15 Mayıs 2015 Cuma

İçimi Söken Bir Şeyler Var

onu hiç öpmedim ama izi kaldı dudaklarımda 
neydi saçlarımda çağıldayan o hırçın şey? (*)
Gravier, beni mutlu hatırla... Sesimi unutmaya başladığını hissediyorum. Neden böyle hissediyorum, inan bilmiyorum. Sabır göstermesini öğreniyorum. İçimi söken bir şeyler var. İçimi bulandıran, içimde tozu dumana katan, denizleri köpürten bir şey bu. Bir kalp bulantısı değil. İnsanın başı döner de, adımını nereye atacağını bilemez ya... Onun gibi bir şey bu da. Tarif edemiyorum, görüyorsun. Otomobil yolunun olmadığı bir yol buldum. Oraya gidiyorum. Bazen toprağa uzanıyorum. Gökyüzünü izliyorum. Bulutları inceliyorum, kuşları, rüzgarı görebiliyorum. Ellerimle dokunabiliyorum rüzgara. Biraz önce bahsettiğim düşünceye de o zaman kapıldım. İrkildim, sesimi unutmuş olmalı dedim, kendi kendime. Ben böyle hissedince, böyle düşününce ne yapacağımı bilemez oluyorum. Dünyanın neresine gidersem gideyim yabancılığımı beraber götüreceğim. Biliyorum bunu.
kalp yanlış anlamalarla çarpan bir şeydi
ve her şey bir yanılsamayla gösteriyordu kendini (*)
Gravier, artık sesini duymamalıyım. Böyle bir karar aldım kendime. Bir ağaç yaprağı düşünüyorum. Bir nehrin üzerinde görüyorum onu. Ağaç yaprağına nereye gidiyorsun diye soruyorum. Ağaç yaprağı, suyu işaret ediyor. Sonra anlıyorum. O soruyu nehre sormam gerekirdi. Aynaya bakıyorum Gravier. Yüzümü, gözlerimi, saçlarımı inceliyorum. Nereye gidiyorsun diyorum aynadaki halime... Ağaç yaprağının verdiği cevabı veriyor bana. Hangisi hakikat, hangisi hayal? Bilmiyorum, diğer insanlar da böyle oluyor mu ara sıra? Zihnimi dinlendirmeliyim artık, ama kalp dinlenmiyor. Bazen zihnimi ve kalbimi hırpaladığımı düşünüyorum. Biliyorum, kalpte kendisine yer bulan bazı şeyler ölümcül bir tutku haline gelebiliyor. Bazı tutkuları ise bilerek ve isteyerek besliyoruz.
bilmiyorum bunu nasıl dillendirir insan
içimi söken bulantıyı kim sahiplenir (*)
Bazı insanlar bir ruh tasavvurunda bulunur, Gravier... Bu insanların düşledikleri o ruhu bir şeye yerleştirmesi lazımdır. Bunun için bazen bir ağaç, bazen bir deniz, bazen bir kuş, bazen bir bulut, bazen de bir suret gerekir. Bazı insanlar gibi ben de bir ruh tasavvur ettim. Sureti olmayan ve kendisine suret arayan bir ruh. İçimdeki şehri ise düşlediğim o ruh için kurdum. Kendisine suret arayan bu ruh; naif, soylu, efsunlu ve baş döndürücü bir şeydi. O, şairlerin rüyalarını bölecek bir şiir... Onun adına Gravier dedim. Taşlara kazınmış bir kelime, dağ yollarında dile dolanan bir şarkı...
bana uzaklık bağışladı toprak
toprak anlattı suyun nereye döndüğünü (*)
Biraz önce sana ağaç yaprağına sorduğum soruyu söylemiştim. O sorunun cevabını nehrin yatağı verdi. Toprak anlattı bana, benim sırrımı. Toprak bana gösterdi, göz görmek için olduğu kadar ağlamak içindir de...

(*) Kirli Siyah isimli şiirime ait mısralardır.

10 Mayıs 2015 Pazar: dünyayı duruluyor bakışların, içimden sıyırıyor yeryüzünün pasını. biliyor musun gravier gözlerin çok marifetli.

1 yorum:

  1. yaradan, gravier'in duvağı ile şairin ellerini nikahlasın..

    YanıtlaSil