20 Eylül 2014 Cumartesi

Son iki mısrası kaybolan şiir

Bir kaç gündür sürekli yağmur yağıyor Sivas'a. Nedenini bilmiyorum ama yağmurun üzerimde bıraktığı garip bir mutluluk var. Öyle hissediyorum ben. Saçlarımdan çeneme doğru yağmur suyunu hissetmezsem rahat olamam. Bir önceki yazıda bahsetmiştim ya, yoğun günler yaşıyorum diye... Bu yoğunluktan dolayı adam akıllı ne kitapların üzerine eğilebildim ne de tamamlamakta olduğum şiirin üzerine düşebildim. Amin Maalouf'un Semerkant isimli kitabını henüz bitirebilmiş değilim. Umarım bir gün bitirebilirim.
Her neyse, biz esas konumuza dönelim. Şiir demiştik. İki - üç ayda ancak bir şiiri tamam edebiliyorum. Zor ve oldukça yorucu bir sanat dalı. Harcanan zaman, yorulan kalp ve zihin, kızaran gözler, sabahlanan geceler... Anlayın işte. Hal böyleyken, vücuda gelen, kağıda düşen ve tamam olan her şiir çok kıymetli oluyor. Gerçi üstün sanat anlayışının nedirini, nasılını bilen ve gerçek şiirin kıymetini hissedebilen çok az kişi var.

Yaklaşık bir buçuk aydır üzerinde çalıştığım bir şiir vardı. Şiirin ilk mısrasını bir takvim yaprağı üzerine yazmıştım. Daha sonra farklı kağıtlara mısraları işledim. O kağıtların birisinde ise son iki mısra vardı. Anlayacağınız şiir tamam olmuştu ve yapmam gereken tek şey son rütuşları verip temiz bir kağıda yeniden yazmam olacaktı. Son iki mısra kayboldu. Şimdi şu soruyu sorabilirsiniz bana. İyi de sen yazdığın şiiri nasıl hatırlamazsın, ezberlemiyor musun? Bu sorunun cevabı ise şu şekilde. 

Şiir bir bütün haline gelmeden, böyle parça parça halde iken ezberlemem. Çünkü ezberleyeceğim şiir artık tamam olmuş olmalı. Ezberlediğim şiiri sahiplenmeliyim. Bu benim demeliyim. Bu yüzden bir şiiri doğum aşamasında asla ezberlemem. Ezberlersem, kendimi sınırlandırmış gibi hissederim. Ve artık son iki mısrası kaybolan şiirim var benim. Etkileyici bir hikaye değil biliyorum. Ama üzüldüm gerçekten. Belki bir yerde yeniden bulurum o iki mısrayı. Kim bilir belki bir yağmurla gelir belki bir kış güneşiyle... Bekleyeceğim ama.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder