21 Haziran 2013 Cuma

Biblos'tan Biblo'ya...

Kitaplar... Kaç ağacın hatırası var, kaç uykusuz gecenin dinmeyen sancısı var, bilemiyorum. Bazen bir cümlenin kağıda aktarılabilecek kıvama gelebilmesi için senelerce bekleriz.

Nihayet sayfalarda bir harfin doğum ıslaklığını hissettiğimiz anda; şuurlu ya da şuursuz bir şekilde kelimelerimizi kalemin sırtına yükler, korkutucu bir yolculuğa ilk adımımızı atmış oluruz. Kitaplar ile haşır neşir olan bir toplum değiliz. Zira istatistiklerde bu gerçeği destekler nitelikte. Çoğumuzun odasında gösterişli bir kitaplık mevcuttur. Entelektüel bir kimliği cebimizde taşımak için her alana/konuya hitap eden kitaplarımız vardır. Bu kitapları özenle yerleştiririz kitaplığımıza. Hatta basit bir kütüphanecilik mantığı ile kitaplığı kategorize ederiz. Misalen, romanlar birinci rafta, şiir kitapları ikinci rafta, fikri kitaplar üçüncü rafta, ansiklopedik eserler dördüncü rafta... Her şey çok güzel, bir dostumuz yakınımız bizi ziyaret ettiğinde, mutlaka o kitaplığın göz kırpmasını isteriz. Karşı tarafta birikimli ve kültürlü bir intiba uyandırabilmek için kitapların arka kapağındaki cümleleri ezberleriz.

Yazıma böyle bir girizgah ile başladım. Zira çoğu kimsede (ben dahil) az ya da çok böyle bir karakter sapması vardır. Başlık dikkatinizi çekmiştir. "Biblos'tan Biblo'ya..." Bu kelimeleri lügat/sözlük açısından irdeleyelim. Biblos kelimesi malumunuz olduğu üzere "kitaplar" anlamına geliyor, latince bir kelimedir. Biblo kelimesi ise "süs eşyası" anlamına geliyor, bu da latince bir kelimedir. Elbette, yazımın başlığı için bu kelimelerin Türkçe'sini kullanabilirdim. Ama entelektüelim ya, latincesini tercih ettim(!). Anlaşılmaz olup, anlaşılmazlığımı izah etmenin hazzını yaşamak istedim.

Kitapları bir aksesuar, bir süs eşyası olarak görmekteyiz. Okumak, idrak etmek, kitap üzerinde düşünmek, kitabı yazan insanı tanımak bize hayli uzak kavramlar. Hani ortalama 2,5 yılda bir değiştirilen ve istikrarı bir türlü yakalayamayan eğitim yapımızdaki esas sorunda bu noktada başlıyor. Öğretmenler öğrencilerde kitap okuma kültürünü aşılamak yerine zorlayıcı bir yöntem kullanarak kitaplara yönlendirme yolunu benimsiyorlar. Bu durumu fark eden eğitimcilerimiz mevcut sistemin zaafiyetleri üzerinde iyileştirmeler yapmak için çalışmalar başlattılar. Bundan iki yıl önce gönüllü öğretmenlik yaptığım bir şehir okulunda şöyle bir deneme yaptık. Bir arkadaşım ile birlikte öğrencilerin vereceği reaksiyonu gözlemlemek için:
Benim dersine girdiğim sınıfta öğrencilerime, sınavdan en çok doğru yapan öğrenciye Ömer Seyfettin'den bir hikaye kitabı hediye edeceğimi söyledim. Arkadaşım ise bir başka sınıfta sınavdan en çok doğru yapan öğrenciye saat hediye edeceğini söyledi. Benim sınıfımdan aldığım reaksiyon ile diğer sınıfta arkadaşımın aldığı reaksiyon çok farklı idi. Kitap hediyesinin uygulandığı sınıftaki ilgi, saat hediyesinin uygulandığı sınıftaki ilgiden çok daha aşağı idi.
Kıymetli okurlarım... Yazımı sonlandırmadan önce, toplumumuzdaki kitap şuurunu artırmak için gerek ferdi manada gerekse sivil toplum kuruluşlarınca misyon üstlenmek zorundayız. Örneğin son birkaç yıldır televizyon ekranlarında gösterilen "kamu spotları"na kitap okumanın önemini anlatan görsellerde ilave edilmelidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder