20 Ekim 2013 Pazar

Gravier pour toujours...

Hayır! Henüz bu hikaye bitmedi. Kalbimde devaran eden bu savaş bitmedi henüz. Eksik kalan birşeyler var.
Hissediyorum. Artık herşeyi daha net görebiliyorum, sesini daha net duyabiliyorum. Gravier... Az daha yabancı bir kokunun rüzgarı ile felç oluyordu ciğerlerim. Az daha, ihanet edecektim kalbime. Dün akşam rüyama girdin sonra. "Gitme" diyordun. Ellerindeki sıcaklığı alabiliyordum. Ayaklarımda heykelvari bir katılık sezdim. Yürümek istedim. Ardınca koşmak geldi içinden. Gölgende bir siyah lekede ben olsam dedim. Bana kızmıştın Gravier. Kaşlarını çatmış öylece bana bakıyordun. Kızma bana... Hani Sezai Karakoç diyor ya, Leyla dedimse sen, Suna dedimse sen... Hangi isme dokunsa dudaklarım yine senin adın çıkıyor karşıma.

Gravier... 
Sol gözüm ile sağ gözümde hayalini aradığım.
Bir mızrak boyu daha koşabilirim. 
Bir güneşlik nefesim var hala. 
Bir bulut öte de kaldı gözyaşlarım. 
Bir deniz kadar derin ve içli. 
Bir ay kadar saf ve masum...

Hatırlıyor musun? Bir gökyüzü dilemiştim sana. İki yıl önce. Sessizce söyledik şarkımızı, kimseye bildirmeden bir mayıs gününde, bir fotoğrafa sakladık herşeyi. Sen benim sürgünümsün Gravier. Kalbim nefesinle hayat buldu. Nisan şarkılarında ıslandım. Sen olmadan, olmaz... Gravier. Gravier.

Ben, bu topraklarda, senin saçlarının kokusunu alıyorum.
Bu güneş, gölgenin düştüğü gölgemi hatırlatıyor.
Bana, bu senin kaderin değil diyorlar.
Peki neden benimmiş gibi geliyor?
Bana O'na benzemediğimi söylüyorlar.
Peki O neden bana benziyor?

Gravier. Onulmaz kışların ortasında keskin baharlar bulduğum. Gecem, gündüzüm, ay'ım, güneşim, sesim, soluğum, gölgem, yolum, izim, hedefim, kalemim, kağıdım... Sen olmadan..

Sonsuza dek Gravier...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder