5 Mart 2013 Salı

(XVII) Nisan Yağmuru

Aşkı yaratanın, aşkı kalbe yerleştirenin ve O’nu kalbime düşürenin ismi ile…

“Gökkuşağım saklıdır saçlarının karasında,
Ve her gece yıldırımlar düşer avuçlarıma,
Bir ırmak yol bulur parmaklarımın arasında,
Nil kadar cömerttir gözyaşlarım benim…”
Biliyorum kurtuluşumdu gözlerin. Ama bakmamalıydım, bakmadım da, bu yüzden sorma gözlerinin rengini… Bir baksam, bir bakabilsem, cenneti bulacaktım incecik bakışlarında. Biliyorum bir tılsım var gözbebeklerinde ve Yakub’un gözlerini kapatan sır ılık nefesinde saklıdır. Kar iğri iğri yağarken saçlarıma, bir cehennem var içimde, bir yangın yeri manzaram. Ruhumu kaynatır kalbime düşürdüğün kor… Boşuna uğraşmayın, yorulmayın boş yere. Çünkü bir kova su ile sönmez bu yangın. Ah ki, sen farkında değilsin. Sen her güzel şeyin ilkindesin. İlk sensin ve bundandır ki ikindi gecemdesin. Gölgen düşse toprağın üzerine, kıyamam ben o toprağı çiğnemeye. Biliyorum, güller dahi hoş kokmazdı elbet; ta ki sen koklayana dek. Geceye kör bakardım evvelce? Ben, karanlıkta göz görmez zannederdim hayaline rastlamadan önce...

“Gözlerin bir mum alevinde titrer durur,
Her saat başı hayalin uykularımı vurur.”

Bilmezdim gecenin güzelliğini, her saat başında hayalin uykularımı parça parça bölmeseydi. Uykular sizin, duvara mıhladığım hayal benim olsun… Ben daha ne isterim? 
Ben ne seni sende ne de beni bende tanıdım. Ben bende yok oldum, cananda can olmak için… Ama ne canda can bulabildim ne de canana can olabildim. Dedim ki: “Aklım bana kalırdı, gönlüm sana… Keşke beni sende bilebilseydin.”

Islak toprağın kokusunu duyar gibi oldum bölük bölük saçlarında. Değil miydi bölük bölük saçların bölünmez mısralarıma işaret? Beni sen alıştırmadın mı fırtınalara, gözlerime (XVII) nisan yağmurlarını sen indirdin. Ve bir gülümseyişin ile ruhumun sızısını sen dindirdin. Evet, sendin… Çünkü sen kalbime düşen dördüncü cemreydin.

“Okurken bir damla kan bulacaksın her mısrada,
Mısralarım Yusuf’un kanlı gömleğinden miras…”

Seni düşlerken gönlümde bir yara açılır. İster istemez acır, sızlar içim. Hasrettir, özleyiştir beni bende bitiren. İnan, o kadar özledim ki özledim demeye mecalim kalmadı. Bu sebepten kimseye duyuramam çığlıklarımı, haykırışlarımı. Feryadım düğümlenir boğazıma ve bir gözyaşı olup akar avuçlarıma. Ben şükrederim yaşadıklarıma da yaşayamadıklarıma da. Çünkü ben yârin açtığı yaradan Yaradan’ı buldum. Üç yıl sükût ettim. Çünkü Eyyûb’un yaraları sükûtta kapanmıştı. Ve anladım…


“Aşk, aşk bilmeze cehennem olsa gerek.
Aşk ateşte yıkanmış bir cennet olsa gerek.”

Ben ümidimi O’na bağlamamıştım. Ben O’nu O’ndan istemedim ki… Ben ümidimi aşkı yaratana bağlamıştım ve O’nu, O’nu yaratandan istemiştim. Belki bir sürgün gönüldeyim şimdi… Olsun, razıyım… Çünkü biliyorum, her sürgünde bir vatan saklıdır. Her kapı açılır bir gün, gönül kapısı kapanmadan. Ne diyordum? “Anlaşılır bir gün Eyüp, çoğu gitti azı kaldı.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder