7 Şubat 2013 Perşembe

Zıtların Âhengi

Ben önce düşünmeyi öğrenmeliydim. Düşünebileceğimi düşündükten sonra, düşüneceğim meseleler kuyruğa girecekti. Muhiddin-i Arabi Hazretleri diyor ki: "Zıtlar eğer birleşseydi, bir daha birbirinden ayrılmazdı."
Ateşi ve suyu nasıl birleştirebilirim, diye düşündüm. Ama her şey zıddıyla mümkün değil miydi. Kötüyü tanımadan iyinin nasıl bir şey olduğunu bilemezdim. Yanlışı tecrübe etmeden doğrunun kıymetini anlayamazdım. Çirkini görmeden güzeli anlayamazdım. Ateş ile suyu nasıl birleştirebilirdim? Nasıl? Nihayet bir formüle erer gibi oldum. Eski Roma tarihinde şu hikâyeyi hatırladım.

"Romalı bir kaç genç arkadaş her akşam buluşup gecenin ilerleyen saatlerine kadar sohbet ederlermiş. Gecenin soğuğundan korunmak için dost meclisinin ortasına ateş yakarlarmış. Böyle bir ortam onlara büyük bir keyif verirmiş. Bir vakit sonra, sohbet sırasında bir tartışma meydana gelmiş. Romalı gençlerden birisi bir diğer arkadaşını yalan söylemekle suçlamış. Yalan söylemek büyük bir utanç kaynağı olduğu için Romalı genç bunu kabul etmemiş. Yalan söylemediğini ispatlamak için; Bir Romalı yalan söylemez diyerek kolunu ortada yanan ateşin içine sokmuş ve dirseğine kadar yakmış. Tabi, arkadaşları telaşlanmış, yanık kolu suyun içerisine bastırmışlar. Yanığın acısı diner gibi olmuş. Lakin biraz sonra daha şiddetli ağrımaya başlamış."

Evet her hakikatin bir bedeli var. Hikayede bahsi geçen Romalı genç hakikati gösterebilmek adına kolunu dirseğine kadar yakmıştı. Daha sonra arkadaşları yanık kolu suya bastırmıştı. Yanık kolun su ile teması sırasında bir anlık büyük bir  rahatlama oldu. İşte zıtlar birleşmişti. Ama bu birleşmenin sonrasında daha şiddetli ayrılıklar olacaktı. Fakat bu öyle bir birleşmeydi ki, belki de on ayrılığa göz yumduracak derecede bir lezzet veriyordu.

Nefis ve ruh... Birisi ateş, diğeri su... Her daim birbirinin başını yemek memuriyetinde olan iki mefhum. Nefsi tecrübe etmeden ruhu nasıl tanırız. Hani derler ya, her insan şeytanını içinde taşır. Buna nisbetle bir çok İslam mütefekkiri nefsi şeytandan kabul eder ki zaten öyledir. Nefsi anlayabilmek için şu kıssayı idrak etmek gerekir.

İslam Ordusu büyük bir savaştan dönmüştü. Allah bu büyük savaşı zafer ile sonuçlandırmıştı. Kâinatın Efendisi, sahabilere dönüp, şimdi daha büyük bir savaşa gidiyoruz dedi. Sahabiler şaşırmıştı. İçlerinden birisi Kâinatın Efendisine, "Ya Resulullah, büyük bir savaştan geliyoruz. Bundan daha büyük savaş mı var?" dedi. Kâinatın Efendisi muazzam bir cevap verdi, "Şimdi nefsimizle mücadeleye gidiyoruz."

O halde nefsi öldürmek yok. Nefsi öldürmek ruhu da öldürmek olur. Her şey zıddı ile var olduğuna göre nefis olacaktır ki ruhta olsun. Nefis ile mücadele halinde olan insan nefsi öldürdüğünde mücadele edecek bir şey bırakmayacağından varlık hikmetini kaybedecektir. Meselenin bundan sonrası ayrı bir bahis olduğundan burada bitirmek istiyorum. Muhabbet ile...

4 yorum:

  1. Her şey bir zıttıyla vardır. Bu zıt kavram onu karşılar, bir bütün yapar. - Her zamanki gibi derin bir konuyu dile getirmişsiniz. Fazla söze ne hacet.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız, zıt parçalar bütünü hakim kılar.

      Sil
    2. Size sormadan mimledim -kusura bakmazsınız umarım-,siz de yazarsanız mutlu olurum.

      Sil