21 Nisan 2021 Çarşamba

Eve, Şarkıya, Kalbe

Nicedir kalemi kağıdı elime alıp, bir yazının yahut bir kitabın karşısına geçemedim, buralara uğrayamadım. Elbette bunun bir sebebi vardı. Artık zamanı geldi, diyerek uzun zaman sonra yeni bir yazı ile okurlarımı selamlamak istedim.

Hayat dediğimiz şey bana göre bir yerden bir başka yere ulaşma gayretidir. İnsan doğar, annesinin sütüne ulaşmak için gayret eder. Büyür, okula gitmek için gayret eder. Yetişkin olur, bir yuva kurmak için gayret eder. Yaşlanır, yaşamı boyunca edindiği birikim ile kendinden küçüklere yol gösterici olmak için gayret eder. Biraz düşündüğüm zaman bütün bu merhalelerin aslında aynı zemin üzerinde farklı zamanlarda ortaya çıkan durumlar olduğun anlıyorum. İlerleyişimiz, çabamız ve gayretimiz başından sonuna değin aynı zemin üzerindedir. Zeminin adı: Gurbet.

Vaktiyle Necip Fazıl Kısakürek'in Bir Adam Yaratmak isimli piyesini okumuştum. Piyeste Husrev adıyla tanıdığımız karakterin şu cümlesi, gurbet ismini verdiğimiz zeminin mahiyetini açıklıyor.

"Her şey Allah'a yol alıyor."

Üniversiteden mezun olduktan sonra hemen her Türk genci gibi aşağı yukarı aynı basamakları tırmandım. Mezuniyetimin ardından Güneydoğu Anadolu'da küçük bir ilçede öğretmen olarak vazife aldıktan sonra evden ilk defa ayrılıyor olmanın verdiği acı tadın farkına vardım. Fakat bu duruma bir aylık bir zaman diliminde alıştım. İnsan yalnız yaşamaya başladığı zaman kendine yetebilmeyi daha iyi öğreniyor. Orada yaşadığım zaman içinde bulduğum fırsatları eve dönmek için değerlendiriyordum. Bülbülü altın kafese koymuşlar ah vatanım demiş.

Elimden geldiğince öğrencilerime verimli olabilmek adına gayret ettim. Şartlar zordu fakat zor şartlara rağmen bir şeyleri başarabilmek duygusu insana daha farklı bir lezzet veriyordu. İyiden iyiye oraya alışmıştım. Böylece günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovaladı. Bu süre içerisinde askerlik vazifemi de Kısa Dönem Jandarma Er olarak yerine getirmiştim. Askerlik bana çok şey kattı. Güzel dostluklar edindim. Sabretmeyi, beklemeyi, başkalarını daha çok düşünmeyi orada öğrendim.

Yaşamımdaki en muhteşem değişim ise iki kış önce eşim ile tanışmak oldu. İsmet Özel'in Münacaat başlıklı şiiri şöyle bitiyordu: "bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin / tütmesi gereken ocak nerde?"

Eşim ile tanıştıktan sonra bu sorunun cevabını verebildim. Tütmesi gereken ocağın nerede olduğunu öğrendim. Aynanın karşısına tek başımıza geçip yüzümüze, baktığımız zaman, her aynanın insan için bir bakıma gurbet olduğunu anlıyoruz. Fakat aynanın karşısına bize yuva olan, vatan olan bir insan ile geçtiğimiz zaman aynanın mutlu bir resme çerçeve olduğuna şahit oluyoruz. Bunu derinden hissettim.

Eve, şarkıya, kalbe...

Geçtiğimiz Temmuz'du. Evlendik. Yollarımızı, yıllarımızı, ömrümüzü bir ettik. Allah'a doğru yol aldığımız bu yolculukta artık iki kişiyiz. Yazının tam da bu noktasında aklıma bir filmden bir replik geldi. Merhum aktör Sadri Alışık'ın, Ayla Algan ile başrollerini paylaştığı Ah Güzel İstanbul filmi şöyle bitiyordu:

Haşmet: "Yaşıyoruz, iki kişiyiz ve birbirimizi seviyoruz. Korkma, dünyada her zaman inanılacak sağlam şeyler bulunur.”

Hayatımız boyunca tutunacak, inanacak ve bize güç katacak sağlam şeylerin peşinden koşarız. Belki de aşk dediğimiz şey insanın hayatı boyunca tutunacağı, inanacağı ve kendisine güç katacağı şeylerin başında geliyor. Umarım her insan hayatının bir yerinde böyle bir kuvvet ile karşı karşıya gelir.

Nerede kaldıysak oradan...

Sizin de anlayacağınız üzere bir süredir çok güzel bir telaşın içindeydim. Bu sebepten yazın hayatıma bir süre ara vermek durumunda kaldım. Bu yazıyla birlikte vermiş olduğum arayı bitirmek istiyorum. Ayda birkaç kez yeni yazılarımla burada bulunmayı hedefleyeceğim.

Bu arada bütün İslam aleminin mübarek Ramazan ayını tebrik eder, hayırlar getirmesini dilerim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder