3 Şubat 2013 Pazar

Teşekkül ve Tekemmül Akademisi: Yılanlı Kuyu

Necip Fazıl, Ceza Tekvif Evi'nin önünde
Son yüzyılımızın en büyük sanat, fikir ve aksiyon adamlarından birisi de -Sultanû's Şûarâ- Üstad Necip Fazıl Kısakürek'tir. Yarım asırlık aksiyon hayatında 100'e yakın eser vermiştir. Yıllardır bir sanat adamı yahut bir mütefekkir çıkaramayan aziz milletimizin entellektüel kimliği üzerindeki deli gömleğini Necip Fazıl çıkarmış ve yönünü bulamayan, bir cinnet hali içerisinde çırpınan Türk şiirine kurtuluş iksirini Necip Fazıl içirmiştir. Sol gürûhtaki bazı yarım aydınlar tarafından "Kaldırımlar" dışında kayda değer bir veriminin bulunmadığı söylenir. Fakat unutulan şu ki, "Şairler Sultanı" ünvanı sadece "Kaldırımlar" şiirinin hürmetine verilmemiştir. Cemil Meriç'in bir cümlesini aynen aktarıyorum: "Şiire yönelecektim ama orada necip fazıl gibi yahya kemal gibi sairlerin önüne geçemeyeceğimi bildiğim için, alanımda zirve olacağım 'deneme'ye yöneldim."

Geçtiğimiz haftalarda, basında bir hayli yer işgal eden "Örtülü Ödenek" haberi ile Necip Fazıl'a büyük bir kara propaganda kampanyası başlatılmış oldu. Necip Fazıl'ı döneminde iktidar partisi olan Demokrat Parti'den ve dolayısıyla Merhum Başbakan Adnan Menderes'ten, hükumeti öven-yükselten yazılar yazması için örtülü ödenekten bir miktar para aldığı iddia edildi. Bu meseleye dayanak noktası olarak ise "bu konuda yazılmış mektuplar" basına sızdırıldı. Bu konuyu derinlemesine irdelediğimde, cevabı "Benim Gözümde Menderes" isimli kitapta buldum

- Örtülü ödenek vaziyetine ne dersiniz?
- Evet aldım. Alırken de bir rejim ve hükumet meddahlığı vazifesini üzerime almadım. Ben, Tanzimattan beri sökün edici oluşların köksüz olduğunu, hiçbir zaman Doğu be Batı arası bir nefs muhasebesine yanaşılmadığını ve mahsup sırrına varılmadığını, her kıymetin ruh ve kökünde, yani İslamda bulunduğunu ve aklımızı Batıdan devşirirken, ruhumuzu Doğuda tutmamız gerektiği üzerinde bütün bir dünya görüşü ve ideal savunucusuyum. İşte Adnan Beyde, Tanzimat’tan bu yana gelmiş sadrazamlar ve başvekiller arasında bu davayı tutmaya müstaid biricik insanı buldum ve yardımını davamın hakkı olarak kabul ettim. Bütün aldıklarımı, mücadelesini ettiğim yolda harcadım. Ve sade harcamakla kalmayıp evimdeki eski koltuk ve halılara kadar da bu uğurda satmaya mecbur oldum.
Necip Fazıl zindana girerken
Üstad Necip Fazıl, çürütülen-kurtlandırılan ruh kökümüzün yeniden İslam toprağına bağlanması için büyük mücadelenin içine girmişti. Tanzimattan beri süregelen, ne Batıyı bilen ne de Doğuyu anlayan, altı kaval üstü Şişhane, yamalı bohça kılıklı reformistlerin bizi madde planında kurtardıktan sonra ruh planında helak edici bu küfür dalgasının karşısında tek başına duruyordu. Necip Fazıl'ı mücadelesinden vazgeçirmek için türlü yollara başvurdular. Babasından kalan evini dahi yaktılar. Evinin kapısında her gün tehdit mektupları ile karşılaşıyordu. Olmadık iftiralar ile aziz milletimizin nazarında itibarını sarsmaya çalıştılar. Ancak bütün bunlarda muvaffak oladılar ve çareyi O'nu zindana atmakta buldular. Düşünen, çilenin çilesini çeken ve Mukaddesatçı Türk Gençliğinin hamurunda parmak izleri bulunan Necip Fazıl'ı defalarcac ömür boyu hapis cezası ile yargıladılar. Her defasında suçsuz bulunmasına karşın, kararın iptali için olmadık yollar denediler. Hatta ve hatta, ölümünden üç gün önce, 79 yaşında iken, hapis cezası onandı. Ağır hasta olduğu bilindiği halde, böylesine ağır bir ceza, hiçbir suçu olmadığı halde onandı.

Necip Fazıl mahkemede müdaafasını yaparken
Necip Fazıl Kısakürek bütün bir ömrünü gençlerin iman sahibi olarak yetişmesi için harcadı. Böyle bir neslin binbir emek ve zahbet ile yetişmesinde; yarım asırdır zift çektikleri ,zulmet sıvadıkları ruhumuzun nesçlerini aralayıp mukaddes kıvılcımın bizi bulmasına yol hazırlama memuriyetinde en büyük pay sahibi Necip Fazıl'a aittir. Ve inşAllah, böyle bir memuriyet ona edebiyet tapusunu teslim edecektir. Bütün gayreti, yaşanmaya değer hayatın ne demek olduğunu anlamamız içindi. Çünkü bize düşünün, sorgulayın dediler, ama en büyük hakkımızı elimizden aldılar. İdrak kabiletimize kilit vurdular. Necip Fazıl gibi insanlar ise bir takım meseleleri idrak ettiğinde, düşündüğünde, sorguladığında ve bu sorgulama sonucunda sistemde bir takım yanlışlıklar olduğunu farkettiğinde "susun dediler".
Necip Fazıl bir başka zindana götürülürken
Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu için, Mukaddesatçı Türk Gençliği için karanlık zindanlarda ciğerinden kalemine kan çekerek yazmaya devam etti. Yılmadı, o hapishaneyi bir imtihan ocağı olarak gördü. Olgunlaşması için böyle bir ocağa ihtiyacı vardı. Cinnet Mustatili isimli eserinde hapishaneyi şöyle tarif etmekte:
Bizde hapishane, hiç bir suçun ıstırap ve intibah yatağı değil, her suçun tam teşekkül ve tekemmül akademisidir. O bir yılanlı kuyudur;ve bekçileri, içine değil yanlız kapağına hakimdir.Herkesi, her nevi insanı, kuyunun kapağını aralayıp buraya atarlar.Atılan, ister tırtıl veya solucan olsun...Ya kuyunun dibinde yılanlaşacak yahut yılanlara gıda olacaktır.
Necip Fazıl zindandan bir başka zindana geçerken
Aylarca bir metrekarelik tek kişilik bir hücrede tutuldu. Zevcesi ve çocukları ile görüştürülmedi. bin türlü manevi işkence altında çıldırması için ne lazımsa yaptılar. Necip Fazıl bu süre zarfınca Allah'a sığındı. Günlerce, haftalarca uykusuzluk çekti. Bütün bunlara karşılık dilince yalnızca şu kelime vardı: "Allah'um yetiş..." Necip Fazıl aylarca tek başına kaldığı hücreyi Cinnet Mustatili isimli eserinde şöyle tarif ediyor:
1 metre genişlik ve 2-3 metre uzunluğunda, basık, içinde teneşirimsi tahta bir kerevet, boğucu, daha doğrusu çıldırtıcı hücre... Duvarlarda türlü türlü lekeler, tırmıklar, yazılar... Bir kan pıhtısı üzerinde insan saçları... Bu tabutluklardan bilmem kaç tanesinin yan yana sıralı olduğu bir dam altındayız.
Necip Fazıl görüş gününde iken
Peki Necip Fazıl Kısakürek, böyle bir hücrede 24 saatlik fani zaman dilimini nasıl geçiriyordu. Bir günü nasıl sonsuz bir lahzaya çeviriyordu. Necip Fazıl, Cinnet Mustatili'nde şöyle anlatıyor:
Boyuna namaz kılıyorum. Hayatta tek gayenin secde ede ede alnını yaralamaktan başka bir şey olmadığını anlıyorum. - Cumartesi 17 Ocak • Cinnet Mustatili sf. 81
Necip Fazıl mahkemede gazetecinin sorularını yanıtlarken
Aziz kardeşlerim... Bütün bir ömrünü İslam'dan haberdar olan bir nesli yetiştirmek için harcayan bir dava adamından bahsediyoruz. Elbette her insanın hatası da sevabı da vardır. Necip Fazıl'ın da günahları, hataları, yanlışları vardı. Lakin onu geçmişindeki kirli vaziyetinden dolayı yargılamak, aşağılamak ayrı bir düşkünlük halidir. Bugün Necip Fazıl'a küfredenler, alçaklık sıfatına yükseklik kazandıracak cinsten; kubur farelerinden daha beter vaziyetinde nereye uzansalar orayı kirletiyorlar.

[Arşivimde Üstad Necip Fazıl Kısakürek'e ait yüzlerce fotoğraf var. Lakin hepsini burada paylaşamam. Dileyen okurlarıma hususi olarak gönderebilirim.]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder