6 Eylül 2013 Cuma

Gariptin yepyeni bir sesin vardı

Allah'a sonsuz şükranlarımı sunarak başlıyorum, bu yeni güne şükür secdesiyle başladığım gibi. Hüzün şairi Hüseyin Kaya'nın lisanı ile bir girizgah yapmalıyım.
aynı rüyada bile yalnızız hep yalnızız
Sustuk öylece...
Sükûtu giydirdik kalbimize.
Sonra,
Muhabbete kıyam etti gönlümüz.
Araya dünya sözleri karıştırmadan...


Yalnızlığın geyik gözlü köşesinde olan biteni izliyordum. Sonra kendimi gördüm. Birşeyler mırıldanıyor gibiydim. Sesimi net olarak duyabilmek için kendime doğru yaklaştım. Gözüm saçlarıma ilişti. Günden güne çoğalan aklara takılıverdim. Evet, şimdi kendimi daha net duyuyordum. Puslu bir sesin ortasındaydım. Bir şiir üflüyordum havaya. Kendi şiirimi kendimden dinliyordum. Okuduğum şiir "Bâb-ı Aşk" idi. Ben kendimi izlemeye devam ederken, Eyüp şiirini bitirdi ve birden ayağa kalktı. Sonra müthiş bir ışık sezdim sol tarafımda. Hafif bir rüzgar tenimi okşuyordu sanki... Üçüncü bir göz olarak olan biteni hayretle izliyordum. Ardından, gözlerim O'nu fark etti. Bir sandalyenin üzerinde oturuyordu. Kendimin O'na doğru yürüğünü gördüm. Kendime "geri dön. gitme..." diye seslendim. Ama sesimi kendime duyaramadım. Sonra, müthiş bir şey oldu. Kendimin O'nunla konuştuğunu gördüm. Koşar adımlarla, kendimin ve O'nun yanına gittim.

O: Bir daha böyle bir şiir yazma?
Kendim: Neden? Bu şiiri yazabilmek için yedi gecemi verdim.
O: Ama bu şiirde şifre var.
Kendim: Açık şifre değil ki, kapalı. Sadece sen görebilirsin.

Konuşmanın devamında sesler birbirine karıştı. Kendimi ve O'nu net olarak duyamıyordum. Derken kendim de, O da ayağa kalktı. Ve kapıyı açıp, salona benzer odadan ayrıldılar. Ben ise O'nu ve kendimi takip etmeye devam ettim. Adımlar boş bir koridora çıktı. Koridor soğuk gibi görünüyordu. Ben üşümüyordum. Ama kendime baktığımda ellerimin titrediğini gördüm. O'da üşüyordu. Yine O'nu ve kendimi konuşurken gördüm.

O: Bu şiirleri kitaplaştırıp para ile satmalısın.
Kendim: Hayır.
O: Neden:
Kendim: Duygularımı para ile satamam.
O: ...
Kendim: Ellerim çok üşüdü, bak...

Tam o sırada elimin soğuktan titrediğini ve O'na gösterdiğimi gördüm. Üçüncü bir göz olarak olan biteni hayretle izliyordum. Hayır, bu ben olamazdım. Ama herşeyi ile bana benziyordu. Peşinden muazzam bir ışık kütlesi düştü koridorun karanlık tavanına. Kendimi hayretle izliyordum. Ellerimin çok üşüdüğünü ona gösterdiğimde, O, elimde soğukluğu hissetmek için elimi avuçlarının arasına almıştı. Sonra O'da ellerini işaret ederek, üşüdüğünü gösterdi. Sonra O'nun ellerini de ben avuçlarımın arasına almıştım.

Başım dönüyordu. Gözlerim yavaş yavaş kararmaya başladı. Kendimi ve O'nu bir imkansızın ortasında görmüştüm. Sonra bitti bu rüyâ... Saat 6 gibi uyandığımda büyük bir hüzün ile büyük bir mutluluk arasındaydım.

4 yorum:

  1. Nefesimi tutarak okuduğum bir yazı...

    Allah herkese değil, sadece hak edenlere nasip etsin böyle bir rüyayı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amin kardeşim...

      Hissediyorum, bu hikayede henüz tamamlanmamış bir şeyler var. Az kaldı, çok az...

      Sil
  2. Bugün Sivas Merkez'de denk geldim. Bir Çay Ocağındaydım. Ufuk Kocakaplan diye birinin aslında olmadığı, bu bloga yazıları Eyüp Aktuğ'un yazdığı konuşuluyordu. Bu umalım ki yanlış olsun, bunca dönem İnşallah böyle bir kandırma yoluna gitmemişsindir değerli kardeşim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Azizim... Ben e-aktug.com adresinden başka bir adreste bulunmadım. Nesir ve manzumelerimde böylesine adî bir metodu uygulayacak şahsiyette birisi olmadım, olmam da; ki büyüklerimden almış olduğum kalem şuuru buna müsade etmez. Bahsini yaptığınız kişi kalem dostlarımdan birisidir.

      Ne kimseyi kandırma ihtiyacında bulunurum, ne de böyle karakterdeki insanlar ile münasebetim olur. Fikriyatım kağıda nasıl aksediyorsa "sahte isimlerin" arkasına sığınmadan Agora'ya intikal eder. Selam, dua ve muhabbet ile...

      Sil