29 Eylül 2013 Pazar

Mor ve Beyaz

mor rengi çok severdi, 
beyaz rengi de
o'na mor bulutlardan, 
beyaz düşlerden
bir gökyüzü dilediydim.

Nerede kalmıştık? Nasıl kıvranıyordu sırtına kor düşen dilimiz? Hangi denizi arıyor yatağında cehennemi gezdiren kızılırmak? Oysa, sessizlik kendini öğretmişken bize... Sükûtu giydirmişken kalbimize... Boş verelim dedik, nefesimiz at soluğu olmasın istedik. Yorulduğumuzu bilelim artık diyorduk. Ve şöyle seslendik birbirimize:
gökyüzüne yalnız bakanlar da
yalnız gökyüzüne bakanlar da
yoruldunuz değil mi?
Evet. Pek uzun zaman olmuştu. Saçlarımıza otağı kuran diş renkli bir hüzün vardı. Günler haftalara devretti, haftalar aylara, aylar mevsimlere, mevsimler senelere... Bir de baktık ki, dördüncü yıla girmişiz.
nereye dönsem örselenmiş bir mezar karşılıyor beni. yarım kalmasın istiyorum bu şiir. uykusuz bıraktım bütün uyakları, ayaklarım arzularken bu lanetli hicreti. kangrenli rüyalar yonttum yastığımın rutubetli kıyısından. oysa...

13 Eylül 2013 Cuma

Sezinti (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: Serbest
Sezinti
tilkilerin üşüme mevsimidir,
hissediyoruz soğukluğunu
geçmiş yaz günlerinin.
nafileler biriktiriyoruz,
engel olmak imkansız gibi
cehennemî titremelere.
ne yapmalı, bilmiyoruz.
bir işaret bekliyoruz
uzanırken boylu boyunca
nakışı yarım kalmış halılara.
keskin kokulara uzağız,
kütükler yuvarlasak ta
kuruyan nehirler üzerine.
görüyor musun, şu isli duvarı,
kadim dostlarımızdan birisidir.
hayaller banarız her lekesine,
kulağımıza dökeriz ay ışığını.
gözümüz görmez değildir,
ama daha iyi görür kulaklarımız.
biz böyle anlaşırız, susarız sadece.
alnından öperiz gururumuzu,
parmaklarımızdaki ayak izleri
hep bunun içindir.

6 Eylül 2013 Cuma

Gariptin yepyeni bir sesin vardı

Allah'a sonsuz şükranlarımı sunarak başlıyorum, bu yeni güne şükür secdesiyle başladığım gibi. Hüzün şairi Hüseyin Kaya'nın lisanı ile bir girizgah yapmalıyım.
aynı rüyada bile yalnızız hep yalnızız
Sustuk öylece...
Sükûtu giydirdik kalbimize.
Sonra,
Muhabbete kıyam etti gönlümüz.
Araya dünya sözleri karıştırmadan...


Yalnızlığın geyik gözlü köşesinde olan biteni izliyordum. Sonra kendimi gördüm. Birşeyler mırıldanıyor gibiydim. Sesimi net olarak duyabilmek için kendime doğru yaklaştım. Gözüm saçlarıma ilişti. Günden güne çoğalan aklara takılıverdim. Evet, şimdi kendimi daha net duyuyordum. Puslu bir sesin ortasındaydım. Bir şiir üflüyordum havaya. Kendi şiirimi kendimden dinliyordum. Okuduğum şiir "Bâb-ı Aşk" idi. Ben kendimi izlemeye devam ederken, Eyüp şiirini bitirdi ve birden ayağa kalktı. Sonra müthiş bir ışık sezdim sol tarafımda. Hafif bir rüzgar tenimi okşuyordu sanki... Üçüncü bir göz olarak olan biteni hayretle izliyordum. Ardından, gözlerim O'nu fark etti. Bir sandalyenin üzerinde oturuyordu. Kendimin O'na doğru yürüğünü gördüm. Kendime "geri dön. gitme..." diye seslendim. Ama sesimi kendime duyaramadım. Sonra, müthiş bir şey oldu. Kendimin O'nunla konuştuğunu gördüm. Koşar adımlarla, kendimin ve O'nun yanına gittim.

5 Eylül 2013 Perşembe

Durum raporu-18

Yine buralardayım. Ben Alçılı Adam... Şaşırmayın, sol ayak bileğimde, eklem kemiklerinden birisi çatlamış. Olay beş gün önce yaşandı. Malumu olduğunuz üzere, ikincisi düzenlenen Sivas Kitap Fuarı'nda "ana basım-dağıtım" adına çalışıyorduk. O sabah, evden hızla adım attım. Dört katlı bir apartmanın son katında oturuyorum. Apartman merdivenlerini hareket sensörlü ışık sistemi aydınlatıyor. Zannediyorum ikinci katın ışık sistemi bozulmuş. Karanlıkta merdivenleri göremedim. Merdivenlerin bittiğini düşünerek, yere paralel bir adım atmaya kalkıştım. Fakat merdivenler henüz bitmemiş. Haliyle ayağımı burktum. İlk gün fazla önemsemedim. 14 saat civarında günün büyük bölümünü ayak üzerinde geçirdiğimden gün geçtikte, sol ayak bileğim şişmeye ve nihayetinde morarmaya başladı. İki gün önce gece yarısı acile gittim. Sol ayak bileğimin röntgenini çektiler. Teşhisi doktor hanım koydu. Çatlak var dedi. Sol ayağımı alçıya aldılar. Bir hafta ile on gün arasında sürecek. Hepsi bu...