19 Şubat 2015 Perşembe

Lettres à Gravier - merhabalar olsun

Gravier... Merhaba, merhabalar olsun. Bazı insanlar yaşamları boyunca ben bunu hak etmedim ya da ben bunu hak edecek ne yaptım, diyerek söylenirler. Tıpkı bazı zamanlar benim de söylendiğim gibi. Tıpkı bazı zamanlar neden sorusunu kendime fısıldadığım gibi. Aslına bakacak olursan her insanın verdiği savaşın bir gereğidir bu soru ile karşılaşmak. Bir savaş üzerindeyim. Kulağıma neden, niçin sorularını fısıldayan şey ile beni teslimiyete, tevekküle götüren şey... Bu iki taraf birbiri ile savaşıp duruyor. Asırlardır devam eden ve devam edecek olan bir savaş. 

Ruhumu ve kalbimi yatıştıracak bir şey arıyorum. O aradığım şeyi buldum zannediyordum. Ama yanılmışım. Şimdi bana şu soruyu soruyorsun, aradığın şeyin tanımı yapabiliyor musun? Hayır Gravier, aradığım şeyi izah edemiyorum. Aradığım şey her ne ise onu bir yere konumlandıramıyor, nasıl bir şey olduğunu tarif edemiyorum. Yaşadığım ve gözlemlediğim bazı olaylar kalbimi ürküttü. Senin dışında çoğu şey artık zihnimde eski silüetinde değil. Seni bu dünyaya karşı temiz tutacak ve koruyacak olan bir tılsımı taşıyorum kalbimde. Sen dahil hiç kimseye günahsızlık sıfatı konduramam. Ama benim bahsettiğim olgu çok farklı bir olgu. Gravier'i, yani seni bir ruh olarak kabul ettim artık. Senin yüzün yani çehren de o ruhun bir yansımasıydı yeryüzüne. Aslında bütün mesele bu. Şehrin kalbi.

14 Şubat 2015 Cumartesi

Karnında Kelebekler Uçuşan Adam: Roger Whittaker

Pastoral bir sesi var bu adamın. Bu adamın şarkılarını dinlediğim zaman Alp Dağlarının mor eteklerinde yaşayan, küçük mütevazi çiftlikleri ile hayatını sürmeye çalışan bir İskandinav ailesi aklıma gelir hep. Mesela şu bizim Heidi yok mu? Onu da düşünebilirsiniz. Uzun yolculuklar için de değerlendirilebilir bu adamın şarkıları. Gün karşı tepenin ardında kalırken, kızıla çalan - turuncuya yakın buğday sarılığını alırken gökyüzü, siz otomobilinizin penceresini açmış baskın havayı biraz serinletmeye çalışırken, kasetçalarınızda da şu şarkı (sieben Jahre sieben Meere) çalıyorsa sizinle tanışmak isterim.

Bir de ıslık olayı var. Adamın içine kelebekler, kuşlar kaçmış gibi adeta. Dünyanın en iyi ıslık çalan adamı dersem yanlış bir şey söylemiş olmam. Bir konserinde şöyle bir performans sergilemiş. Şuraya tıklayıp izlediğiniz zaman bana hak vereceğinizi umuyorum. Şeytan çağırmanın ne gereği var şimdi derseniz saygı duyarım.

6 Şubat 2015 Cuma

Johann Gottlieb Fichte’nin Cinneti: Hürriyet

 Johann Gottlieb Fichte’nin Cinneti: Hürriyet
Eyüp Aktuğ

Alman felsefesinin cins beyinlerinden birisi de Johann Gottlieb Fichte’dir. Fichte, 18. yüzyılın sonlarında ve 19. yüzyılın başlarında Immanuel Kant’ın sistemleştirdiği Alman idealizminin (kısmen) önemli temsilcilerinden birisidir. Alman idealizmi romantizm ve Rönesans ile yakından ilgili bir akımdır. Peki, meselemizde yer işgal eden Fichte, Alman idealizminin neresindedir? Bu sualin cevabını, Fichte’nin yaşam çizgisini irdelediğimiz zaman bulmuş olacağız. Fichte, Immanuel Kant’ın idealizmi ile Friedrich Hegel’in diyalektiği arasında konumlanmaya çalışan bir geçiş süreci filozofudur. Onu tamamıyla belli bir akımın içine dahil etmek yanlış olacaktır.