiliyorum. Kokulu silgisi, renkli kalemleri ve resim dersinde bol bol kullandığı pastel boyalarıyla sınıfımızdaki diğer arkadaşlarımdan farklıydı. Handan'ı hala hatırlıyor oluşumun elbette bir sebebi var. Bana "Halime mi güzel yoksa ben mi güzelim?" diye sormuştu. Sekiz yaşında ve taşrada yaşayan bir erkek çocuğu için alışılmadık bir soruydu bu. Ben de "Sen güzelsin." demiştim. Halime'ye gelince Handan ile Halime birbirini sevmiyordu galiba. Ben ise meselenin neresindeydim bilmiyorum.

Sıradaki arkadaşım ise Onur. Küçük Emrah gibi bir çocuktu. Mahsun Kırmızıgül'ün şarkılarını söylerdi sınıfta. Sesi güzeldi ve yanık bir tonu vardı. Öğretmenimiz Onur'a bazen  türkü bazen de şarkı söyletirdi. Esmer, elleri ve kıyafetleri toz toprak içinde bir arkadaşımdı. Onunla ilgili hatıram ise şu: Bir okul çıkışında onu belindeki kemeri çözerken gördüm. Küçük bir köpeğe tasma yapmıştı kemerini ve köpeği zorlayarak yanında gelmesini istiyordu. Köpeğin canının yandığını hissedebiliyordum.

Anlatacağım son çocukluk arkadaşım ise Murat. Biz Murat ile belli bir dönem aynı köyde yaşadık. Fakat aynı okula gitmedik. Murat'ın ailesi bizim aile dostumuzdu. Ailelerimiz birbirine yakındı. Babası düğünlerde bağlama çalar ve türkü söylerdi. Murat'ın evinde atarisi vardı. Beni atari oynamak için evine çağırırdı. Sıra ile "Süper Mario" oynardık. Çamurdan evler yapardık, gezer dolaşırdık. Bir gün babasının bağlamasını getirdi, atari oynadıktan sonra. Bağlamadan ses çıkarmaya çalışıyor ve televizyonda gördüğümüz şarkıcıları taklit ediyorduk. Ben yanlışlıkla bağlamanın telini kopardım. Çok korktuk. Hemen bağlamayı aldığı yere götürdü. Babası ne dedi, ne söyledi bilmiyorum. Yaz tatillerinde dedemlerin yanındaydık. Murat ile arkadaşlığımı uzun yaz günleriyle hatırlıyorum. Çocukluk yıllarımdaki arkadaşlarıma dair unutamadığım, unutamayacağım tek şey ise Murat'ın ölümü oldu. Bir sonraki yaz tatilinde onu göremedim. Ona hep dua ettim.

İşte çocukluk yıllarıma dair hatırladığım, anımsadığım ve unutamadığım belli başlı hatıralar böyleydi. Hatırladığın en eski şey nedir diye soracak olursanız eğer... Üç buçuk veya dört yaşında babamın bana aldığı büyük bir oyuncak kamyon ve mavi renkli üç tekerli bisiklet. Şimdilik bu kadar.

1 yorum:

  1. Benim gibi ufak çaplı bir bloggerın MİM konusunun buralara ulaşması şaşırtıcı, güzel bir yazı olmuş eline sağlık :)

    YanıtlaSil