11 Temmuz 2015 Cumartesi

Yenik Bir Adamın Hikâyesi



Hayır, bütün günah bende! Bir gün beni arayacaklarını, bu halimle onlara rezil olacağımı düşünmeliydim. Ama yapamadım. Şu sahte şirket unvanıyla, üç beş kuruşa cicili bicili mektup kâğıtlarına bastırdığım Osman Türker İthalat ve İhracat Kolektif Şirketi unvanıyla aldattım onları. Adres yerine burasını gösterdim. Bütün bir ömür sabahları evden çıkarken karısının boynuna sarılan, akşama eve milyoner döneceğim diye hayaller kuran, sonra gün kararırken arkadaşlarından üç beş kuruş borç alıp meyhane köşelerinde rüyasını cilalayan yenik bir adamın hikâyesi… Benim hikâyem…

Her şey uzun seneler evvel İzmir’de başladı. Tariş Mağazalarında çalışıyorum o zamanlar. İşim kıyak. Beni sorarsan, Allah inandırsın filinta gibi delikanlıyım. Karı kız dersen kredi bin beş yüz… Hangisine yan baksam çarkının kayışı oynuyor yerinden. Ama bizim mağazanın solundaki tuhafiyeci var ya… Kızı Güler’i görünce elim ayağım tutuluyor, çarpılıyorum. Babası zengin, yine de mağaza da çalıştırıyor kızı. Arada bir çaktırmadan sinyalleşiyoruz. Ama suya delik açma misali. Bir akşam tam köşeyi dönerken, şırak bir kol koydum, kestim önünü. Baktım, hemen böyle, nasıl diyeyim, güneş gibi gülüverdi abi. Sonra ne yaptım, ne ettim ben de bilmiyorum. İçimden hep böyle ağlamak geliyor, durup dururken gözlerim yaşarıyordu. Bir şey değil el aleme rezil olacağız, dedikodu dersen zaten almış yürümüş. Canım, zavallı meleğim…

Bir gece pundunu buldum, attım arabaya. Kız dedim benimle evlenir misin? Haa, evlenir misin benimle? Bir sarıldı boynuma abi, arkadaş dedim, yürü babandan isteyeceğim seni. Ama sen misin bunu diyen! Baba bir bayrakları açtı ki görme. Ne itliğim, ne serseriliğim, ne servet avcılığım kaldı. Yav dedim, ben Allah’ıma kitabıma seviyorum bu kızı be. Ama kim dinler meteliksizin aşkını. Kovdu beni abi, iyi mi! Bir gücüme gitti ki sorma. Yav öleceğim aşkımdan. Kızı da aldılar eve, burnunu bile çıkartmıyorlar dışarı. Çaresiz bıraktık işi gücü. Evin önünde nöbete yattım. Sonra işin gevşediğini sandılar, kızı serbest bıraktılar. Güner sokağa adımını atar atmaz yapıştım koluna, kız dedim yapamıyorum sensiz, öleceğim be! Seviyorum seni, kaçar mısın bana? Haa… Kaçarım dedi. Bir dakikacık bekle şurda, bohçamı alayım geleyim dedi. Dünyaları versen böyle sevinmezdim ama… Daha bizim odadan adımı attı atmadı içeri, donakaldı. Yani öylesine yadırgadı. Eee, ana yok baba yok, akraba taallukat dersen yengen. Baktım gözleri doluyor, çektim kendime. Kendine gel kız dedim, iki gönül bir olunca samanlık seyran olur be. Sen benim karımsın, kadınımsın. Hadi göster kendini, çek çevir beni. Bana gelince, göreceksin rüyalarındaki hayatı yaşatacağım sana. Sana layık olmaya çalışacağım. Böyle peri masallarındaki gibi yaşatacağım seni. Göreceksin bak, nasıl muvaffak olacağım. Ama yeter ki sen bana inan. İnanıyorsun değil mi? Haa… İnanıyorsun? Gözleri doldu, atıldı boynuma. Of be abi, of be… Ne kızdı be…

Ama ne de olsa cicim ayları geçip gidiyor. Sonra başlıyor sıkıntı günleri. Bilirsiniz tabi, hepinizin başında. Aldığım malum, boğaz birken iki olunca, ne yapsan nafile. Bir gece böyle yatıyoruz, kafam da bozuk hani. Güner uyuyor biliyorum. Aklımda fikrimde hep hesap kitap… İster doluya koy, ister boşa… Her ay borçlanıyorum şuna buna. Ne’n var senin dedi. Parasızlık dedim. Sen misin bunu diyen! Yastığının altıdan ufak bir banka cüzdanı çıkarmaz mı? Babası çeyiz parası diye yatırmışmış bankaya. Tam 12 bin lira. Sermaye yap kendine dedi, kabul etmem dedim. Arkadaş öyle bir sarıldı ki! Böyle şırak, saydılar parayı önüme. Sonra yaklaş dediler. Ne yapmayı düşünüyorsun dedi. Milyoner olacağım dedim. Sevgilim dedi, göreceksin nasıl başaracaksın. Sonracığıma birkaç para daha geçti elime. Daha bak neler kazanacağım dedim Güner’e. Görme abi, sevincinden uçuyordu fakir. İşler, işler… Sonunda o kontrat dümeni geldi çattı. Neme lazım, kıyak işti, iyi para bırakırdı ama. Tam imzalayacakken gece getir dediler evrakı. Bir toplantı varmış, orda imzalarmışım. Oturttular masaya zorla. Önce kazanır gibiydim. Bir döndü şansım, önümdeki de cebimdeki de kolumdaki saate kadar gitti. Sabah güneş doğarken, cepte iki buçuk lirayla limanda buldum kendimi. Ne para ne pul, sadece cepte boş bir kontrat…

Sonra çocuğumuz oldu. Evden kovulmuştuk. Böyle bir yerde barınıyorduk. Ne su var, ne ışık. Yav gün oldu, çocuğa süt alamadım da gık demedi hani. Kabahat sende dese, suratıma tükürse, paramı yedin dese, sen bir işe yaramaz serserisin, köpeğin beceriksizin birisin dese… Hakaret etse abi, yav ne olur be, bir laf etse…  Ne gezer gözleri ışıl ışıl, canım diyor, dünyalar kadar güveniyorum sana. Sen bizim her şeyimizsin, her şeyimizsin. Hani hamallık bile yapmaya kalktım. Sırf bir lokma ekmek götüreyim eve dedim ama. Yapamadım. Halim vardı, eski bir arkadaş. Kumarhanesi vardı, ondan on lira borç isteyeyim dedim. Aptal mısın sen dedi, nah böyle para akar burda. Sana bir iş veririm öğrenirsin. Nedir dedim, hık mık etti ama. Açlık be abi açlık, ne yaparsın kabul ettim. İş dediğim perdelik, söğüşçülük. Malum adam soyma, ökçelik etmek soyulacak budalalara. Ama cebimiz para gördü. Sonra ne kadar kumar numarası varsa öğrendim.

Sana güveniyorum sevgilim diyordu Güner. Biliyorum sonunda başaracağını. Zavallı… Ona geceleri bir depoda çalıştığımı, patronun beni beğendiğini ve bana hisse verdiğini söylemiştim. Bir gece polis bastı, soyup soğana çevirdiğim bir budala, bu herif soydu beni dedi, dolandırdı dedi, paramı çalan da o dedi. Yemin ettim, hayır demeye kalmadı attılar içeri. Gazetelerde boy boy resimlerim, yazılar… Halim bir avukat tuttu bir celsede beraat ettim. Öğrendim ki Güner’i babası almış eve götürmüş, sarıldım telefona. Güner dedim, Güner diye haykırdım cevap vermedi. Sadece hıçkırıklarını duydum. Canım dedim, biricik sevgilim, ne yaptımsa hep seni sevdiğimden yaptım dedim. Ben seninle beraber olmak için bir lokma ekmeğe razıydım Osman dedi. Göreceksin dedim, göreceksin nasıl çalışacağım, nasıl başaracağım. Ne olur bana son bir şans ver dedim. Artık sana güvenmiyorum dedi ve telefonu kapadı. Dünyalar yıkıldı içimde. Kendimi öylesine mağlup, öylesine yenik, öylesine bitik hissettim ki. Nasıl ettim sabahı bilmiyorum.

Sonra bir gemi kalkıyordu limandan. İstanbul’a gidiyor dediler. Atladım gizliden. İzmir de, karım da, mini mini kızım da, uzaklarda ince bir hat oldu, eridi sulara karıştı. Bir celsede ayırdılar beni karımdan. Hayatta sevdiğini kaybetmek kumarda kaybetmeye benzemiyor ki abi. Fena şey mağlubiyet… Hele erkek için… Yediremedim kendime. Böyle sahte zarflar, mektup kâğıtları falan bastırdım. Yolladım ona. Hani şirketim olduğunu sansın da, yani Osman mağlup olmadı sansın istedim. Sonra bir bayram sabahı, kızımın resmini yolladı bana. Sonra bir iki satır da mektup... Dayanamadım hani, sesini duymazsam ölecekmişim gibi geldi bana. Canım sevgilim, canım karım, kadınım, bir tanem… Sarıldım telefona, Allah’ım ne sevindi telefonla konuşurken. Hep ağladı, o ağlarken çıldırıyordum sevincimden. Naa, böyle çarpıyor buram.  Nasılsın dedi, sana güveniyordum dedi, kızıma da babasına güvenmesini öğretiyorum dedi. Yalan da olsa içim bir tuhaf oldu. Onu sana getireceğim dedi, kızımız seninle iftihar edecek dedi.  İftihar edecekmiş abi. Benimle iftihar edecekmiş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder