31 Temmuz 2012 Salı

Kayıp Mısralar #3 (Kendi şiirlerimden)

Kirpiklerin
Kirpiklerin kaç gönle saplandı bilmem,
Gölgenin düşmediği yere gidemem...

Ezan
Okunan ezan ruhumu okşuyor,
Bak beni kurtuluşa çağırıyor.

Sonsuzluk
Sonsuzluk kervanı dünyaya uğradı,
Neden her sonda sonsuzluğu aradı?

Kuş Cıvıltıları
Kuş cıvıltıları dualarımı süslüyor,
Yalvarırken Allah'a bana eşlik ediyor.

Namaz
Namaz namaz, günün bir saati Allah'a
O'nun ismi ile başlayalım her sabaha.

Nefes
Rüyalarımı süsledi ay yüzlü birisi,
Ömrüme ömür kattı O'nun ılık nefesi

29 Temmuz 2012 Pazar

Anadolu Kıtası'nın 18. sayısı çıktı

Merhaba kıymetli okuyucularım,
15 Temmuz 2012 tarihinde 17. sayısını çıkarmış olduğum Anadolu Kıtası'nın 18. sayısı ile karşınızdayım. Bu haftada yine kültür ve fikir ekseninde yazılar okuyacaksınız.

NOT: Kıymetli okurlarım, Anadolu Kıtası'nın tasarımında değişiklikler yaptım. Dergimizi biraz daha geliştirdim. Görsel açıdan daha cazip hale geldi. Görüşlerinizi bekliyorum.

Haftanın Konusu: RAMAZAN VE ORUÇ
  • Ramazan Ayının Önemi

27 Temmuz 2012 Cuma

Bîçare Makine - Charlie Chaplin



NOT: Yukarıda izlemekte olduğunuz görüntüler Charlie Chaplin'in Modern Times isimli filminden alınmıştır. Modern Times filminde işçilerin ve fakir halkın kötü durumlarına dikkat çekmiştir.

22 Temmuz 2012 Pazar

Kayıp Mısralar #2 (Kendi şiirlerimden)

Yollar
Bir gölgedir yollar, uzar gider karanlığa...
Sonu görünmez ufuklardan aydınlığa...

Şüphe
Şüphedir insan beynini kemiren illet,
Kaybetti şüpheye düşünce bu millet.

Tarih
Tarihi kim yazıyor, bilmek istiyorum.
Tarih öncesi varmış, gitmek istiyorum.

Hicran
Yine hicran düştü payımıza gurbet elde,
Hicran imiş yari yar yapan o sır dilde.

Son Söz
Söyleyemediğim söz kalmasın dudağımda,
Son sözüm Allah olsun vatan toprağında.

Dört Işık
Sisler içinde bir ev, üst katında dört ışık...
Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali; O'na aşık.

15 Temmuz 2012 Pazar

Anadolu Kıtası'nın 17. sayısı çıktı

 Merhaba kıymetli okuyucularım,
23 Haziran 2012 tarihinde 16. sayısını çıkarmış olduğum Anadolu Kıtası'nın 17. sayısı ile karşınızdayım. Bu haftada yine kültür ve fikir ekseninde yazılar okuyacaksınız.

Haftanın Konusu: MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ
  • GİRİŞ
  • YAŞAMI 
    • Babasının ölümüne kadar olan dönem
    • Babasının ölümünden sonra olan dönem

Kayıp Mısralar #1 (Kendi şiirlerimden)

NOT: Kayıp Mısralar bir şiir dizisidir. Kayıp Mısralar etiketi ile gün ışığına kavuşturduğum şiirlerimi ilerde tek tek yayınlamaktansa demet şeklinde sizlere sunmayı daha uygun buldum...

O'nu Zikretse
Mıhlasam alnımı secdeye bir ömür...
Yalnız O'nu zikretse dilim...
Erişince vuslata gözyaşlarım köpürür..
O'ndan başkasını görmese gözlerim...

Ölüm Dağı
Ölüm dağıdır bizim gül bağımız.
Azrail geldiğinde bayram olur.
O vakit denizleri taşırır gözyaşımız.
O'nun cemalini gören hayran olur.

Bilinmeze Giderken
Bir gün atmayacak kulak kesildiğim kalbim.
O gün kimse olmayacak baş ucumda.
Bilinmeze giderken bu perişan halim.
Ötelerden haber, dipsiz bir uçurumda.

Sözün Özü Göz
Gözler vardır sözlere gerek bırakmaz.
Sözler vardır o bakışları unutturmaz.

13 Temmuz 2012 Cuma

Her Secdede (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: ee
Her Secdede
Her secdede O'nun izi, ötelerden...
Her duada O'nun hüsnası, isimlerden...
Her yağmurda O'nun kokusu, rahmetten...
Her ateşte O'nun sıcaklığı, merhametten...

Nereye baksam O'nun mührü var...
Her atışta kalbim O'nun için çarpar.

                                  Eyüp Aktuğ

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Bir Bardak Çay (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: Serbest
Bir Bardak Çay
Camları çatlatan,
Denizleri donduran,
Bir kış günü...
Güneş çıkmaz sokaklarda,
Zemheriler kesmiş yolunu.
Ve bir bardak çay...
İçimdeki buzları eriten,
Gözlüğümün camlarını
buğulandıran
ve hala hayat var diyen,
bir bardak çay...
Güneşli günlerin izi var,
Her yudumda...
                            Eyüp Aktuğ

AÇLIK - bir milletin istikbali

Gökyüzünün berrak deniz mavisi ve güneşin turuncuya çalan buğday sarısı olduğu sıcak bir temmuz gününde, öğle namazımı eda etmek üzere meydandaki camiye inmiştim. Sakalları ve bıyıkları sararmış, dizlerindeki fer çekilmiş, namazını ancak bir iskemle üzerinde eda edebilen, yaşları seksene yakın dört beş yaşlı adam ile birlikte saf tutarak namazımı bitirdim. Camiden çıkarken cami avlusunda bir tabut dikkatimi çekti. Musalla taşı üzerinde boylu boyunca yerleştirilmiş bir tabut…
Zannediyorum içerisi boştu. Lakin merakıma yenik düşüp, tabutun boş mu dolu mu olduğunu teyit etmek üzere tabutun başına geldim. Şaşkınlığım bir kat daha arttı. Tabut dolu idi. Kafamı sağa sola çevirip çevreye bakındım. Maksadım cenazenin sahibini öğrenmekti. Ancak çevrede cenaze ile ilgilenen bir kişi göremedim. Nihayetinde vaziyeti caminin imamına sordum.

- Muhterem hocam, tabuttaki insan kimdir?
- Bir adam… Genç bir adam…