26 Şubat 2013 Salı

İmkan Dahilinde

Ben hep imkansıza gönül verdim. Şampiyon olması mümkün olmayan bir garip Anadolu takımının 3000 kişilik stadında, sesimiz kısılana kadar bir kaç iyi adamla tezahürat yaptığımız günler de vardı. Ne bileyim işte... İktidara gelmesi hayal olan ve her genel seçimde "Hicran yine hicran mı bu aşkın sonu söyle?" şarkısını mırıldanan partiye gönül verdim. Bundandır ki sevdama bahis açtılar, severken sevilme ihtimalime 1'e 1 milyon oran verdiler. Her insan gibi bende isterdim milyoner olmak. Bu sebepten yenilgi yenilgi büyüyen zaferler taşırım.

25 Şubat 2013 Pazartesi

Aşk Dediğimiz Şey (Kendi sesimden dinleyin)



Saatlerimiz Radyo Nun'da gece yarısını işaret etmekte, bizler gecenin doğuşuna şahitlik etmekte, yükselen dolunaya karşı günaydın demekteyiz. Efendim muhabbetinize efkâr demlemeye talibiz. Sözümüze aşkı yaratanın selamı ile başlayalım ve amin diyelim, gönüller bir olsun, bozkırlar gül olsun. Bu haftaki Karanfil'in konusu "Özlemek"... Sizinde özlemini duyduğunuz, hasretini çektiğiniz bir şey varsa, buyrun efendim gönül bağımıza. İyi bir girizgah olduğunu düşünerek, sizleri evvela acı acı inleyen bir keman ile başbaşa bırakıp peşinden, nacizane bir şiir ile kulaklarınızda olmayı ümit ediyorum.

23 Şubat 2013 Cumartesi

Karanfil Kokulu Sohbet #1

Beni yeraltı sularına karşı iyi savun 
Tırnağını taşa sürten yitik keçilere karşı 
Bu çeşmenin üç köşesinden hangisinden su içecek 
Senin bahtsız ve mesut Eyyubun

Büyük şair Sezai Karakoç'un köşe şiirine ait bir dörtlük... Hani diyordum ya bir vakitler; "Anlaşılır bir gün Eyüp, çoğu gitti azı kaldı." Ne idi giden? Neler gitmişti, neler kalmıştı? Bilmiyorum anlaşıldı mı Eyüp?

Dinçer - Eyüp sen bunun için yaşayacaksın. Nefes alıyorsan bunun için nefes vereceksin. Eyüp aklına güvenmemelisin, kalbine de...
Eyüp - Dinçer... Kadim dostum benim. Yine bana nasihat mi ediyorsun. Yine...
Dinçer - Sana nasihat etmiyorum Eyüp. Sen? Sen kendini tanımıyorsun, sen aklını tanımadan kalbini tanıyamazsın. Kalbini tanıyamadan muhabbetinin nasiplenmesini nasıl bekleyebilirsin?
Eyüp - Akılla var olmak isteyende kim? Bir takım matematik hesapları, mantık oyunları, kar zarar denklemleri... Serdar Tuncer'in de dediği gibi "Aşıklar kar zarar gütmez kurbanım."
Dinçer - Devam et... Seni dinliyorum.

19 Şubat 2013 Salı

Tımarhaneler Kâhyası

Bir gülüşün... Gözlerimi yuvalarından çıkarttı. Kahverengiye çalan siyahımsı gözbebeklerim, suya damlatılmış bir damla mürekkep gibi dağıldı binbir köşeye... Evet şimdi, buğulu gözlüklerimin ardında saklandığım mahsen gün ışığı ile buluştu. Korkma bu halimden... Korkuyu yumurtadan yeni çıkmış serçeciklere ya da genç taylara bırak.

Sen korkuyu hak etmeyecek kadar hissiz birisin. Sen o kadın tipindensin ki, karşında aciz birisini gördüğünde bütün hatların ile onu uçurum kenarına sürükler ve karşısına geçip hafif bir tebessüm ile onu boşluğa bırakabilirsin. Ben bir takım vücutsuz hayallerin, kendisine şahit arayan asılsız rivayetlerin ya da cevabı kendisinde saklanan suallerin baş aktörüyüm. Gül dediğinde gülen, ağla dediğinde ağlayan veya "ben hastayım" dediğinde "hasta mıyız?" diye karşılık veren, ardına teneke bağlanmamış bir hastayım. Sen ise tımarhaneler kâhyası...

18 Şubat 2013 Pazartesi

Kalemimdeki Çığlık (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: 14
Düzen: eeaa
Kalemimdeki Çığlık
Tek bir şey eksik her şeyin tam olduğu yerde,
Tek bir sır eksik her sırrın buluştuğu serde.
Teklerin arasında çiftleri arıyorum,
Her ân yokluğunun yokluğunu yokluyorum.

Sessizliği ürküttü kalemimdeki çığlık,
Sensizliği küstürdü gözlerimdeki sığlık.
Ürkme sen, küsme sen, ben değil kalemim hoyrat,
Bir kalem ki ıstırap çeşmesi, aşka hayrat.
                                       Eyüp Aktuğ

Hani diyordum ya "Yıldızlar Sönünce" isimli şiirimde...
"Bir çığlık duyarım derinlerden, inler Mermer Köşk..."

17 Şubat 2013 Pazar

Gül ile Karanfil

Karanfil beklenenden ziyade bekleyendir. Aranandan öte arayandır, bulunan değil bulandır. Kaybedilen kokar. Bundandır her iç çekişimde ciğerlerimin sızlaması. Elbette mimoza kadar gösterişli, güller kadar asil değildir. Karanfil kendi halindedir. Hiç bir iddiası yoktur. Sanki sırtında bir gam yükü varmışta kıvrım kıvrım bükülmüş yaprakları. Bu sebepten, öyle her çiçeğin taşıyamayacağı hicran katrelerini saklamıştır yapraklarının arasına.

Zannediyorum "karanfil" ismi sadece bir çiçek ismi değil. Divan edebiyatına da zaman zaman konu olan "karanfil" gökyüzü manasında da kullanılmıştır.  Rahmet yağmurlarını bırakan, güneşe ve aya kucak açan, gündüzü ve geceyi tutan bir gökyüzü... Bu gökyüzü bazen insanı sonsuzluk duygusuna götüren mavinin farklı tonlarını taşırken, bazen de insanı cehennem çukurlarına daldırıp çıkaran siyah ve koyu bulutlara bekçilik yapar.

16 Şubat 2013 Cumartesi

Fikir Sancısı

Zamanı öldürürken, arada bir "Gel!" dediğimiz hâlde gelmeyen fikirle, zaman bizi öldürmeye başlayınca "Git!" dediğimiz halde gitmeyen fikir... İşte ruh sıhhati, bunların ikisinin arasında olsa gerek... "Gel!" denince gelen ve "Git!" denince giden fikirlerin sahibi, Allaha şükretsin !..(1)

Fikir demiştim. Peşinden de ilave etmiştim: "Mücerret bir ufka sahip fikir..." Fikir fukarası olduğumu bile bile fikir üretmeye çalıştım. Henüz bir kaç kelam edecek birikimim olmadan sayfalar dolusu yazılar yazdım. Haddimi bilemedim. Bahsini yaptığım o mücerret fikre ben ne katabilirdim ki? Üstelik sırtımı henüz herhangi bir felsefe şubesinden ayırmamışken mutlak fikirden nasıl bahsedebilirdim ki?

Şimdi anlıyorum ve kendime acıyorum. Ben şu an anlıyorum ki; bahsini yaptığım mücerret fikre bir şey ilave edemem ya da ona kıymet katamam. Ancak ve ancak o mücerret fikir bana kıymet katar ve yaşamıma bir şeyler ilave eder. O halde her gece fikir adına bekleyişim ve sabaha kadar nöbette kalışımın bir manası yok. Bu bekleyiş ve nöbette kalış ruhî yapıma zarardan başka bir şey vermiyor. Öyleyse bilmeden yazmak yerine bilerek okumaya yönelmeliyim.

15 Şubat 2013 Cuma

Hasretimiz bitti :)

Rabbime şükürler olsun hasretimiz bitti. Bugün kucaklaştık, birbirimize sarıldık. Evet, Ubeydullah kardeşim Sivas'a geldi. O'nu daha iyi görmek isterdim. Ancak yine de halimize şükrediyorum, onu biraz olsa da toparlanmış gördüm. Yapacak çok işimiz var onunla. Hayallerimiz ortak, adımlarımız ortak, gülüşümüz-kederlenişimiz-efkarlanışımız-ağlayışımız ortak... Karanfil kokan bir insan, ben daha ne isterim ki?

13 Şubat 2013 Çarşamba

Görmediler (Kendi sesimden dinleyin)


"Kalem kırılsın yâr kırılması." dediler...
Kalbimin kırıklarını görmediler...
Evet, son iki mısrası böyle idi sanırım. Uzun zaman oldu "Görmediler" diyeli... Gerçi görende olmadı, duyanda. Hasıl-ı kelam, görsünler hiç olmazsa duysunlar dedim; bu sebepten 13. şiir seslendirmemi yaptım. Biraz önce de belirttiğim gibi şiirimin ismi "Görmediler" ve mısralara şuradan ulaşabilirsiniz.

12 Şubat 2013 Salı

Yokluk İstasyonunda Varlığı Beklerken #1

Yokluk İstasyonunda Varlığı Beklerken #1 / Cinnete çeyrek kala...















(Bir Adam Yaratmak, defalarca okuduğum ve okuyacak olacağım muazzam bir eser. Baş ucu kitabım.)

HUSREV - Allahım, ben yok olamam! Her şey olurum yok olamam. Parça parça doğranabilirim. Nokta nokta lekelere dönebilirim. Tütün gibi kurutulabilir, ince ince kıyılır, bir çubuğa doldurulur, içilir, havaya savrula-bilirim. Fakat yok olamam. Madem ki bu kadar korkuyorum, yok olamam. Eczahane camekânlarmda, ispirto dolu bir kavanoz içinde, düşürülmüş bir çocuk ölüsü gibi, yumruk kadar bir et parçasına inebilir, bir şişeye hapsedilebilirim. Fakat şişenin camından yine dışarıyı seyreder, önümden geçenleri görür, kendimi bilir ve duyar, kendimi ve Allahımı düşünebilirim. Razı değilim Allahım! Yok olmaya, kalmamaya, gelmemiş olmaya, mevcut olmamaya razı değilim. (Sükût, müzik.)

Seremoni (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: 14
Düzen: eaea
Seremoni

Baykuşlarımın seremonisi var bu gece,
Gıcırdayan kapıda sükûtun senfonisi...
Yalnızlığımdır çözemediğim bu bilmece,
Tabutlarda düğün var, gecenin on ikisi...

Dolunayı beklemeden geldi kurt adamlar,
Hilalde ay, kaşlarını çattı yeryüzüne...
Kurt adamlardan korkup kanatlandı baykuşlar,
Tabutlardan bir çığlık yükseldi gökyüzüne...

Karanlık koptu yerinden, yıldızlar kayboldu,
Baykuşlarımın gözyaşı ıslattı toprağı...
Bu seremoni henüz başlamadan son buldu,
Tabutlarda hıçkıran bir karanfil yaprağı...
                                      Eyüp Aktuğ

11 Şubat 2013 Pazartesi

Yıldızlar (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: 14
Düzen: eaea / eeea
Yıldızlar
Gökyüzünün mahyası semâdaki yıldızlar,
Bak, her birinde ayrı bir mâna gizleniyor.
Sönen her yıldızda bizlerin yüreği sızlar,
Yıldızlar hangi yetimin âhını taşıyor?

Bir ince tütsüdür ciğerlerimizi yakan,
Bir acı gözyaşıdır yüreğimize akan,
Bir sönük yıldızdır semâdan dünyaya sarkan,
Yıldızlar hangi suçun vebâlini taşıyor?

Sönen yıldızlar yeryüzüne düştüğü zaman,
İçimdeki hırsız ruhumu çaldığı zaman,
Sönmez güneş geceden hesap sorduğu zaman,
Yıldızlar ki Filistin'den bir parça taşıyor.
                                     Eyüp Aktuğ

İnanıyorum... İnanmak istiyorum, dileklerimiz yıldızları söndürecek bir gün. Filistin'den Bosna'ya dua dua dalgalanacak gökyüzümüz. Sizde inanın.

10 Şubat 2013 Pazar

Bir Soru / Bir Cevap {mim #1}

Şimdi İstanbul'da olmak isterdim... Boğaza karşı çay içerdim. :)

Bu cevaplayacağım ilk mim olacak. Bu ilki bana yaşatan Redakte Blog'a teşekkürlerimle beraber selam ederim. Hikâye şöyle başlıyordu:

1- Hayatınızda mucize olarak nitelendirebileceğiniz bir olay geldi mi başınıza?

Mucize olarak tanımlayabilir miyim, bilmiyorum. Lakin şöyle bir hadise geçti başımdan. Bundan 5 veya 6 yıl önce idi. Henüz lise çağlarım... Arkadaşlarla beraber gün aşırı okuldan kaçardık. Biz 5 kişiydik. Ben (Eyüp), Furkan, Akif, Yusuf, Ahmet... Zaten aynı evde kalıyorduk. Sabahlara kadar sohbet ederdik, işin doğrusu ders falanda çalışmazdık lakin derslerimiz fena değildi. Bütün amacımız liseden mezun olduğumuzda en güzel hatıraları birbirimize verebilmekti. Bu sebepten birbirimiz ile çok şey paylaştık. Bir Aralık günü idi. Yine okuldan kaçmıştık. Üşüyorduk ama birbirimize hissettirmiyorduk. Çatılardan devasa boyutta buzlar sarkıyordu. Kılıç gibi... İnsanın başına düşte parçalar. İstasyon caddesine girdik, mağazalara ağzımız açık bir şekilde bakıyorduk. Ahmet "Acele edin, üşüdük, hasta olacağız." diyerek bizi yanına çağırdı. Adımlarımız hızlandı. O sırada "annem aradı." Telefonu tam cevaplarken durdum ve bir adım önüme devasa boyutta bir buz düştü. Annem o sırada aramamış  olsaydı, büyük ihtimalle şimdi...

8 Şubat 2013 Cuma

Dönüş (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: Serbest
Dönüş

I

Bulutların kan kustuğu
Kızıl bir Aralık gününde
Kalbini yakacak gözyaşlarım.
Yırtacak sessizliği
Tiz çığlıkların...

II

Toprağımda bir mısra arar gibi
Kabrimi okşayacak titreyen ellerin.

Bir karanfile rastlayacaksın,
Mezar taşımın sol yanında
Boynu bükük ve yetim kalmış.
Etim kemikten ayrılmadan,
Git, yalvararırım git buradan.
Karanlık çökmeden üzerine
Git, yalvrarırım git buradan.

Giderken bir tel saçını bırak
Dudakları kurumuş toprağa.

7 Şubat 2013 Perşembe

Ahmet Haşim'in Merdiven Şiiri (İnceleme)

Türk Edebiyatı'nda Sembolizm akımının öncülerinden kabul edilen Ahmet Haşim'in şiirleri içerisinde beni en fazla tesiri altına alan Karanfil ve Merdiven isimli şiirleri idi. Sabırım "Karanfil" şiirini niçin çok sevdiğimi sual etmeyeceksiniz. Hayatımda büyük yeri olan karanfilin mısralarda vücut bulmuş halinin beni etkilemesi garipsenecek bir durum değil. Karanfil bahsinde değinmeden geçemeyeceğim, Ahmet Haşim'in Karanfil'ini hedefe koyarak Orhan Veli Kanık'ın kaleme aldığı ve Ahmet Haşim'i eleştirdiği bir başka Karanfil mevcuttur. Sembolist bir sanatkar olan Ahmet Haşim'i eleştiren Orhan Veli Kanık, onu, memleket savaş halindeyken sembolist olmakla-realiteleri görmemek ile suçlamakta... Fazla lakırtı yapma niyetinde değilim, zira bahsimiz Ahmet Haşim'in Merdiven isimli verimidir.

Zıtların Âhengi

Ben önce düşünmeyi öğrenmeliydim. Düşünebileceğimi düşündükten sonra, düşüneceğim meseleler kuyruğa girecekti. Muhiddin-i Arabi Hazretleri diyor ki: "Zıtlar eğer birleşseydi, bir daha birbirinden ayrılmazdı."
Ateşi ve suyu nasıl birleştirebilirim, diye düşündüm. Ama her şey zıddıyla mümkün değil miydi. Kötüyü tanımadan iyinin nasıl bir şey olduğunu bilemezdim. Yanlışı tecrübe etmeden doğrunun kıymetini anlayamazdım. Çirkini görmeden güzeli anlayamazdım. Ateş ile suyu nasıl birleştirebilirdim? Nasıl? Nihayet bir formüle erer gibi oldum. Eski Roma tarihinde şu hikâyeyi hatırladım.

"Romalı bir kaç genç arkadaş her akşam buluşup gecenin ilerleyen saatlerine kadar sohbet ederlermiş. Gecenin soğuğundan korunmak için dost meclisinin ortasına ateş yakarlarmış. Böyle bir ortam onlara büyük bir keyif verirmiş. Bir vakit sonra, sohbet sırasında bir tartışma meydana gelmiş. Romalı gençlerden birisi bir diğer arkadaşını yalan söylemekle suçlamış. Yalan söylemek büyük bir utanç kaynağı olduğu için Romalı genç bunu kabul etmemiş. Yalan söylemediğini ispatlamak için; Bir Romalı yalan söylemez diyerek kolunu ortada yanan ateşin içine sokmuş ve dirseğine kadar yakmış. Tabi, arkadaşları telaşlanmış, yanık kolu suyun içerisine bastırmışlar. Yanığın acısı diner gibi olmuş. Lakin biraz sonra daha şiddetli ağrımaya başlamış."

5 Şubat 2013 Salı

Görmediler (Kendi şiirlerimden)

Düzen: Serbest
Ölçü: Serbest
Görmediler
Şiirin ne olduğunu söylemeden
Verdiler kalemi elime...
Yaz dediler.
Aklına ne geliyorsa yaz!
Ne yazayım dedim.
Gökyüzünü yaz dediler.
Beni bulutlara bıraktılar,
Bazen bir bulutun
Yağmurunda ıslandım,
Bazen bir kuşun kanatlarında
Özgürlüğü aradım.
Gün doğdu, gün battı...
Güneşin kalbinde,
Ruhumu eritmeye çalıştım.
Lakin;
Ne aradığımı bulabildim
Ne kendimi...
Yazamıyorum, olmuyor dedim.
O zaman,
Yeryüzünü yaz dediler.
Beni toprağa bıraktılar.
Islak toprağın kokusunu duydum.
Bir karıncanın,
Buğday tanesini nasıl taşıdığına
Şahit oldum.

3 Şubat 2013 Pazar

Teşekkül ve Tekemmül Akademisi: Yılanlı Kuyu

Necip Fazıl, Ceza Tekvif Evi'nin önünde
Son yüzyılımızın en büyük sanat, fikir ve aksiyon adamlarından birisi de -Sultanû's Şûarâ- Üstad Necip Fazıl Kısakürek'tir. Yarım asırlık aksiyon hayatında 100'e yakın eser vermiştir. Yıllardır bir sanat adamı yahut bir mütefekkir çıkaramayan aziz milletimizin entellektüel kimliği üzerindeki deli gömleğini Necip Fazıl çıkarmış ve yönünü bulamayan, bir cinnet hali içerisinde çırpınan Türk şiirine kurtuluş iksirini Necip Fazıl içirmiştir. Sol gürûhtaki bazı yarım aydınlar tarafından "Kaldırımlar" dışında kayda değer bir veriminin bulunmadığı söylenir. Fakat unutulan şu ki, "Şairler Sultanı" ünvanı sadece "Kaldırımlar" şiirinin hürmetine verilmemiştir. Cemil Meriç'in bir cümlesini aynen aktarıyorum: "Şiire yönelecektim ama orada necip fazıl gibi yahya kemal gibi sairlerin önüne geçemeyeceğimi bildiğim için, alanımda zirve olacağım 'deneme'ye yöneldim."

Geçtiğimiz haftalarda, basında bir hayli yer işgal eden "Örtülü Ödenek" haberi ile Necip Fazıl'a büyük bir kara propaganda kampanyası başlatılmış oldu. Necip Fazıl'ı döneminde iktidar partisi olan Demokrat Parti'den ve dolayısıyla Merhum Başbakan Adnan Menderes'ten, hükumeti öven-yükselten yazılar yazması için örtülü ödenekten bir miktar para aldığı iddia edildi. Bu meseleye dayanak noktası olarak ise "bu konuda yazılmış mektuplar" basına sızdırıldı. Bu konuyu derinlemesine irdelediğimde, cevabı "Benim Gözümde Menderes" isimli kitapta buldum

2 Şubat 2013 Cumartesi

Sükutun Senfonisi-8

Buruş buruş çenem, ağlamaklı suratım ve oksijen ile ilk defa tanışan ciğerlerim... Kahverengi ile siyah arasında bir çift göz... Gözlerime bakan bir daha bakıyor. Anlaşılmaz bir tesiri var sanırım. Ben ise bilmediğim bu dünyayı tanıma arzusu içindeyim. İlk tanıştığım annemin kokusu oldu. Bir ömür içimde saklayacağım bir koku. "Cennet nasıl kokar?" sualine ne mükemmel bir cevap. İşte, bir el kum saatimi ters çevirdi. Ömrümden saniyeler eksilmeye başlıyor. Ne kadar bir hayatım var, bilmiyorum. Günahsızım, zamanla kirleneceğim. Ama bu kadar günahkâr olacağımı bilemezdim. Günahı kirleten bir adam oluverdim. Sonra kendimi aramaya başladım. Nerede bulacağımı söylemediler. Aradım, çok aradım. Buldum zannettim, ama neyi arayacağımı buldum. Anlaşılan o ki, yıllarca yanlış şeyi aramışım. Ben kendimi aramamalıydım, aradığım benden öte bir şeydi. Tarif edemediğim ama hissettiğim, varlık hikmetim. Öyle ya, toprağa boş yere adım atmamalıydım. Hayatımın, nefes alışımın bir gayesi olmalıydı. Çok kitap okudum, düşündüm. Ama kitaplar açlığımı doyurmadı. Herşeyi ezberledim, ne varsa ezberledim. Ama yine tatmin olamadım. Gezdim, gördüm, nafile... Eksik olan bir şeyler vardı. Sonra yoruldum.