13 Kasım 2013 Çarşamba

Gousse, au revoir... (Kendi şiirlerimden)

Gousse, au revoir...
karanfil.
sadece çayımın buğusunda,
penceremin kenarında,
defterimin arasında olmadın.

karanfil.
gömleğimin cebinde taşıdım seni,
aylarca bir taşın yanında uyudun,
o taşa kokun siner diye bekledim,
çokça da dua ettim.

karanfil.
şiirler de iliştirdim
kıvrım kıvrım yapraklarının arasına.
hüznüme, kederime kucak açtın.
ortak oldun karanlığıma.

karanfil.
mevsimini şaşırıpta yağmur duasına çıkınca ben,
köklerin kurumasın diye su ararken iki tepe arasında,
yorulduğumu hissettim.

karanfil.
sanırım seni de yordum.
toprağına kusmedin belki, ama pencereme dargınsın.
bir yol uzanır penceremden bilmediğim diyarlara.
anladım ki sen o yolu gözlemekten yoruldun.

karanfil.
bilmiyorum, belki de yollarımızın ayrılma vakti gelmiştir.
belki de hiç farkında olmadan bitmiştir bu şiir.
belki de...

karanfil.
geçmişi saklama artık yapraklarının arasında.
duyar gibi oluyorum seni.
"ya mazi herşeyse..."
herşeyi bırakalım o zaman bir kenara.
unutmayız belki, unutamayız.
 artık lili'yi, sophia'yı, anabellee'yi,
kiran'ı, şehrazat'ı, monna rosa'yı okumayız.
masaya tek oturduğumuz halde iki çay söylemeyiz.
mor renge de veda ederiz.
tarihleri, saatleri unuturuz.
kaldırım taşlarını da saymayız artık.
cüzdanımızda sakladığımız akasya ağacının yaprağını da gömeriz.
yeni bir sayfa açmaya gücümüz yetmese de defteri kapatırız.

karanfil.
yerini başka bir çiçek alamaz.
penceremde doğan güneşe,
senden başkası merhabalar olsun diyemez,
gökyüzünü kucaklarken dört defa lacivert diye de içlenemez.
bütün bunları göze alabilir miyim,
çayımı kokun olmadan yudumlayabilir miyim,
inan bilmiyorum.
sen daha iyi bir pencereyi, daha sıcak bir çayı,
daha huzurlu bir defter arasını,
daha sakin daha umutlu bir kalbi hak ediyorsun.

karanfil.
seni kimlere emanet etmeli,
seni kimlere bırakmalı,
seni hangi kalbe götürmeli.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder