2 Mart 2015 Pazartesi

MASAR - 1. Bölüm: Shajan'dan Masar'a

 MASAR - 1. Bölüm: Shajan'dan Masar'a
Eyüp Aktuğ

Üç yaşındaydı. Siyah, simsiyah gözleri vardı. Bacakları uzundu ve vücudunun tarife sığmayan bir güzelliği vardı. Günümün büyük bir bölümünü onunla ilgilenerek geçiriyordum ve onu çok seviyordum. Güneş gövdesine vurduğu zaman siyaha yakın olan vücudu kızıllaşırdı. O safkan, soylu bir Arap atıydı. Büyük babam adının Masar olduğunu söylemişti. Masar'ın ailesine mensup olan diğer atlar Kuveyt'te, Ürdün'de ve Lübnan'da düzenlenen yarışlarda yarışırlarmış. Masar'ın babası Shajan döneminin en şöhretli yarış atlarından birisiymiş. Büyük babamın anlattığına göre dünyanın en dayanıklı atları Arap atlarıymış. Bir gün gün boyunca hiç su içmeden yolculuk yapabiliyorlarmış.

Çok hareketli, yerinde duramayan ve sürekli koşmak isteyen bir attı, Masar... Bu yüzden bazen beni korkuyordu. Çünkü bazı zamanlarda Masar'ın ne yapacağını kestirmek güç oluyordu. Duyduğuma göre atın karakterini şekillendiren onun sahibiymiş. Hani meşhur bir atasözü var, at sahibine göre kişner. Sanırım atalarımız bunu bilerek söylemişler. Fakat sıkıntım şuydu. Ben Masar ne kadar hareketli ise ben de o kadar sakindim. Görünen şu ki, ya ben Masar'a benzeyecektim ya da Masar bana benzeyecekti. Masar'ı zorlamazsam sözümü dinlemezdi. Ona sert davranmak istemiyordum. Ama sözümü de dinlemesini istiyordum. Uysallaşması lazımdı. Seyisimiz Kemal Ağabey, ilerleyen zamanlarda Masar'ın daha uysal bir at olacağını söylemişti bana. Hissediyordum, Masar'da beni seviyordu. Bunu nereden anladım? Onu tımar ederken, gözlerime sevgiyle baktığını görürdüm. Kafasını koluma sürter ve bana sevgi gösterisinde bulunduğunu anlardım. En çok havuç yemeyi severdi Masar. Kesme şekeri de severdi. Ama çok kesme şeker yemesi bir at için pek iyi değilmiş. Onun kaslarına iyi gelmezmiş. Elimde beni havuçla gördüğü zaman kafasını aşağı yukarı sallardı. Büyük bir iştahla hart hart sesleri çıkararak havucu yerdi. Benim içimde de bir korku olurdu. Elimi ısırırsa diye... Ama şunu farkettim. Havucu elimden alırken dişlerini kullanmıyordu. Dudakları ile alıyordu. Yani korkum yersizdi.

Zaman böylece geçmişti. Kış gelmişti artık. Havalar iyiden iyiye soğumaya başladı. Ekim ayının sonlarına doğru yılın ilk karını karşılamıştık. Kış aylarını sevmezdim ben. Çünkü şehir merkezinde olurduk biz. Babam, annem ve ben... Çiftliğimiz ise Ahmet Ağabey'e emanet edilirdi. Haziran ayının gelmesini iple çekiyordum. Okulu sevmediğimden değil, Masar'ı merak ettiğimden. Kasım, Aralık, Ocak derken... Yarı yıl tatili nihayet gelmişti. Anneme kalırsa İzmir'e, teyzemlerin yanına gidecektik. Babam ise yarıyıl tatilinde hepimizin evde kalmasını istiyordu. Benim ne düşündüğümü ise az çok tahmin ediyorsunuzdur. Hiç değilse bir kaç gün çiftliğe gitmeyi istiyordum. Masar'ı aylar sonra yeniden görmek bana hediyelerin en büyüğü olacaktı. Merak etmiyor değildim. Yerinde duramayan, hiç bir yere sığamayan Masar, acaba olgunlaşmış mıydı? Seyisimiz Ahmet Ağabey, hiç bir atın arkasında bulunmamamı sıkı sıkı tembihlemişti. Bu at Masar ise üstelik... Çünkü bir atın arkasında durursak onları rahatsız edermişiz ve bizi kendisine zarar verecek bir düşman zannedermiş. 

Annemin İzmir ısrarlarına dayanamayan babam, İzmir'e gitmeyi kabul etti. Haliyle benim de moralim bozulmuştu. Çiftlik soğuk olurmuş bu mevsimde, oraya gidersek hasta olurmuşum. Teyzemin kızları ile de hiç anlaşamazdım. Bir hafta boyunca yaşayacağım can sıkıntısını düşündükçe suratım asılıyordu. Babam uçak biletlerimizi aldı. Bizi havaalanında eniştem karşıladı. İri ve kahverengi gözlükleri, çiçek desenli kravatının arkasından dişlerini bizlere göstere göstere yanımıza geldi. Bana garip sorular sorardı her zaman. Mesela dünyaya en yakın gezegenin adını, yağda eriyen vitaminleri saymamı... Onunla konuşurken çok sıkılırdım. Kızlarının mükemmel bir insan olması için çalışırdı. Yaz tatilinde sıkıcı yabancı dil kurslarına gönderir, okula takviye olsun diye çeşitli eve öğretmen getirtirdi. Babamın bu konuda hakkını yemek istemiyorum. Çocuk olmama izin verdiği için onu çok seviyorum. Bazen düşünüyorum da babam da eniştem gibi olsaydı ne olurdu diye? Allah'a şükür ki beni yarış atları gibi yetiştirmiyor. Bu arada ben 13 yaşındayım. Adımı da söylemedim sanırım. Adım Ömer. Dedemin adı Fazıl. Annem ve babam ise Neriman ve Turgut.

1. Bölümün Sonu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder