20 Nisan 2015 Pazartesi

Türk Edebiyatının Kitap Annesi: Gülten Dayıoğlu

Türkiye'nin son üç kuşağı onu okudu.
Her insanın bir kitap serüveni vardır. Bu serüven çoğunlukla ilkokul yıllarıyla birlikte, mektep sıralarında, sınıf kitaplığındaki kitaplarında elden ele dolaştırılıp, dönüşümlü bir şekilde okutulmasıyla başlar. Hatırlıyorum,  bana okuma ve yazma öğreten öğretmenim birinci sınıfın sonunda farklı bir ile tayin olmuştu. Adı Eşref'ti. Beni bir kış günü arabasıyla evime bırakmıştı. Beyaz bir arabaydı. O günden sonra Eşref öğretmenimi ailemden birisi gibi görmeye başlamıştım. Sonra gitti. Üzülmüştüm gerçekten, hatta bana bir veda konuşması dahi yapmıştı Eşref öğretmenim. Nihayet ikinci sınıftaydım. Sınıf öğretmenimizin adı Türkân'dı. Biraz sinirli bir mizacı vardı. Ondan çekiniyordum. Ben Türkân öğretmenimi içselleştiremedim. Ona karşı derinlerde bir soğukluk vardı bende. Türkan öğretmenime karşı hissettiğim bu uzaklığın nedeni ise onun Eşref öğretmenim hakkında kötü şeyler söylemesiydi. İkinci sınıfta olmamıza rağmen, sınıf arkadaşlarımızdan bazıları okumayı ve yazmayı tam olarak öğrenememişti. Okuma - yazma bilmeyen bir öğrencinin ikinci sınıfa geçmesini kabullenemiyordu. Bunun için, Eşref öğretmenime kızıyordu. Kırmızıya yakın kahvrengi saçları vardı Türkan öğretmenimin. Onu görünce aklıma televizyonda gördüğüm İstanbul geliyordu. Taşradan değildi Türkan öğretmen. Bizim hep sessiz olmamızı isterdi. Gürültü yaptığımız zaman kızardı. İtiraf etmem gerekirse beni kitaplardan ve okuma - yazma eyleminden soğutmaya başlamıştı.

Derken farklı bir okul. Artık şehirdeyim. Bir şehir okulu. Sıralar yeni, okul büyük ve sınıf mevcudu nisbeten daha seyrek. Yeni öğretmenimin adı Safiye... Safiye öğretmen, siyah kıvırcık saçları, yuvarlak gözlükleri ve kısa sayılabilecek boyu ile karşımda duruyor. Beni sınıfa tanıtmak için yanıma geliyor. Hala aklımdadır ses tonu. Beni oturacağım sıraya yönlendirmesini hatırlıyorum. Bize hep iyi şeyler vermeye çalışıyordu. Sadece Türkçe, Matematik gibi dersler anlatmıyordu bizlere. İnsan nedir, iyi insan nasıl olunur, kendimize - ailemize - vatanımıza karşı ödevlerimiz nelerdir? Bu soruların cevabını da öğreniyorduk. Derken, öğretmen masanın sol tarafında (cam kenarı) bulunan sınıf kitaplığımıza yeni kitaplar geldi. Dördüncü sınıftaydım. Her hafta bir kitap dönüşümlü bir şekilde okunuyordu. Kitaplardan birisinin adı Akıllı Pireler'di. Dört - beş tane kitap okumuştum. Ama en çok Akıllı Pireler isimli kitap hoşuma gitmişti. Düşünsenize, bir pire sizinle konuşmaya başlıyor. Ne heyecan verici bir tecrübe... Adeta bir film izliyormuş gibi kitabı okudum. Her sayfayı zihnimde düşlüyordum. Sonra kitap ile ilk tanışmam böyle oldu. Kitabın elini ilk tutuşum böyleydi. Sonra Fadiş'i okudum, ardından Kaf Dağının Ardına Yolculuk geldi. Peki, bir kitaba ilk sarılışım ne zaman olmuştu? Altıncı sınıfta. Tuna'dan Uçan Kuş kitabı ile tanışınca. Benim hayatımın kilometre taşlarından birisi olmuştur o kitap. Kitaba gerçekten sarılmıştım ve kendimi Boris'in yerine koyup uzun bir yolculuğa çıkmıştım. Bazı sayfada haramilerin elinde esir kalmıştım, bazı sayfada ise denizler aşıp yeni ülkelere adım atmıştım. Sonra Behram olmuştum. Sarayın içinde gezmiştim. Neler olmuştu neler...

Ben sadece kitabın adına bakardım. Kitabın kimin yazdığı, o küçük yaşlarımda önemli değildi. Yıllar sonra, kitap okuma serüveimi düşündüğüm zaman Gülten Dayıoğlu'nun benim "kitap annem" olduğunu anladım. Beni kitaba aşık eden kadındı o. Aslına bakarsanız benim öğretmenim de sayılırdı. Çünkü onun kitaplarından çok güzel şeyler öğrendim. Gülten Dayıoğlu'nun bana öğrettiği en önemli şey nedir biliyor musunuz? O, bana düş kurmayı, hayal etmeyi öğretti. Şu satırları yazarken üniversite mezunu bir gencim. Ve geriye dönüp baktığım  zaman, kendimi çok şanslı hissediyorum. Bu yazıyla karşılaşan anne ve babalar mutlaka olacaktır. Sabır gösterip, yazımı okuduysanız ve bu satıra kadar geldiyseniz, sizlerden bir ricam olacak. Günümüzde çocuklar kitap okuma alışkanlığı kazanmakta oldukça güçlük çekiyor. Gerek bilgisayar başında verimsiz geçirilen saatler ve gerekse televizyonun evi tesiri altına alması bunda önemli pay sahibi. Kitap okuyan çocuklarımız da cinayet, dedektif, polisiye gibi zihin ve ruh bozucu kitapları okuyor. Çocuklarımıza kitapları sevdirmek, kitap okuma alışkanlığı kazandırmak istiyorsak ve gerçek anlamda bir kitap okuru olmasını arzuluyorsak Gülten Dayıoğlu'nun kitapları ile çocuklarınızı tanıştırın.

Benim elimden tutup, kitap okuma serüvenimi başlatan, bana düş kurmayı ve hayal etmeyi öğreten "kitap anneme" sevgi, saygı ve şükranla...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder