29 Ekim 2013 Salı

Yartı (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: Serbest
yartı
mülteci bir ölümdür burada sessizlik
sessiz gelir hep gelenler

usulca kirletirim günahı
veremli yıldızlar ilmeklerim
gölgemi ıslatan sokak lambasına
yılanlardan ve akreplerden çaldığım
bir şiir kırıverir kaburgalarımı
ama bir güneşlik nefesim var hala
buğulu eşikler üzerinde

kuş sesleri olamaz kulağıma çalınan
pas tutan bir şarkının cıvıltısıdır bu
bahardan kalma kış sabahlarına değil
mevsimsiz yarışlara uyanıyor dizlerim
lacivert dönüşlerinden sezinliyorum
dönüşümünü tamamlayamadan
linç edilen incir ağacının çığlığını

20 Ekim 2013 Pazar

Gravier pour toujours...

Hayır! Henüz bu hikaye bitmedi. Kalbimde devaran eden bu savaş bitmedi henüz. Eksik kalan birşeyler var.
Hissediyorum. Artık herşeyi daha net görebiliyorum, sesini daha net duyabiliyorum. Gravier... Az daha yabancı bir kokunun rüzgarı ile felç oluyordu ciğerlerim. Az daha, ihanet edecektim kalbime. Dün akşam rüyama girdin sonra. "Gitme" diyordun. Ellerindeki sıcaklığı alabiliyordum. Ayaklarımda heykelvari bir katılık sezdim. Yürümek istedim. Ardınca koşmak geldi içinden. Gölgende bir siyah lekede ben olsam dedim. Bana kızmıştın Gravier. Kaşlarını çatmış öylece bana bakıyordun. Kızma bana... Hani Sezai Karakoç diyor ya, Leyla dedimse sen, Suna dedimse sen... Hangi isme dokunsa dudaklarım yine senin adın çıkıyor karşıma.

Gravier... 
Sol gözüm ile sağ gözümde hayalini aradığım.
Bir mızrak boyu daha koşabilirim. 
Bir güneşlik nefesim var hala. 
Bir bulut öte de kaldı gözyaşlarım. 
Bir deniz kadar derin ve içli. 
Bir ay kadar saf ve masum...

16 Ekim 2013 Çarşamba

Uğramaz (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: 14
Düzen: ee/ea
Uğramaz
Hüsn-ü cemâlini görmeden bayram uğramaz,
Kaşların kara bulut bana yağmur uğramaz.

Gözlerin böyle doğmasa mehtaba her sabah,
Karanlıkta kalır bu dünya güneş uğramaz.

Aczimi düşürmesen sızlayan bu kalbime,
Dua nedir bilmezdim alnıma secde uğramaz.

Zülfün hemhâl olmasa rüzgârla seher vakti,
Mahrem-i aşk diye bu perçem yüze uğramaz.
                                     Eyüp Aktuğ

3 Ekim 2013 Perşembe

Hazan düştüğü yerde kalır

Böyle dediler bana.
Hazan düştüğü yerde kalır.
Bu yağmada bize kalan sade hüzün.
Gravier.

Hayır. Mutluluğun sende kalsın! Hüznünü verebilir misin bana? Çünkü İlhami Çiçek der ki, "yalnız hüznü vardır kalbi olanın..."

Şimdi, ilkyaz sessizliği kadar kıpırtısız bir güz kovalıyorum. Düşünüyorum da atını uçuruma sürenlerden kim kaldı? Bir biz mi varız. Hisset bakalım, görebilecek misin, incecik perdelerde tüllenen ama bir türlü pencereden içeri giremeyen baharı.

Bir isyan dilekçesi değil dudağımın kiri, pası... Çok toprak öptü dudaklarım, kim söylediyse doğrudur. Çokça da demir kemirdim pasını çıkarana dek. Kaldırım taşlarını da sayıyorum bazen. Ama neden bilmiyor Leyla, gerekli olduğunu... Bu savaşı, bu yağmayı bitirecek sözlere, gözlere sahipken üstelik.. Yanlış işitmediniz. Kalbime uğrayan bu istila Moğollar'ın istilasından daha şiddetli. Bilmem, hiç deprem oturdu mu bakışlarınıza? Altında kaldınız mı yıkılan gözyaşlarınızın.

Az kaldı, çok az... Oysa?