22 Mayıs 2014 Perşembe

Yağmur geçer dudaklarımdan

Dün yağmur yağacağını biliyordum. Önceki gece hava durumuna bakmıştım. Her neyse, zaten bulutların griye çalan şaşkınlığından da belliydi. Üniversitede bir takım işlerim vardı. O işleri halletmek için yola koyuldum. Rüzgar giderek sertleşiyordu. Nihayet 11A numarası ile sefer yapan otobüs göründe. Hay aksi! Otobüs kartımda para kalmamış. Son 25 Kuruş yazıyor ekranda. Mecburen 1.75 lira verdik iyi mi? Otobüste balık pazarı gibi.  Biliyorum çok şikayette bulundum, ama böyle işte...

Yağmur öyle güçlü yağıyordu ki... Gökyüzünden bir nehir akıyor zannettim, dışarı çıktığımda. Üniversite işimi bitirdiğim de saat dördü gösteriyordu. Şu durakta bekleyeyim de, gelen ilk otobüse biner, şehir meydanına ulaşırım. Bu arada yağmurdan korunmaya çalışan kalabalık otobüs durağının kıyısına, köşesine sıkışmaya çalışıyordu. İşte otobüs geldi. O da ne? Durmadan, hızlıca geçip gitti önümüzden... Bir, iki, üç, dört... Yok bu böyle olmayacak, gelen her otobüs sonuna kadar dolu bir şekilde geliyor. Büyük otobüs durağına gitmem lazım. Bu arada yağmur hafifledi biraz. Ama ıslandım biraz. Büyük otobüs durağına ulaştığımda büyük bir kalabalık ile karşılaştım. Uzun bir kuyruk vardı. Sıranın en sonuna geçtim. Yirmi dakika kadar bekledim, yağmur saçlarımın tamamını ıslatmıştı. Üzerimdeki montum inceydi, gömleğimin kollarına sızıyordu yağmur damlaları. Bir şekilde binebildim 11B numaralı otobüse.

İşte şehir meydanına ulaştım. Hızlı yürümem lazım. Arkadaşlarımla Mavi Sokağa geçtik. Yağmur ivmesini kaybetmiyordu. Acıkmıştık, dayanılacak bir hal değildi bu açlık. Koşar adımlarla pide fırınına sığındık. Patatesli katmer aldık. Şimdi oldu bak. Sonra ayrıldık Mavi Sokaktan. Herkes evine, ocağına dağıldı. Hani iliklerine kadar ıslanmak gibi bir cümle var ya... İşte onu yaşadım. Ulu Camii'ye yaklaştığımda başımı göğe kaldırdım. Öylece gökyüzüne baktım. Her şey çok farklı gelmişti bana. Sanki Sivas'ta değil de, bana huzur veren bilmediğim bir ülkedeymişim gibi hissettim. Sonra eve giden yolu uzattım. Ara sokaklarda dolandım, bir şiir tutturdum, yağmur dudaklarımdan geçti, her şeyimle ıslandım artık. Ayakkabım su almaya başladı. Olsun dedim... Üşüyecek bir hava yoktu.

Sanki bu anı bir daha yaşayamayacakmışım gibi geldi. O yüzden sonuna kadar yaşamak istedim. Derin bir nefes aldım. Sonra bir derin nefes daha... Muazzam bir histi bu. Zannettim ki, yeryüzünde bir ben kaldım. Ne şehrin gürültüsü vardı, ne de başka bir ses... Her neyse... İşte böyle.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder