26 Eylül 2015 Cumartesi

Ankara ve Amasya Seyahatlerim Üzerine


Anlatacaklarıma başlamadan önce bayramınızı tebrik eder, hayırlar getirmesini temenni ederim. Aşağı yukarı bir haftadır yollardayım. Neredeyse 2000 kilometreye yaklaştı yaptığım yolculuk. Bu yazımda yaptığım bu küçük Türkiye turu üzerinde yaşadıklarımı ve ilgimi çeken şeyleri sizlerle paylaşacağım. Altı kişilik bir grup ile Sivas'tan hareket ettik. İdris Abi, Hüseyin Abi, İrfan Abi, Melih Abi, Selim ve ben. Saat 12'de Sivas'tan ayrıldık. İlk molamızı Yıldızeli, Kavak Köyü'nde verdik. Cuma namazımızı eda ettikten sonra, anacığıma yaptırdığım börekten ilk dilimlerimizi aldık. Acıkmıştık biraz.

Ankara'ya giderken çokça mola verdik. İrfan Abi'ye kalsaydık, hiç mola vermeden üç buçuk - dört saatte bizi Ankara'ya ulaştıracaktı. Fakat yol üzerinde gördüğümüz her kavuncu da durup, kavun yememiz yolculuğumuzun süresini iki katına çıkardı. Yemeğimizi ise Sorgun'da Ali Usta'nın yerinde yedik. İrfan Abi'nin söylediğine göre efsane ciğer yapıyor Ali Usta. Soframıza yapılan ikramlarda da oldukça cömert davrandılar, salatamızın bittiğini gördüğü anda, bizim söylemimize gerek kalmadan tazelediler. Nihayet her fırsatta mola vere vere Ankara'ya ulaşabildik. Altındağ'da geceyi geçireceğimiz binaya ulaştık. Bizleri Yavuz Abi karşıladı. Eşyalarımızı, sırt çantalarımızı odalarımıza yerleştirdikten sonra çay faslımıza geçmiş bulunduk. Peşine ise Hamamönü'ne, Taceddin Dergahı'na doğru yürüyüşümüz başladı.

Ertesi gün İdris Abi ve Hüseyin Abi'nin imza günleri vardı. A'raf Kültür Kafe'de tertip edilmişti. Önce Kocatepe Camii'ni gördük. Ardından Kızılay'ı geze geze, imza gününün yapılacağı kafeye ulaştık. Hem şiir ve sanat adına tecrübelerini, duyuşlarını okurlarıyla paylaştılar hem de sohbet ettiler. M. Faruk ile de tanıştım. Bu arada A'raf Kültür Kafe'nin yeri eskiden İhtiyar idi. Sahibi de İbrahim Çolak idi. Yazılarını internet üzernden takip ediyordum, fakat kendisiyle bu Ankara ziyaretimizde tanışma imkanı elde ettim. Tabiatı ve toprağın dilini anlamış değerli bir insan. Onu ve sohbetini dinlemek benim için ayrı bir keyifti. Aynı günün akşamında Pursaklar'a geçtik ve Osman Hoca'nın evinde misafir olduk. Kendisiyle daha önce tokalaşmasam da ismini biliyor ve kafamda bir portre çizebiliyordum. Ben Osman Hoca'yı sinirli birisi zannediyordum, hiç öyle değilmiş.

Ertesi gün kahvaltımızı yapıp yola çıktık. Bu kez direksiyonun başında Melih Abi vardı. Her mola verişimiz de bizlere söylenen İrfan Abi, Ankara'da kalmıştı. Dönüş yolunda ise Burak'ı yanımıza almıştık. Yine her gördüğümüz kavuncuda mola veriyorduk. Nihayet Sivas'a ulaştık ve Ankara seyahatimizi burada noktaladık. Ankara'da dikkatimi çeken bazı şeyler vardı. Mesela, araç sürücüleri çok agresif ve hızlı araç kullanıyorlar. Yayalara karşı hiç saygıları yok. Dinmeyen ve dinmeyecek olan bir uğultu var Ankara'da. Bu çok rahatsız edici. Fakat bu uğultudan arınmış bölgelerde var. Hacı Bayram Veli, Taceddin Dergahı ve uzak ilçeler gibi.


Amasya seyahatime geçmek istiyorum. Amasya seyahatimin büyük bir kısmını parça parça, otostop yaparak gerçekleştirdim. Zahmetli ve yorucu bir seyahat oldu benim için. Sivas'tan Tokat'a, Tokat'tan Amasya'ya geçtim. Amasya, sakin ve huzur dolu bir şehir. Sultan 2. Bayezid Camii, Minyatür Müzesi, Amasya Kalesi, ahşap evler ve diğer tarihi yapılar beni şehre hayran bıraktı. Şehir içinde otobüs kullanmadan bir noktadan başka bir noktaya çok rahat ulaşılabiliyor. Yorucu bir şehir değil. Neredeyse hiç korna sesi duymadım desem yeridir. Araç sürücüleri çok sakin ve yayalara karşı son derece saygılılar. Şehrin mimarisinde dikkatimi çeken bir şey vardı. Tarihi, ahşap konaklar yeni yapılan binalarda taklit ediliyor. Şehrin yapısı böylece kırılmaya uğramıyor. Amasya'da kalacak bir yer bulamadım. Hava kararmadan anayolda Turhal'a giden bir araba buldum. Turhal'a geçtiğimde ise Pazar'a giden bir otomobil ile gideceğim yere ulaştım. Saat sekize yaklaştığında ninemin elini öpüyordum. Ertesi gün bayramdı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder