29 Haziran 2013 Cumartesi

NÂR-I AŞK (Kendi sesimden dinleyin)



Selam ile başlayalım. Bildiğiniz üzere Nun Edebiyat Dergisi çatısı altında çok kıymetli dostlarla birlikte uğraş veriyoruz. Dergimizin 5. sayısında kendisine yer bulan Nar-ı Aşk isimli şiirimin yazıya aktarılmış haline şuradan ulaşabilirsiniz. Uzun zamandır seslendirme yapma imkanım olmamıştı. Bugün bir fırsatını bulup, uygun bir anımı yakalayıp Nar-ı Aşk'ı seslendirdim. Alt yapı olarak "Uyan Ey Gözlerim Uyan" eserinin ensturmantel halini kullandım. Selam, dua ve muhabbet ile dinleyin.

27 Haziran 2013 Perşembe

Devşirilmiş Bir Kalp Sûret Ararken (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: Serbest
Devşirilmiş Bir Kalp Sûret Ararken
kalbimin temiz kalan son köşesine
sûretini takınıp unutulmuş gezegenlere
dar kaldırımlı yollar buldum
şiirlerle süsledim kaldırım taşlarını
duvak misali her gece aynı duayı
telli pullu saçlarına giydirdim usulca

katran mevsiminin kızıl kor kıyılarında
yıldızlar diledik dualarımız kayarken
divâneleri üzerine çeken bir vadi gibi
açıldı kalbim okyanusuna karışırken
boğulmak istedim kaybolmak derinliğinde
bir daha bulunmamak hatırlanmadan

son aziz geceye günaydın dediğinde
son gece azizin burnuna değdiğinde
mor papatyaları koklarken
azizin burnunu felç ettiğinde karanlık
ve devşirmeler aslını aramak için
koparıldığı kalbi bulmak için
eğildiğinde solucan kuyusuna
mezar taşları yağdı portakal bulutlarından
yağmura sancılandı çölün rahmi
iplik gibi yağmurlar ıslattı kuruyan kaktüsleri

26 Haziran 2013 Çarşamba

Âyîne-i Aşk (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: 16
Düzen: eeea
Âyîne-i Aşk
Firkat diyârından düşüp gâm yükümü çeken ayna,
Leylâ'ya Aslı'ya şirin cemâli sen mi bildirdin?
Nerede bir güzel varsa ardı sıra giden ayna,
Cânanımın gözündeki sürmeyi sen mi çektirdin?

Kaybolunca iki secde arasında, cânı buldum,
Cânanım imiş bulduğum cânı cânanıma sundum,
Gözlerimi hâyaline açıp hâkikate yumdum,
Vuslat bağına hicrân tohumunu sen mi ektirdin?

Şehr-î gururu talan etti kalbgâhın orduları,
Her doğruyu yalan etti cânanımın bakışları,
Arz-ı halimi malûm etti kalem bilip kaşları,
Ağyârımı hüsn-û ânın yoluna sen mi serdirdin?

Muhabbet-î aşk ile harcanmayan ömür boş imiş,
Senin derdinden olursa düştüğüm verem hoş imiş,
Mehtaba doğmasa yüzün baktığım güneş loş imiş,
Bu Aşkî'ye zehri şifâ diyerek sen mi içtirdin?

24 Haziran 2013 Pazartesi

Yutkunamadıklarımız (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: Serbest
Yutkunamadıklarımız
hangi rüzgarı taktın saçlarına
çiğ düşmüş rüyalarıma hangi yıldızı bağladın
hep böyle kısa mı olurdu cümlelerin
uzun günler bana göre değil
ben dokunulmamış geceler isterim
kimsenin uyumadığı saatler var mı
ardımdan teneke çalınmayan bir şehir
mevsimsiz ülkelerden bahsediyorum
yahut rengini kaybetmiş gök kuşağından
gelin de kuşakları siz bağlayın gelinlere
hep böyle sessiz mi olurdu vedaların
gitme diye bir çığlık işitmezdiniz mi
ırmaklar yutmaz mı yutkunamadıklarımızı
                            Eyüp Aktuğ

fotoğrafı arastiralim.com adresinden alıntıladım.

22 Haziran 2013 Cumartesi

Korkuluk (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: Serbest
Korkuluk
parmaklarım bir aşkın
doğum ıslaklığında geziniyor
gözlerim terk edilmiş şehirler misali
ölüm kuruluğunun çatlaklarında
korkuyorum Allah'ım
korkuyorum dudaklarımın kirlenmesinden
o kuyudan hiç çıkamamaktan korkuyorum
nefesim temiz kalsın istiyorum
ben temiz ölmek istiyorum
ölümden değil topraktan değil
ben gölgelerden korkuyorum
                           Eyüp Aktuğ

koparmaya kıyamadığım bir takvim yaprağımdayım. korkularıma yenilmek istemem. korkuluk olmak istemem.

İşitilmemiş Nisanlar (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: Serbest
İşitilmemiş Nisanlar
infilak eden bu kalbin
son deveranından başlıyorum yazmaya
bu kez işitilmemiş nisanlardan bahsedeceğim

biliyorsunuz kırılgandır bileklerim
kasırgaya direnen mum alevi misali
ısıtamam ellerinizi üşürsünüz
dedim ya benim bileklerim incedir
bu kadar yüklenmeyin kırılıverir

size yaklaşan bu tanımlanamayan cisim
istilaya uğrayan kalbimin can veriş halidir
bende kalsın son nefesler bende kalsın
sizin gibi olmak istemem
siz güçlüsünüz ben güçlü olmak istemem
yanık simitleri soğuk çaylara batırıp
içimi ısıtmak isterim duyulmaksızın
yağmurda yanmak külümü ıslatmak isterim

NÂR-I AŞK (Kendi şiirlerimden)

NOT: Bu şiirimin bende çok ayrı bir yeri vardır. Bu şiiri yazabilmek için 7 günümü uykusuz bıraktım. Tek bir saniyesi uyku ile harcanmamış 7 günün sonunda 14'lü hece ölçüsünde olan NÂR-I AŞK'ı tamamlayabildim.
Ölçü: 14
Düzen: eeeaa

NÂR-I AŞK
Ben âhî değilim ki ahrette olsun gözüm,
Ben sufî değilim ki sohbette olsun gözüm,
Cananda can bulan bir aşkîdir benim özüm,
Ne ahret ne de sohbet gerek aşkî olana.
Zülfünden bir tel gerek nâr-ı aşkta yanana.

Erisin ruhum bir ateş düşsün bu yatağa,
Beni omuzlayanlar tabutumu boş sansın.
Zülfünden bir tel bırak yatacağım toprağa,
Kabrime bakanlar ruhumu tütüyor sansın.
Ruhumu tütüyor gören nâr-ı aşkta yansın.

Akıp gider rüzgâr saçlarının arasında,
Bin bir renk seçilir gözlerinin karasında,
Bir âb-ı hayat saklı bu hicran yarasında,
Ben sana meftûnum herkes beni merhum sansın.
Beni musallada gören nâr-ı aşkta yansın.

21 Haziran 2013 Cuma

Biblos'tan Biblo'ya...

Kitaplar... Kaç ağacın hatırası var, kaç uykusuz gecenin dinmeyen sancısı var, bilemiyorum. Bazen bir cümlenin kağıda aktarılabilecek kıvama gelebilmesi için senelerce bekleriz.

Nihayet sayfalarda bir harfin doğum ıslaklığını hissettiğimiz anda; şuurlu ya da şuursuz bir şekilde kelimelerimizi kalemin sırtına yükler, korkutucu bir yolculuğa ilk adımımızı atmış oluruz. Kitaplar ile haşır neşir olan bir toplum değiliz. Zira istatistiklerde bu gerçeği destekler nitelikte. Çoğumuzun odasında gösterişli bir kitaplık mevcuttur. Entelektüel bir kimliği cebimizde taşımak için her alana/konuya hitap eden kitaplarımız vardır. Bu kitapları özenle yerleştiririz kitaplığımıza. Hatta basit bir kütüphanecilik mantığı ile kitaplığı kategorize ederiz. Misalen, romanlar birinci rafta, şiir kitapları ikinci rafta, fikri kitaplar üçüncü rafta, ansiklopedik eserler dördüncü rafta... Her şey çok güzel, bir dostumuz yakınımız bizi ziyaret ettiğinde, mutlaka o kitaplığın göz kırpmasını isteriz. Karşı tarafta birikimli ve kültürlü bir intiba uyandırabilmek için kitapların arka kapağındaki cümleleri ezberleriz.

Karanfil Kokulu Sohbet #4

Ne çok yağmur yağdı
Ne çok ıslandık böyle
Ne çok güldük ağlarken
Ne çok ağladık gülerken
Eyüp Aktuğ

Sıkılmaya başladım bu şehirden. Yürüyesim var yalınayak yollarda. Acıkmasam, susamasam... Yol olsam yollarda, yol olsam diyorum yol almadan evvel. Mızrap'ı yolcu ettim dün gece. İstanbul'a gitti. Sivas'ta bizden bir ben kaldım hasıl-ı...

Dinçer'de olmasa vakit nasıl geçecek bilmiyorum. Hayret etmiyor değilim ona. Konuşmasam konuşmayacak, çağırmasam gelmeyecek... Taşhan'a gideceğim biraz sonra. Dinçer ile orada buluşacağım. Sohbet ederiz, çay içeriz, sonra yine çay içeriz. Geçenlerde lunaparka gittik onunla. Ben en çok mütemadiyen dönen yuvarlağı sevdim. Dinçer çarpışan arabaları sevdi. Taşhan'a gittim. Dinçer benden önce gelmiş. Öyle boş boş beni bekliyordu.

Eyüp - Hoop!
Dinçer - Karanfil!
Eyüp - Esselam, fazla bekletmedim inşAllah.

#DirenTahiti \ İspanya'nın amacı nedir :)




















El insaf diyorum. Harbiden anlamakta güçlük çekiyorum. Maçı izlemişsinizdir. Ya da özetine falan bakma imkanı bulmuşsunuzdur. Bu neyin kafası acaba? İspanya Tahiti'ye 10 gol attı. Tahiti kalecisinin psikolojik durumu bozulmuş olacak ki 10 gol yemesine karşın sahada sevinç gösterisi yaptı. Şaka bir tarafa, savaşta bile olsa bir ülkenin gururu incitilmez. Zira 4-0 veya 5-0 gibi bir skordan sonra abartmanın bir anlamı yoktu. Elinde sapan olan bir insana uçaksavar kullanmak gibi bir şey bu...

20 Haziran 2013 Perşembe

Gözlerinin Ağma Tarafı (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: 14
Düzen: eaeae
Gözlerinin Ağma Tarafı
Neden hep gözlerinin ağma tarafındayım?
Dudağımdaki kızıl bulut niçin kan ağlar?
Buzul çölünde bir yangının ortasındayım,
Güneşi saran gözlerini karanlık bağlar.
Neden hep gözlerinin ağma tarafındayım?

Şiirlere yontarken çıngıraklı uykuları...
Bir ninni fısılda sağır kalan kulağıma.
Mektupları taşıyan kanatsız kuşları,
Adresini konduruver isli yanağıma.
Şiirlere yontarken çıngıraklı uykuları...

Bulabilir miyim kaybettiğim kumbaramı?
Ciğer kum dolu bir okyanus sırtında...
Deniz kabuğu olup sarar mısın yaramı?
Karanlığa çivili yıldızların altında...
Bulabilir miyim kaybettiğim kumbaramı?
                               Eyüp Aktuğ

19 Haziran 2013 Çarşamba

Karanfil Kokulu Sohbet #3

Atların en güzel biçimini sessizce kalbime indiriyor
İçimde İstanbul çalkanırken bozbulanık çeşme
Bir dans için can vermeğe hazır bekliyorum
Sen orda gelirayak kuklalara insan gibi konuşmasını öğretme 

Sezai Karakoç 

Uzun zamandır Dinçer ile buluşamadık. Bende Çerkez'in Kahvesi'ne gittim. Dinçer'de oradaydı. Önce çay içtik. Sonra yine çay içtik. Hali pek yorgun görünüyordu. Elinde bir takım kağıtlar vardı ve birşeyler karalamak ile meşguldü. Onu hiç bu kadar sessiz görmemiştim. Gerçi benim halimde onun halinden farklı değildi. Ama sessizlik benim içimdeydi. Dinçer büsbütün sessizliğe gömülü gibiydi. Herşeyiyle... Sonra konuşmaya başladık.


Eyüp - Seni bir haftadır göremedim. Neredeydin? Niçin aramadın beni?
Dinçer - Yalnız kalmayı tercih ettim. Hepsi bu.
Eyüp - Basit bir tercihe benzemiyor bu. Sanki herkesten ve herşeyden kaçar gibi bir halin var. Ötesi var bunun sanırım.
Dinçer - Çayını soğutuyorsun.
Eyüp - Sen de!

15 Haziran 2013 Cumartesi

Eskiz (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: Serbest
Eskiz
eğer bir ata eğer vurursan
eğersen kuşandığın kör kılıncı
çakıl taşlarına vururken eğer
hatrı kalırsa kısrağından yeni doğmuş
koşmağı henüz belleyemeden
yarışa koşulan taze tayların
sırtlayabilir misin
dalından vakitsiz koparılmış
güllerin kahrını
omuzlayabilir misin
ölü doğmuş
kız çocukların isimsiz mezarını
                       Eyüp Aktuğ

eskiz: bir resme başlamadan önce yapılacakları tasarlamak, taslak, ön çalışmaya eskiz denir

Kahve (Kendi şiirlerimden)

Kahve
Şu kahve de olmasaydı
Nasıl anlatırdım gözlerini?
Bir bakışının
Bende kırk yıllık hatrı olduğunu...

Köpük köpük
Duman duman
Bir tütsüdür bakışların
Gönlümü ısıtan
               Eyüp Aktuğ

- Bir fincan kahve?
- Ben gitsem iyi olacak.
- Kalsan daha iyi olurdu...

Gölgesiz Şehirler (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: Serbest
Gölgesiz Şehirler
saat kulesini bileğinde taşıyanlar
şimdi sizlere sesleniyorum
annenin anne olduğu babanın baba
gölgesiz şehirler kurmak niyetindeyim
kirletmeden ormanların namusunu
mor bulutları yeniden çivileyip
buğday sarısında gökyüzüne
güneşi de sırtlamalıyız yıldızları da
yerinde kalsın çiğnenmemiş papatyalar
ve evler kurmalıyız yetimhaneleri yerine
annesi babası içinde olan evler
bacası da tütmeli bu evlerin
apartmanlardan bahsetmiyorum sizlere
hani şu çok katlı mezarlardan
balkonsuz olacak sığınaklarımız
ve olmayacak çamaşır ipine asılı mektuplar
diyorum ki cevapsız kalmayacak
adresi kalp olan pulsuz zarflar

1 Haziran 2013 Cumartesi

Yıkılan Mabed (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: Serbest
Yıkılan Mabed

bulutların göğsünde süt emen şiirler
kül rengi göğün gözlerini geceye açtığı vakit
yitik bir senfoni olur lanetli ıslıklar gibi
işarettir ekmeğine salça sürülmüş çocuklara
sâba makamının tan yerine çöktüğü vakittir
vakitsizce ırmağın boğduğu kahve gazelleri

siperleri dolduran oyuncak tüfeklerde
hangi türkünün eteklerinden tutalım da
hangi gelinin duvağında bulalım mağlubiyetimizi
gelin buraya gelinleri getirin yasımız var
bedduamız var dua gibi açılan bütün duvaklara
yüksek yüksek tepelere gelir bütün intiharlar

ağzımızdan çıkan kulağımıza hiç gelmez mi
getirmez mi yıkılan mabedin havarilerini
akrebin yelkovana tecavüz ettiği o yerde
düğünümüz var yasımızın şen olduğu yerde
kara kedilerin günahını yüklenen her kimse
yüklenir duvakların her birini başı üstüne

Sessiz Veda (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: Serbest
Sessiz Veda 


Bilemiyorum nasıl başlasam mısralara
Parmaklarımın arasında erirken kalem
Bu sessiz vedayı nasıl anlatsam

Siyah beyaz bir perşembedeyim
Rengini kaybetmiş tavuskuşunun kanadında
Tarifi yok hislerin korkuluklarında
Beklemekten soğuyan bir çayı yudumlamak gibi
Yosun kokan hafif yeşil bardaklarda

Deprem düştü avuçlarıma kanadı elim
Nasırsız parmaklarım yürüyorken ismine
Lanetli bir hicretin eşiğindeyim şimdi
Papatya tarlasından güvercin mezarlığına
Cadı kazanında kaynayan keşişlerin ayininde
Bir kalp kurban sunuluyor hemhâl olmak için
Bacakları titreyen yeni doğmuş taylara emanet ediyorum
Yarışı bitiremeden çatlayan kısrağın aziz hatırasını