29 Temmuz 2015 Çarşamba

Altı Dakika Sekiz Saniye

Dinçer: Mutlusun.
Eyüp: Nasıl mutlu olmaz insan?
Dinçer: Güzel bir haber mi aldın?
Eyüp: Bir yıl oldu aşağı yukarı. Bir yıldır duymuyordum sesini. Soluğunu hissetmemiştim bir yıldır. Biliyorsun işte, dillendirmeye gerek yok.
Dinçer: Buraya mı gelmiş?
Eyüp: Yok buraya gelmemiş.
Dinçer: Parça parça söyleme şunu.
Eyüp: Konuştuk. Ayaklarım yerden kesildi. Bulutlara tırmanıyorum zannettim.
Dinçer: İyi miymiş?
Eyüp: Evet iyiymiş.
Gravier,
Sesini unutmaktan korkuyordum. Vesileler, sebepler birbirini ardına sıralandı. Sesini sesimle bir araya getirdi. O an duyduğum hissi tarif edemiyorum. Nasıl söylesem, yolun ortasındayım ve bir otomobil bana büyük bir hızla yaklaşıyor. Kıpırdayamıyorum bir yere. Kalbim boğazıma kadar yükseliyor. Nefesim kesilmek üzere heyecandan. Sesim donuk, konuşmak istiyorum fakat faydasız. Derken sesin imdadıma yetişiyor. Boğazıma kadar yükselen, çırpınan yüreğimi avuçlarına alıp, otomobilin önünden uzaklaştırıyor. Hareket edemeyen ve sıkışan ruhum bütün bir yeryüzünü dolduruyor. Güzel kokular duyuyorum ardından. Toprağı, yağmuru, ıslanan ağaçları içimde hissediyorum. Allah, eskiyen herşeye bir ışıltı bağışlıyor. Allah, içimi azaltan şeyleri ruhumdan alıkoyuyor ve huzura erişiyorum. Bütün bunları o altı dakikalık zaman zarfında yaşıyorum.

Bir çay ocağına girdim ardından. Ellerim titriyor, çayı yarısına kadar içtim. Devamını nedense içemedim. Yürümem lazımdı. Çok yürüdüm bu gece. Kafamın içinde kurduğun cümleler yankı buluyordu. Gravier, bu gece yürürken birisi yanıma yaklaşsa, ceketini çok beğendim bana ver dese. Çıkarır verirdim sanırım. Yeryüzü sadece bir parçadır insanın içinde. Bir avuçtur bütün bir yeryüzü. Uzaklık yok, şehirler, yollar, dağlar... Mesafe şey dediğim iki adımının arası kadar.