25 Şubat 2014 Salı

Benim çay bardağımda senin gözlerin olur


Benim çay bardağımda senin gözlerin olur
Senin gözlerin sizin çay bardaklarınızda
Onların gözleri
- sezai karakoç • şiirinden...
24 Şubat 2014 (yani dün) ve saat on iki buçuk civarında... Gökyüzü kadar mavi görünür mü bir daha bilemiyorum. Yeryüzü bu kalp için fazlası ile küçüktü... Bu muazzam olayın başlangıcı için dört yıl öncesine kadar gitmek lazım, ama her şey dün öğle saatlerinde benim acıkmam ile başladı. Niyetim bir tost ve bir çay ile açlığımı bastırmaktı. Sonra... Sonrasını anlatmayacağım, sonrası çok ama çok değerli. Size hiç çay ikramında bulunan oldu mu? Bana çok kişi çay ikram etti. Ama onlar sadece çay ikram etmişti.

16 Şubat 2014 Pazar

Biraz mavi gönder defterimin arasına

Ben bu gülümsemeyi iyi tanıyorum. Hem de çok iyi...  Sen güneş nasıl doğar gördün mü hiç? 
Bir yağmur damlası nasıl düşer toprağa, izledin mi?
Rüzgarla yarış ettin mi, her sonbahar akşamında?

Ben güneş nasıl doğar gördüm, pek çok kez... Islandım da yağmurda ve izledim toprağa düşen her damlayı. Rüzgarı saçlarımda gezdirdim, gazel dönüşü...

Gülümseyişin ile parlaklığına kavuştu güneş. İnan ki sen gülümsedin diye hıçkırdı bulutlar? Toprak, sen güldün diye kucak açtı yağmura ve bahara. Ve sen güldün diye rüzgar yerinde duramadı.

Gravier... Sen gül. Dünya daha güzel olsun. Sen gül. Gül ki gülümseyişimin bir anlamı olsun. Gravier. Yarın yeniden maviye boyanacak yeryüzü. Uzun bir hasretti bu. Her saniyesi bir güne yürüdü de geçmek bilmedi zaman. Az kaldı, çok az... Dedim ya, şurda güneşe ne kaldı?

Sizin oralar sıcaktır şimdi. Bizim buralara benzemez havası. Biraz güneş getir. Biraz tebessüm koy cebime. Biraz mavi gönder defterimin arasına. Neyse...

15 Şubat 2014 Cumartesi

Şurda güneşe ne kaldı?

Gravier...

Sana ikinci bir mektup yazma imkanım olsaydı, güzel olurdu. Bu sefer, kareli defterimden bir sayfa koparıp, kurşun kalemi bıçakla sivrileştirip, yazmazdım. Dolma kalem alırdım önce. El yazım pek okunaklı değil. El yazımı güzelleştirmeye çalışırdım. Sonra, bir kırtasiyeye gidip, şu gül kokulu mektup sayfaları var ya, onlardan alırdım. Hatta aldım bugün. Şşş... Tamam... Ben söz verdim bir kere ve verdiğim sözü tutarım. Bu mektubu elbette yazdıktan sonra kül edeceğim. Ama, yazmam gerekiyor, kül etmek için yazmam gerekiyor.

Anlıyorsun değil mi Gravier?

Anladığını düşünüyorum. Gerçi çoğunlukla seni düşünürken senin beni anlamış olduğunu düşünmeye pek fırsatım olmuyor. Ama olsun. Sana bir sır vereyim mi? Gülümsüyorum şu an. Neden, dediğini duyar gibiyim? Bu sabah, yastığımın kılıfında bir şey buldum. Biraz sabret, anlatıyorum işte. Ne mi buldum? Bir şiire saklamıştım seni, şiiri de yastığımın kılıfına... Evet, o şiir karşıma çıktı.

Sonsuza Dek - Nun Edebiyat Dergisi 10. Sayısı

     sonsuza dek – eyüp aktuğ

İsmini sessizliğime giydirdim. Adını kimseler duymasın diye dilime küstüm. Gölgemi gölgen sandım önce, tenha vakitlerde yürüdüm her şiire. Kıpırtısız göğe bakmak gibi bir şeydi gözlerinde seyrine daldığım dünya. Bakışlarını çizmek istedim bir şiirde. Kirpiklerine yaklaşırken bir gece vakti, kötürüm kaldı kalemim, daha ilk mısrada gözlerine değince gözlerim. Her mısra cam kırığı olup saplanırverdi gözlerime. Her hece ruhumu kavuran bir yangın yeri oldu.