2 Kasım 2014 Pazar

Sevgili Raskolnikov, Sivas çok soğuk!

Zbrodnia i Kara (1970) filmine ait bir sahne. Suç ve Ceza'nın sinema uyarlaması.
Sevgili Rodion Romanovich Raskolnikov,

Sivas çok soğuk! Sana bu satırları ayaklarım üşürken yazıyorum. Sanırım uzun zamandır sana kimse merhaba dememiştir diye düşündüm. Merhabalar olsun. Alena Ivanovna'yı öldürmüş olman hiçbir şeyi değiştirmedi. Evet Alena Ivanovna, insanların kanını emen bir parazitti. Tefeciliğin hangi kanunlar üzerine  inşa edildiğini Alena ismini duyduğum zaman öğrendim. Bir şeyleri değiştirmek istiyordun elbette. Fakat içerisinde yaşadığın toplum, beynine zehirli bir kıymık gibi battığında, artık ne siyah ne de beyaz birisiydin. Artık rengin gri olmuştu. Ne yapacağını bilememek hissi, sende müthiş bir çaresizliğe dönüştü. Aileni derinden sarsan maddi kriz yüzünden hukuk fakültesini bitirememiş olmanı da hesaba katarsam, aslında bu korkunç kaderinin başlangıcı anlamına geliyordu.

Raskolnikov, seni tanıdıktan sonra şunu öğrendim. Bir toplumun önderi sayılabilecek kişi -Stalin olabilir bu- 30 milyon insanı katledince kahraman ilan edilirken, sıradan bir vatandaş tefeci bir cadıyı ortadan kaldırınca cani/katil ilan ediliyor. Şimdi ise kendi kendime şu soruyu soruyorum. İyi bir gaye için kötü bir şey yapılabilir mi? Sen bu sorunun cevabını eline baltayı almadan önce mi verdin yoksa baltayı eline aldıktan sonra mı verdin? Bunu bilmiyorum. Dedim ya, ne siyahsın ne de beyaz. Bu grilik ile sağlıklı bir karar vermeni bekleyemezdim. Ama ellerine bir lanetin bulaştığı aşikar idi. Toplumu ahmaklaştıran, aptallaştıran, aşağılık bir hal içerisine sürükleyen insanlara "bit" demiştin. Evet, senin gözünde sistem kocaman bir bit idi. Dünyadaki masum insanların kanını emen bitlerin yok edilmesi gerekiyordu. Fakat Alena Ivanovna gibi bir biti ortadan kaldırdığında, eve gelmesi gerektiği saatten önce gelen Lizaveta Ivanovna'yı da öldürmüş olman senin felaketin oldu. Çünkü onun hiçbir suçu yoktu. İşte, seni uyutmayacak olan şey Lizaveta'nın kanlı yüzüydü.

Raskolnikov, senden sonra dünyada bir şey değişmiş sayılmaz. Alena Ivanovna'yı ortadan kaldırdın, ama tefeciliği ortadan kaldırmış olmadın. Şimdi, insanlar yine açlıktan ölüyor ve birileri lüks arabalara biniyor hala. Şimdi düşünüyorum da, hukuk fakültesini bitirseydin, okulu bırakmasaydın, acaba ne değişirdi? Zannediyorum, hiçbir şey değişmiş olmazdı. Sadece ortalama bir hayatın olurdu. Tek başına sisteme karşı bir avukat olarak mücadele edebilecek kadar güçlü olduğunu düşünmüyorum. Bunu sen de biliyordun sanırım.

Biraz da cinayeti itiraf ettiğin dakikalara değinmek istiyorum. Biricik sevgilin Sonya'ya bu cinayetleri anlatırken, beni Sonya'nın tavrı hayli şaşırtmıştı. Ben Sonya'dan şu cümleyi kurmasını, şu soruyu sormasını bekliyordum, "Sen o insanlara ne yaptın öyle?"... Ama Sonya beklediğim soruyu sormadı. Senin gözlerindeki korkuyu hissettiğinde "Sen kendine ne yaptın öyle?" sorusunu sordu.  Soruyu bu şekilde tercih ederek sorması, şüphesiz senin meleğin olmasından. Yani sana çok değer veriyor olması. Aslında, senin içindeki ışığı ortaya çıkaran tek kişiydi Sonya. Keşke ona iyi bir hayat verebilmiş olsaydın. Zaten hayatın diğer adı da "keşke" değil mi? En yakın arkadaşın Razumihin gibi olabilirdin mesela. Hayatı tam anlamıyla kazanamamış ama kaybetmemiş de. Onun en sevdiğim tarafı mantıklı olmasıydı. Şanslısın ki, kız kardeşin Razumihin ile evli. 

Şimdi sana Razumihin ile ilgili hissettiğim bir kaç şeyi söylemek istiyorum. Razumihin'in sana çok iyiliği dokundu. Bu iyilikleri seni gerçekten sevdiği için mi yaptı yoksa sana yakın olabilmek için mi yaptı? Belki senin lanetli hayatına yakından tanık olmak istiyordu. Bunun içinde senin her an yanında olması gerekiyordu. Hatırlıyor olmalısın, Razumihin'i ziyarete gittiğinde seninle tek kelime konuşmamıştı. Ne garip değil mi? Bana kalırsa, senin hikayenin masumlarından birisi değil. Geçenlerde bir arkadaşım ile seni konuştuğumuz zaman, arkadaşımın senin hakkında ne düşündüğünü öğrendim. Senin için "adî  bir insan, razumihin'i hak etmiyor!" dedi. Nedenini sordum, Razumihin'in senin için yaptığı fedakarlıklara ve gösterdiği vefaya karşılık bir şey yapmamışsın.

Soğuk bir Sivas akşamında yazıyorum bu satırları sana. Bu mevsimde Sivas, pek farklı değildir sizin oralardan. Dışarısı hayli soğuk. Biliyor musun, bütün bir dünya senin hikayeni garipseyerek okuyor ama şuan dünyanın neredeyse yarısı senden daha psikopat. Emin ol, kullandığın balta, şimdilerde tefecilerin başına inmiyor. Ne acı değil mi? Raskolnikov neredeysen, orada kal bence. Artık ümit yok!

Eyüp Aktuğ, Sivas, 2 Kasım 2014

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder