29 Şubat 2012 Çarşamba

Gerçek Tarih (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: 14
Düzen: eeae
Gerçek Tarih
Kızılırmak'ın bu rengi mayasından değil,
Toprağa düşen canlarımız nebattan değil,
Üstad sığdıramazken Sakarya'yı destana,
Bize öğretilen tarih gerçek tarih değil...
                             Eyüp Aktuğ

Her gün üzerine bastığın bu topraklarda saklı, ecdadımızın bizlere bıraktığı emanet... Bu topraklarda saklı kızıla çalan rahmet yağmuru. Bu topraklar için toprağa dikilen fidanlarımızı kabirlerinde huzur içinde hissedebilmemiz için tarihimizi iyi bilmek icab eder. Kitaplarda yazan tarih kaç ton mermi kullanıldığından, nusret mayın gemisinin kaç tane mayın bıraktığından, savaşın kaç gün sürdüğünden bahseder. Gerçeği bir kenara bırakıp inanırız. İman ordularının düşmanın üzerine ebabil kuşlarını gönderdiğini yazmaz kitaplar...

Avast! 7 sınıfta kaldı, tavsiyem Avira I.S.

Bir yılı aşkın bir süredir avast! kullanmaktayım. 7. sürümünü çıkarana kadar her şey çok güzel gidiyordu. Ancak avast! 7 notebook'uma yerleştiğinden beri bilgisayarımda gözle görülür bir performans kaybı yaşadım. Bunun nedeni avast! 7'nin bünyesine eklenen yeni özelliklerdendi. Program bilgisayarımı hissedilir düzeyde yavaşlattı. Bunu çözmek için ayarlar kısmından, "dosya koruma" sekmesine tıklayıp: verileri yazarken tara, verileri okurken tara, programı açarken tara, program sürdürülürken tara vs. özelliklerini disable ettiğimde ise sistemim tam manasıyla güvenlik altına girmiyordu.

Bende çareyi güvenlik yazılımımı değiştirmekte buldum. Forum sitelerine baktığımda konu ile ilgili tatmin edici bir yazı bulamadım. Bende sözlüklerde araştırmalar yaptım. Netbook'um da Panda Cloud Antivirüs'ü kullanıyordum. Ancak notebook'umda Panda C.A. kullanmak istemedim. Bende Avira İnternet Security isimli programın hem performans bakımından hemde sistemi yormaması bakımından iyi olduğunu öğrendim. Uzun lafın kısası avast! 7 sınıfta kaldı ve Avira'yı tercih ettim.

28 Şubat 2012 Salı

İzledim: Sleepers (Kardeş Gibiydiler)


Geçenlerde ekşisözlük'te gezinirken bir başlığa denk geldim. Başlığın ismi "suskunlar" idi. Yeni bir dizi projesiymiş. Başlık altına iliştirilen notları okuduğumda Bu dizinin Sleepers isimli bir yabancı filmden birebir kopyalandığını anladım. Ardından Sleepers'da ne ola ki dedim.

İnterneti bir köşesinden filmin konusu hakkında biraz bilgi edindim. Şöyleymiş;
1960'larda Hell's Kitchen'da büyüyen Shakes, Michael, John ve Tommy adındaki 4 çocuk, eşek şakası yaparken yaşlı bir adamın yaralanmasına neden olurlar. New York'taki Wilkenson Center'da 1 yıla yakın hapsolan 4 arkadaş, buradaki gardiyanların kötü muamelesine maruz kalır. Burada dayak yiyen, onurları zedelenen ve cinsel istismara uğrayan bu 4 arkadaş 13 yıl aradan sonra, Wilkenson Center ve gardiyanlarından intikam alma fırsatını yakalar .

27 Şubat 2012 Pazartesi

Anadolu Kıtası'nın 2. sayısı çıktı

Merhaba kıymetli okuyucularım,
20 Şubat 2012 tarihinde 1. sayısını çıkarmış olduğum Anadolu Kıtası'nın 2. sayısı ile karşınızdayım. Bu haftada yine kültür ve fikir ekseninde yazılar okuyacaksınız.

Haftanın Konusu: Türklerde Ordu Teşkilatı
  • Türk Ordusunun Yapısı
  • Türklerde Okçuluk
  • İslamiyet’ten Önce Türk Devletinde Ordu
  • İslamiyet’ten Sonra Türk Devletlerinde Ordu
  • Osmanlı İmparatorluğu’nda Ordu
  • Türk Ordusunun Tarihi Süreci
Yukarıda sıraladığım altı muayyen konu üzerinde bina ettiğim 2. sayımızı .pdf formatında indirmek için aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirsiniz. Dergimizin e-dergi haline mecmua sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

Anadolu Kıtası / Sayı:2 indirmek için tıklayınız.

Yarım Kalan Hikaye (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: eaea
Yarım Kalan Hikaye
Soğuk bir şubat sabahında gördüm gözlerini,
Sararan takvim yaprakları ondördü gösteriyordu.
O an, uzansam tutacak gibiydim beyaz ellerini,
Sararan takvim yaprakları aşka işaret ediyordu.

Yaşanmamışlıkların ağırlığı vardı dizlerimde,
Bir adım uzağımdayken mesafeler girdi araya...
O günden beri ismin duam oldu sözlerimde,
Seviyorum demek varken acı sözler girdi araya...

Geceden kalma bir yağmur var gökyüzünde,
Söndürmüyor yağan yağmur kalbimdeki ateşi,
O an, sadece ikimiz vardık bu yeryüzünde...
Sen ki cehennemim yaptın kalbimdeki bu ateşi.

23 Şubat 2012 Perşembe

İzledim: FETİH 1453


Büyük bir bütçe ile hazırlanan ve nihayet Türk sinema seyircisiyle buluşan FETİH 1453 filmini izleme fırsatı bulabildim. Filmi bir sinema izleyicisi olarak değerlendirdiğimde;
  • Türk filmlerindeki standart kalitenin üzerine çıkılmış ve gerçeğe yakın görsel efektler ile bezenmiş.
  • Bu yönü ile Amerikan yapımı filmlerin teknolojisine yaklaşmış ve hatta bir çoğunu geride bırakmış bulunuyoruz.
  • Görsel efektlerin yanı sıra ses efektleri ile izleyiciyi tatmin eden bir yapım olmuş. Dönem kıyafetleri, dekorlar beğenimi kazandı.
Bu görüşlerimi sinemanın madde boyutunda yapıyorum. Maddi yönden gerçekten kuvvetli bir çalışma olmuş. Ancak ne var ki filmi sadece madde planında değerlendirmek yanlış olacaktır. Meselenin birde manevi  boyutu vardır. Ruh planındaki değerlendirmelerim;

21 Şubat 2012 Salı

Sevmek Sana Zor Geldi (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: eeea
Sevmek Sana Zor Geldi
Yine mehtabıma gül yüzün doğdu,
Bu sabah gönül bağıma bahar geldi.
Güzelliğin karşısında gül bahçem soldu,
Sen gelince ölen kalbime can geldi.

Bakışlarınla ısıttın titreyen kalbimi,
Bir sözün ile viran ettin gönül evimi,
Bilmem kime anlatsam bu gönül derdimi,
Seni gördüm karanlık dünyama güneş geldi.

Bülbül seni görünce terketti gülleri,
Bir kar misaliydi beni yakan gözleri,
Saracak mı bir gün kalbimi beyaz elleri,
Sen gidince bu dünya bana dar geldi.

Deniz Gözlü Yarim (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: eeea
Deniz Gözlü Yarim
Bilmem kaç bahar geçti sevgilim sensiz,
Her aklıma geldiğinde ağladım sessiz sessiz,
Sen ellerimi bırakınca böyle kaldım kimsesiz,
Anla seviyorum seni deniz gözlü yarim...

Bir çift sözün ısıtmaya yeterdi ya kalbimi,
Neden görmüyorsun sana hasret bu halimi,
Yağmurlu bir günde bırakınca ellerimi,
Sen beni o gün yaktın deniz gözlü yarim...

Seni sevdiğim gibi sende sevsen ne olurdu?
Sen gittin ya, ilkbaharım hazan oldu...
Bırakınca ellerimi gönül bahçemde güller soldu,
Sevmek zor mu geldi sana deniz gözlü yarim...

Madem gidecektin neden girdin gönül evime,
Anladım ki sen layık olamadım sevgime...
Gel desen seninle gelmez miydim ölüme?
Artık o eski Eyüp yok deniz gözlü yarim...

20 Şubat 2012 Pazartesi

Anadolu Kıtası'nın 1. sayısı çıktı

Merhaba kıymetli okuyucularım...
Bir önceki yazımda müjdesini verdiğim Anadolu Kıtası isimli fikir dergisinin 1. sayısı çıktı. İnternet üzerinde yaptığım geniş araştırmalar sonucu derlediğim bu fikir dergisi için daha iyi geliştirmeler düşünmekteyim.

Haftanın Konusu: İslamiyet ve Türkler
  • İslamiyet’ten önce Türkler
  • Türklerin İslamiyet’e geçişi
  • Osmanlı ve İslam
  • Türk tarih ve kültüründe at
  • Türkçülük Nedir?
Yukarıda sıraladığım beş muayyen konu üzerinde bina ettiğim 1. sayımızı .pdf formatında indirmek için aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirsiniz. Dergimizin e-dergi haline mecmua sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

Anadolu Kıtası / Sayı:1 indirmek için tıklayınız.

Anadolu Kıtası - haftalık fikir dergisi

Aziz kardeşlerim,
Yeni projemi sizlere tanıtmak istiyorum. Yaklaşık bir haftadır üzerinde yoğunlaştığım bir dergi projesi var. İnternet üzerinde yayın yapacak olan dergimin ismi "Anadolu Kıtası"...

Anadolu Kıtası dergisi bir fikir dergisidir. Şuan için haftalık olarak çıkarmayı düşündüğüm veya 15 günde bir olarak yayınlayabileceğim bu dergi, siyasi şahsiyetlerimiz tarafından çamurlaştırılmış siyaset batağından uzak bir çizgide tamamen ilmi, bilimsel ve mantık müessesinde bir çizgide seyredecektir. Bundan önceki dergimiz bildiğiniz üzere Serbest Kürsü idi. Bir yılı aşkın süredir yeni sayı çıkarmadık. Ancak Anadolu Kıtası'nın sürekliliği olacaktır. Ufak tefek aksamalar dışında herhangi bir problem yaşamayacağımı ümit ediyorum. Dergimizin altyapısını issuu isimli yabancı bir dergi yayın sistemi oluşturacaktır. Bu konuda herhangi bir sıkıntı yaşamayacağız.

19 Şubat 2012 Pazar

Gönüllü Öğretmenlik / 5. Hafta

19 Şubat 2012
Dersin Konusu: Asitler, Bazlar ve Tuzlar
 
Uzun bir aranın ardından Gönüllü Öğretmenlik projemiz yine devam ediyor. 31 Aralık 2011 tarihindeki dersimde "Maddenin Yapısı ve Özellikleri" konusunu işlemiştim. Bugün ki konumuz ise aynı ünitenin içerisinde muayyen konulardan birisi olan Asitler, Bazlar ve Tuzlar... Ara tatile girmeden evvel öğrencilerime tatil boyunca çözmeleri için 10 adet konu testi vermiştim. Sıkı bir şekilde tembihlemiştim çözmeleri için... Zira SBS sınavına hazırlıyıcı nitelikte idi. Ancak sınıfımda birkaç öğrencim testleri çözmemiş. Bu beni bir hayli üzdü. Fakat sınıfında geneline baktığımda zaman soruların büyük çoğunlukta çözüldüğünü gördüm. Öğrencilerimden bazıları çözemediği soruları ve anlamakta güçlük çektiği konuları benimle paylaştı. Dersim ilk 20 dakikasını bu meselenin çözümü için ayırdım. Ardından bu hafta işleyeceğim konuma kısa bir giriş yaptım. Günlük hayat ile ilişkilendirebileceğim bir konu olduğu için konuyu açıklamada sıkıntı yaşamadım. Ders boyunca şu konuları işledim;

18 Şubat 2012 Cumartesi

Biricik kardeşim blog yazmaya başladı.

Evet kıymetli okuyucularım,
Biricik kardeşim artık blog yazmaya başladı. Ben yaklaşık 4.5 senedir bu blogda yazmaktayım. O ise henüz 10 yaşında... Küçük parmakları ile hayallerini bizlerle paylaşacak. Yaşının küçük olması açıkçası beni biraz endişelendirdi bu meselede. Çünkü fazla alışık olmadığı bir platforma giriyordu. Ancak bu süreçte O'nu yalnız bırakmayacağım. Niçin yazması için bu kadar ısrarcı oldum? Çünkü ilerde benim yaşlarıma geldiğinde arkasında bıraktığı binlerce yazı olacak. Yazmak insanı yetiştiren önemli etkenlerden birisidir. İlerde arkasına baktığında, blogunun arşiv bölümünü keyifle gezeceğine, bu küçük yaşlarda neler yazdığını merakla okuyacağına eminim... Umarım ziyaretlerinizi kardeşimin blogundan esirgemezsiniz. Selametle...

17 Şubat 2012 Cuma

Ölüler Ülkesinde (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: eaea
Ölüler Ülkesinde
Gözlerimin etrafındaki çizgilerde neyin nesi?
Derinleşen çukurların gizli bir esrarı olmalı...
Duyuyorum, ölüler ülkesinde hayat belirtisi,
Belki de bir mezar taşında ismim yazmalı...

Gecenin uğultusu çınlarken sağır kulağımda,
Simsiyah bir gölge düştü görmeyen gözlerime.
Ruhumu kavuran o ateşi taşırken sigaramda,
Çekilmez bir ağırlık çöktü tutmayan dizlerime.

Uzaklardan yıldız parladı, gündüzün habercisi,
Ölüler ülkesinde güneş doğmaz sanıyordum...
Bu ıssız gecede yankılandı yanan ruhumun sesi,
Beni bu ıstıraptan kurtaracak bir ışık arıyordum.

Kimden korkuyordum, toprağa karışanlardan mı?
Şimdi bir ağaç kovuğunda geçmişimi arıyordum.
Neyi buluyordum, karşıma çıkan korkularım mı?
Şimdi ise ben yaşamak için bir sebep arıyordum.

16 Şubat 2012 Perşembe

Necip Fazıl Kısakürek'in Arap Edebiyatı'na tesiri

Büyük fikir, aksiyon ve sanat adamı Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in üstün dili kullanma becerisi, keskin zekası ve edebi-fikri dehası, ülkemizde gerek sanat gerekse fikriyat sahalarında büyük bir çığır açmıştır. Üstad Necip Fazıl ilk şiir kitabını yayınladığında aslında Yeni Türk Edebiyatı'nın temellerini inşa etmiş bulunuyordu. Fransa'da devrin en büyük üniversitelerinden birinde Felsefe tahsilini yapmakta iken şekillenmeye başlayan ruhi istırapları yıllar sonra Abdulhakim Arvasi hazretleri ile son bulacak ve içini doluramadığı poetika çerçevesine "Sanat Allah'ı aramaktır." ölçüsünü dövizleştirecekti.

O'nun üstün yeteneği sadece edebiyat sahasında değil aynı zamanda düşünce sahasında da güneş çapında bir pırlanta gibi parladı ve aynı nispette kıymetli idi. Onlarca yıllık bir çilenin neticesi olarak İdeolocya Örgüsü gibi bir esere vücut verdi. Bunu sistemleştirebilmek ve yetişen nesillere aktarabilmek adına yolu zindanlara dahi düştü. Bugün ise ne edebiyattan anlayan nede bir fikri temele sahip beyin ishali illetinden mustarip insanlar onu aşağılamaya, sanatını ve fikriyatını küçük görmeye devam ediyor. Bütün bir davası İslam olan bu muazzep dava adamına karşı bir karalama kampanyası başlatıyorlar. Üstad Necip Fazıl'ı ne sağ cenah nede sol cenah anlayamıyor. Onun ismini sadece seçim kürsülerinde hatırlayanlar olduğu gibi onun ismi üzerinden maddi bir menfaat elde etmeye çalışanlarda vardır.

15 Şubat 2012 Çarşamba

İhtarname-7

İnsanın bu fani dünyaya gözlerini açmadan evvel milliyetini belirleme gibi bir hakkı yoktur. Yüce Allah'ın kendisine takdir gördüğü bir şekilde herhangi bir nev'iden millete mensup olarak dünyaya gelir. Bu mânada Avrupa'nın ücra bir kasabasında bir İngiliz aileye veya Afrika'nın sömürülen topraklarında siyahi bir aileye mensup olabilir. Bu mesele tamamen yüce allah'ın iradesi altındadır.

Yazımın başından hareketle sevgililer sevgilisinin hadislerinden birisine gitmek istiyorum. "Arap'ın aceme üstünlüğü olmadığı gibi aceminde Arap'a üstünlüğü yoktur; üstünlük takvadadır." Allah'ın resulünün buyurduğunu inkar etmek, onun hükmünü ve Allah'ın kanununu yok saymak şirktir. O halde bir insanın kendi ırkını üstün görmesi durumunda yüce Allah'a karşı şirk işlemiş bulunur. Allah'ın resulünün buyruğuna itaat etmez bu durumda.

Ben bir Türk olarak dünyaya geldim. Yakın bir arkadaşım ise Arap olarak dünyaya geldi veya bir başka arkadaşım Kürt olarak dünyaya gözlerini açtı. Ben arkadaşlarımı milliyetinden ötürü küçük göremem veya aşağılayamam. Onları Arap, Kürt, Laz, Çerkez oldukları için yargılayamam. Allah bunu reddeder. Allah'ın resulünün buyruğuna karşı gelmiş olurum. İnsanları Allah'a inandıkları için veya inanmadıkları içinde yargılayamam. Her insanın hesabı kendinedir.

14 Şubat 2012 Salı

UYAN (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: ee
UYAN
Uyan, bir durak kaldı küfür diyarına,
İmansız nesiller mi bırakacağız yarına?

Uyan, sen kimi örnek alıyorsun söyle?
Küfür denizinde boğulmaktasın böyle.

Senin atan çağ kapatıp çağ açıyordu,
Sen bilmezsin, kafire aman diletiyordu.

Vatanı kadın bacağına satan şerefsizler,
Bunlar mı vatanı müdafaa edecekler?

Söyle farkımız nedir bu soysuzlardan?
Kaç medeniyet kuracağız boynuzlardan?

Üç kuruş paraya kalemini satanlar var,
İdareyi görünce hemen el bağlayanlar var.

Bu ne iki yüzlülük, nerede şeref haysiyet?
Şerefli insan nerede, işte duvardaki şahsiyet.

12 Şubat 2012 Pazar

Allah'ım ölümü bir kez daha hatırladım

Bir önceki yazımda zamanı durdurmaktan bahsetmiştim. İnsan aklının gücü herşeye yetmesine rağmen zamanı dondurmaya yetmiyor. Nice keşifler, icatlar yapan insanoğlu zamanı durdurmayı başaramıyor. Allah'ın yüce iradesinde olan bu mesele insanoğlunu çaresiz bırakıyor.

Yıllar böylece akıp gitmekte. 20'li yaşların henüz başındayım. Yaşlılık göreceli bir kavramdır. Yeni doğmuş bir bebeğin pencresinde yaşlıyım, belkide ömrünün son demlerini yaşayan 70 yaşında bir insana göre ise henüz hayatımın baharındayım. Yazımın başlığında da belirttiğim üzere bugün ölümü bir kez daha hatırladım. Öğleden sonra bir arkadaşım ile randevum vardı. Buluşmaya hazırlanmak için aynanın karşısına geçmiş hazırlık yapıyordum. Saçlarımı tararken farkettiğim bu gerçek beni bu yazıyı yazmaya sevketti. Saçlarımdaki akların çoğalmaya başladığını gördüm. Ailemize mensup erkek bireylerin benim yaşlarımda saçlarına henüz ak düşmemişti. Ancak geçen yıla nazaran saçlarımda akların artmaya başladığını farkettim. O vakit ölümü bir kez daha idrak ettim. Peşinden Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in şu mısraları dolandı dilime...
Gençliğine güvenip vakit çok erken derken,
Belki elveda bile diyemezsin giderken.

Nerede kalmıştık?

Bir aylık tatilim bugün bitiyor. Yarın üniversite hayırlısı ile bahar dönemine girecek. Günler ne kadar çabuk geçti. Su misali akıp gitmekte haftalar. Zamanı durduramıyorsunuz. İnsanoğlunun zamanı bir saniyede olsa dondurması mümkün değil. Herşeye gücü yeten, aklı ile herşeyin üstesinden gelen insanoğlu çaresiz kalıyor, bu meselede...

Üniversitenin tatile girmesi nedeni ile ara verdiğimiz Gönüllü Öğretmenlik projesi nasipse haftaya tekrar devam edecek. Bir aylık bir süreç geçirmiştim. Ve blogumu düzenli olarak okuyorsanız Gönüllü Öğretmenlik'te geçirdiğim her haftaya özel bir dizi kaleme almıştım. Bu dizi yine devam edecektir. Bu arada Sivas'tan bahsetmek istiyorum biraz. Şu sıralar soğuklar hız kesmeden yoluna devam ediyor. -6 derecelik bir hava gördüğümde bayram yapıyorum. Belkide tek sevmediğmi yanı bu soğuk havası.

Hem Sivasspor gibi bir takımımız var. Sevilmez mi? Geçen sene düşecek gözü ile bakanlar Sivasspor'a bu sezon hangi renge boyanmışlardır bilemiyorum. En son Beşiktaş maçı oynadık. 1-1 berabere kaldık. Maçın hakemi üçe bir yakaladığımız pozisyonda faul düdüğünü çaldığı için galibiyeti kaçırdık. Bana göre ve futbol yorumcularına göre faul yoktu o pozisyonda. Neyse...

10 Şubat 2012 Cuma

II. Abdülhamid'i anlamak herşeyi anlamak olacaktır.

Evet, Abdülhamîd Hân, milliyetçi bir Padişahtı ve bu duygusunu, esas bildiği ümmetçilik ruhunu örselemeksizin, aynı ruha tâbi kılarak muhafaza etmenin sırrına ermişti. Onun gözünde her şey ruhî muhtevadan yani iman ve İslâm’dan ibaretti; kavimcilik de ancak bu ruhî muhtevaya liyakat, riayet ve hizmet belirttiği nispette tutunabilirdi.

Bu gayeyledir ki, idaresi altındaki koca imparatorluğun, Arnavut, Arap, Çerkez, Laz, Boşnak, Tatar, Gürcü, Türk’e yakın veya uzak bütün unsurlarını Hassa Ordusunda ve muhafız birliklerinde toplamış, bu arada ana vatan unsuru Mehmedcikler yatağı Anadolu ve Anadolulu’ya da daima aynı ölçünün emri altında, o ölçüye ehliyet bakımından hususi bir kıymet vermiş ve saf Anadolu çocuklarından bazı birlikler kurdurtmuştu.

Fakat, İslâmî gayeye tâbi bu milliyetçiliğini asla açığa vurmuyor ve bu nazik yol üzerinde bir ayrılık çıkmasından, daimi vehmi sayesinde kaygı duyuyordu. Bir vak’a, onun, bu milliyetçi cephesini pek canlı olarak gösterir.

Kendisi daima bir demir karyola üzerinde sürdüğü gayet sade hayat planı içinde, bir sabah penceresini açıp bahçeyi seyretmeye başlar. O sırada Anadolulu bir bahçıvan çiçekleri ve tarlaları sulamaktadır ve Padişahtan haberi yoktur.

9 Şubat 2012 Perşembe

Anne (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: eaea
Anne
Ağlayacak bir omuz aradım bu gece,
Hatrıma oğlum deyişin düştü anne...
Hasretinden ismini sayıklarken hece hece,
Aramıza aşılmaz dağlar girdi anne...

Bazen saçlarımı okşardın ya böyle,
Senin gibi kimse okşayamıyor ki anne...
Bazen yanaklarımdan öperdin ya böyle,
Senin gibi kimse sevemiyor ki anne...

Biliyorum ne yapsam ödenmez ki hakkın,
Benim cennetim ayaklarının altında anne...
Ne olur dizlerini başımdan koparma sakın,
Senden ayrı yaşayabilirim sanma anne...

7 Şubat 2012 Salı

Gözlerinde Gizli (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: eaea
Gözlerinde Gizli
Gözümde damla damla hayaller var,
Her birinde senden bir hatıra gizli...
Karşımda çehren yüreğimde ateş var,
Beni yakan kor o gözlerinde gizli...

Birşey söyle, öyle sessiz durma yar,
Bu suskunluğun inan öldürmekte beni.
Kanattığın yüreğimi bakışlarınla sar,
O bakışlar damla damla eritmekte beni.
                            Eyüp Aktuğ

5 Şubat 2012 Pazar

Sükûtun Senfonisi-6

Yarım saattir penceremi döven rüzgarın çıkardığı sesten başka bir hayat belirtisi yok.
Karanlığın ahengini bozan sıralı sokak lambalarının ışıltısı odama kadar gelmekte.
On dakikada bir karşı yoldan geçen halk otobüsleri son seferinden dönüyorlar.
Sivas'ta hayat durmak üzere. Bu toprakların tek sevemediğim yönü soğuk iklimi.
Sabahları üniversite otobüsüne yetişebilmek adına İstasyon Caddesi boyunca var gücümle koştuğum zamanlarda ciğerlerimin kaburgalarıma yapıştığını hissederdim. Nihayet otobüsteki insan yığınının sıcaklığı ile ciğerlerimdeki buzlar çözülürdü. Soğuk bir tarafa böyle geceler benim nazarımda kıymetlidir. İnsanın içini dinleyebileceği nadir anlar vardır.
Benim için bu anlar karanlığın gökkubbeye inmesiyle, kalablıkların meydanları boşaltmasıyla başlar. Camı döven rüzgarın sesi o anda huzur vermeye başlar.
İnsan sesinin olmadığı anlardır bu anlar. Ayaklarıma inen soğukluğu hissedemem.
Kafamı duvara yaslayıp öylece kalırım.
Biran için hiçbirşeyi düşünmem, herşeyden sıyrılırım, zihnimin bataryası o an için çıkartılmıştır.

3 Şubat 2012 Cuma

Sen, en güzel insan; güzeller güzeli insanoğlunun en güzeli!...

“Sen, mukaddes hedef; Haktan gelen aşkın hedefi!..
Sen, en ileri rütbe; Allahın Sevgilisi olmak mertebesi!..
Sen, en güzel insan; güzeller güzeli insanoğlunun en güzeli!..”
(Çöle İnen Nur sf. 12 / Üstad Necip Fazıl Kısakürek)

Bugün Allah'ın biricik sevgilisinin, dünyayı şereflendirdiği, karanlıkları aydınlığa çıkardığı, diri diri gömülen kız çocuklarının toprak altında yeniden filizlendiği, putların yerle bir olduğu, daha önce kainatta benzerine rastlanmamış en parlak yıldızın doğduğu, İstiharabat’ta bin seneden beri yanmakta olan Mecusilerin koca ateş yığınları bir anda söndüğü, takdis edilen meşhur Save (Taberiyye) gölü bir anda kuruyuverdiği, gökyüzünden salkım salkım yıldızlar döküldüğü ve insanlığa insanlığı getiren peygamber efendimiz (sav)'in doğduğu gün...

Bütün İslam aleminin mübarek Mevlit (Veladet) Kandilini tebrik ediyorum. Bu mübarek günün hürmetine zalimin zulmü altında cefa içerisinde olan mazlumlara kurtuluş kapısının açılmasını yüce Allah'tan diliyorum.

2 Şubat 2012 Perşembe

Yeniden insan olabiliriz...

Büyütmek için resme tıklayın.
Bu fotoğraf karşısında çok şey denilebilir. Sözün bittiği yer değil, esas kelamın başladığı yerdir bu fotoğraf karesi...

İnsan... İrade sahibi, mukaddes emaetin biricik emanetçisi ve doğadaki herşey onun hizmetine verilen yegane canlı. İnsanı insan yapan değer nedir? Güzel ahlak sahibi olmak insanı insan yapar. Güzel ahlak sahibi insanın kalbinde merhabet, kararlarında adalet ve vicdan vasıfları vardır. Güzel ahlaklı insan "yaratılanı yaratandan ötürü sever." ve yetimin, mazlumun, kimsesizin hakkını müdafaa eder. Ne yazık ki insanı insan yapan bu vasıflarımız her geçen gün birer birer erimekte, erimeyen değerlerimiz ise pörsütülmektedir. Yazımın hemen başında paylaştığım fotoğraf karesine iyi bakmanızı istiyorum.

Sol tarafta belki arkadaşı, belki eşi bir arabanın altında kalmış ve can çekişmekte olan bir köpek... Ve bu can çekişen köpeğin hemen başında onun için üzülmekte olan ve gözyaşı döken, çaresizce caan vermesini bekleyen bir başka köpek. Hayvanların kalplerinde muhafaza edilen bir merhamet duygusu. O hayvan ki birbirinin hakkına tecavüz etmiyor, birbirinin yiyeceğini çalmıyor ve kendi türünü öldürmüyor. O hayvan ki kalbinde kendi türüne karşı şefkatli ve merhametli.

İdeal Türkiye'nin Ana Yolu (İnceleme)

2011 yılının son günleriydi. Soğuk bir Sivas sabahı... Nefes aldıkça ciğerlerimin kaburgalarıma yapıştığını hissediyordum. İşin kötü tarafı paltomda ince idi. Derken biraz ısınmak ve kendimi toparlyabilmek için haftada bir kez mutlaka uğradığım sahafa gittim. Kısa bir sohbetin peşine sıcak bir çay eklenmesi ile ciğerlerimdeki buzlar çözüldü. Boşa gelmemiş olmak adına raflarına bakınıyordum. Biraz sonra gözüme eski bir kitap ilişecekti.

İdeal Türkiye'nin Ana Yolu... Genişletilmiş 2. baskısı ile karşımda duruyordu. Merakıma yenilip sayfalarını karıştırmaya başladım. Kitabın hemen başında yazarın okuyucularına bıraktığı o not dikkatimi çekti. Şöyle yazıyordu;
Memleketimizin ana ve büyük derdini tespit ve hal arzı ile birlikte kamuoyuna teşhir özelliğini taşıyan ve içinde darda kalıp huzura susayan bir milletin kaderini formüle eden esaslar saklı bulunan bu küçük eser; ülkemizi içinde bulunduğu her türlü olumsuz durumdan, daha fazla vakit kaybedilmeden, kurtarılmasını yüreği yanarak arzu eden ve böyle bir arzu alevinin içerisinde kıvılcımlanmasını temin edici nitelikte ilmi almak isteyen okurlarımızı ithaf olunur.