25 Nisan 2015 Cumartesi

Ruhum Biraz Daha Genişliyor

Gravier'in sol gözünden defterimin içine düşen kirpik için...

Bir yaş daha aldın Gravier. Dünya bir yıl daha azaldı. Bir yıl daha düştüm ömür sandığımdan. Şükür ki, benim türkümü koynuna alacak kadar merhametli dağlar var burada. Bu masalı yoksa kime anlatırdım her gece. Bu rüyayı kim hayra yorardı gecenin ardına gündüzü bağlayan olmasa. O halde şükür.

Geçtiğimiz yılın Ağustos ayından beri görmüyorum seni. Yaklaşık sekiz ay oldu. Bir daha da görür müyüm bilmiyorum. Bir filmde şunu duymuştum: "Bizler gezginleriyiz sevda yolunun, yeniden buluşuruz elbet zamanı gelince." Mutlu ediyor bu cümle beni. Yüzüme tebessüm gibi dokunuyor. Evet Gravier, yeniden buluşacağız elbet zamanı gelince. Biliyorum ben bunu.

Aslına bakarsan yorulmadım değil. Ama kendimi güçlü hissediyorum. İçimdeki şehri sağlamlaştırıyorum her gün. Acaba bu şehri sağlamlaştırdığımı düşünürken ben, kalbimi katılaştırıyor muyum, diye düşünüyorum bazı zamanlarda. Bir gün, bir sabah uyandığımda, yahut bir gece yarısı, kalbimi hissedemezsem diye düşünüyorum. Kalbimi öldürüyor muyum acaba? Sonra bu düşüncelerimi saçma sapan vehimlerden, sanrılardan ibaret görüyorum. İçimi yaşamaya, içimde yaşamaya devam ediyorum. Daralıyorum da bazen. Bu sessizlik, bu bir başınalık, bu yürüyüş bazen daraltıyor beni. Şehrin tenhalığına çekiliyorum, kimsenin olmadığı, otomobillerin ulaşamayacağı bir yere. Elimi toprağın üzerinde gezdiriyorum.

Güzel toprak, elimi kabul et.
Tut onu, bırakma elimi.
Güzel toprak.


Şu dakika, ruhumun genişlediğini hissedebiliyorum. Ta sizin oraya kadar genişlediğini hissedebiliyorum. Dağların üzerinden atlıyorum şimdi, buğday tarlalarını geçiyorum hızla, nehirlerin uğultusundan çıkıyorum, ısınıyor hava, çocuklar görüyorum, koşan çocuklar. Onlar beni görmüyor, çamur sıçratıyorlar üzerime, seviniyorum. Onlar da seviniyor, bir yere koşuyorlar. Kerpiç evler, gün batarken kızıla çalan portakal yollar, traktörler, keçiler... Ve bir kente giriyorum, ayaklarıma mavi bir ışık doluyor. Vakit ay... Bir şehir görüyorum karşımda gecesi çivit bir şehir. Her evin ışığı yanıyor. Göz alıcı. Ruhum biraz daha genişliyor. Bir eve çarpana değin genişliyor. Nihayet bir pencerenin önünde gözlerimi açıyorum. Gravier uyuyor. Hediye paketleri masanın üzerinde. Ay gökyüzünden inene dek onu izliyorum. Güneş doğuyor. Sezai Karakoç geliyor yanıma. Elindeki kağıdı uzatıyor bana.

leyla çok yorgun uyuması gerek
leyla çok uzaklardan geldi
ilk olarak birdenbire
leyla bu gün söze değdi
annesinin yüzünde sonsuz gülümsemeler
leylanın saçlarına bir güneş düştü

Gravier. Sen ne güzel doğdun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder