18 Kasım 2014 Salı

Maksim Gorki Ekmeğini Kazanırken

Maksim Gorki 30'lu yaşlarında ve sigaraya karşı müthiş bir zaafı olduğu biliniyor.
Dünya edebiyatının cins beyinlerinden birisi de büyük Rus romancısı Maksim Gorki'dir. Bu isim yani Gorki adı, kendisinin müstear ismidir. Kitaplarında Maksim Gorki imzasını kullanmıştır. Resmi kayıtlara ise şu isimle geçti: Aleksey Maksimoviç Peşkov.

Gorki'nin yaşam çizgisini irdelediğimizde onun 19. ve 20. yüzyıllar arasında eser verdiğini görüyoruz. Özellikle 19. yüzyıl, başta Rus edebiyatı olmak üzere dünya edebiyatı için oldukça verimli bir zaman dilimi oldu. Bu dönemde heykelleşmeye başlayan edebî şahsiyetlerin büyük eserlerine baktığımızda, yaygın olan sanat anlayışının natüralizm ve realizm akımlarının tesirinde olduğunu anlayacağız. Sanat namına hareket eden bir yazar, içerisinde barındığı toplumdan kendisini soyutlayamaz. Mutlak suretle, sanatçı ve toplum arasında sürekli bir alışveriş vardır. Bu alışveriş bir kültür - düşünce alışverişidir. Toplum sanatçısını şekillendirebildiği gibi sanatçı da toplumunu şekillendirebilir. Gorki'nin hayat sürdüğü zamanlara tekrar dönüp, dönemin Rusya'sındaki umumi manzarayı tablolaştırmak istiyorum. 

Dönem Rusya'sında halk yoksuldu ve toplumda sınıflar vardı. Hint kültüründeki gibi bir kast sistemi olmasa da sermayenin getirdiği ayrıcalık ve dokunulmazlık para sahiplerine veriliyordu. Burjuva sınıfı güçlenmişti. Buna karşılık, bütün bir dünya tarihinin en büyük olaylarından birisi olarak gösterilen sanayi devrimi ile birlikte toplumda yeni bir sınıf peydah olmuştu. Buharlı makinenin icadıyla türeyen bu yeni sınıfın adı işçi sınıfıydı. Bu yeni sınıfın sesini duyurmak vazifesini üzerine alan kişi ise sosyalist gerçekçiliğin kurucusu kabul edilen Maksim Gorki'den başkası değildi.

Çehov'un yıpranmış bakışlarına karşılık Gorki'nin boş bakışları
Peki Maksim Gorki'yi bu memuriyete iten şey neydi, sualine cevap arayacak olursak, şu neticeye ulaşmış oluruz. O, yoksul bir ailenin çocuğuydu. Küçük yaşlarda annesini ve babasını kaybetmiş, ezik bir çocukluk ve ilk gençlik yaşamıştır. Bu büyük ıstırabını dindirmenin yollarını arayan Gorki, direnmeyi - güçlü kalmayı - hakkını aramayı öğrenmiştir. Yaşamının ilk yıllarında peşini bırakmayan bu felaketler silsilesi onun karakterini ve kişiliğini şekillendiren ana ögeler olmuştur. Eserlerine baktığımızda rahatça sezebiliriz bunu. Neredeyse bütün romanlarında yoksulların sefaletinden, samimiyetinden, zor şartlar altında verdikleri hayat mücadelesinden manzaralar çıkarır karşımıza. Misal olarak Çocukluğum romanındaki şu satırları verilebilir:
"Çocukluğumu hatırlarken, kendimi bir bal peteği gibi düşünmek hoşuma gidiyor; hayal meyal aklımda kalmış çeşitli basit insanlar, yaşam hakkındaki düşüncelerinin, bilgilerinin balını getirip bu peteğe bırakarak, karakterimin oluşmasına kendi deneyimleriyle katkıda bulunmuşlardır.  Çoğu kez, bu balların içine pis olanı, acı olanı da karışmıştır, ama varsın karışsın, en ufak bir bilgi kırıntısı bile baldır ya yine de."
Dikkatinizi çekmek istediğim bir nokta daha var. Gorki, betimlemeyi ve tasvir etmeyi abartan bir romancıdır. Öyle ki, bir mekanı yahut bir ortamı anlatıyorsa eğer size o ortam ile ilgili fazlasıyla bilgi verir. Eserde anlatılan - tasvir edilen bir insan ise, sayfaya bir iğne batırdığınız da biraz sonra kağıttan kan damlaları belirecek düşüncesine kapılırsınız. Gerçi neredeyse bütün Rus romancılarında güçlü karakter ve mekan tasvirleri vardır. Ama dediğim gibi Gorki'de bu durum daha fazla.

Yerinin geldiğini düşünüyorum. Aleksey Maksimoviç Peşkov, neden kendisine Gorki müstear ismini seçmiş ve kitaplarında Gorki imzasını kullanmış? Kendisinin bu konuda bir beyanatı var mı bilmiyorum. Fakat benim görüşüm şu şekilde. Bahsini yaptığım ve üzerinde kafa yorduğum bu adam bir Rus. Kendisine seçtiği müstear isim ise Rusça bir kelime olacaktır haliyle. Gorki kelimesinin Rusça'da ne anlama geldiğini araştırdığımda karşıma hiç şaşırmayacağım bir karşılık çıktı. Gorki'nin dilimizdeki karşılığı acı - ıstırap manasındaymış. Çocukluğundan bu yana yoksul ve kimsesiz bir yaşam süren, çevresinde halkının acılarına yakından şahitlik etmiş bu adam, sanırım Gorki isminden başka bir isim seçmezdi kendisine. Ana isimli romanında çok sevdiğim iki cümle var. İsmin etimolojik kökenini araştırdıktan sonra Ana'daki bu iki cümleyi tekrar hatırladım. 
"Ne güzel gülüyorsun Andrey;
Oysa çok gülenlerin yüreğinde keskin bir acı saklıdır."
Gorki, insanların mutlu olmasını istiyordu.  Bu isteğini öyle güzel bir cümle kurarak dile getiriyor ki, bu sade ve yalın ifadelerinin arkasında müthiş bir yükseklik ve derinlik kendisini gösteriyor. Şimdi sizlerle paylaşacağım cümleyi ne zaman söyledi bilmiyorum. Cümle şu: “Kuşlar nasıl uçmak için yaratılmışsa, insanlar da mutlu olmak için yaratılmıştır.”

Bir yazarın eserini okurken, sadece onun eserini okumuş bulunmuyoruz. Onun hayatına, yaşadığı döneme ve parçası olduğu topluma da tanıklık etmiş bulunuyoruz. Gorki, kendi kendisini yetiştiren bir yazar. Bunun içindir ki samimi ve içten bir üslubu var. Onun en büyük hatası -bana göre- siyasileşmesi oldu. Bir fikrin temsilciliğini gütmek ile bir siyasi hareketin piyonu haline gelmek arasında ince bir çizgi var. Ölümü ile ilgili söylentilerden birisi de onu Stalin'in öldürtmüş olması ihtimalidir. Rusya'da bir çok edebiyatçı, Gorki'nin Stalin tarafından öldürülmüş olma ihtimalinin deli saçması olmadığını savunur.

Yazıya netice vermeden evvel bir kaç şey söylemek istiyorum. Maksim Gorki kendi hayatını konu edindiği üç büyük eser yazmıştır. Onu tanımak adına bu eserleri okuyabilirsiniz. Hayatının birinci devresini anlattığı eseri Çocukluğum, hayatının ikinci devresini anlattığı eseri Ekmeğimi Kazanırken, hayatı boyunca peşinden gittiği ideolojiyi anlattığı eseri ise Benim Üniversitelerim.

Açıklama: Yazının başlığı Gorki'nin Ekmeğimi Kazanırken isimli romanından ilhamla belirlenmiştir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder