28 Ocak 2013 Pazartesi

İstanbul'da Bir Aşk Hikâyesi

İstanbul, Eminönü, Balık Hali... Akşama doğru, saat beş gibi. Osman, Kâzım Reis'in yanında çalışmakta ve günü kurtaracak kadar üç-beş kuruş kazanmaktadır. Osman'ın dört senelik bir gönül davası vardır. İsmi Necla... Necla'nın gözleri dört defa lacivert, saçları üç defa siyahtı. Bir de gülüşü vardı ki, sorma... Osman'da böyle bir dalgaya kapılmıştı. Deniz dalgalıydı lakin gönlü bir başka dalgalıydı. Neyse efendim, bizim esas oğlan Necla'ya tutuldu, öyle bir tutuldu ki... Necla'nın da günahını almayalım. Evvelce habersizdi bu muhabbetten. Lakin garip olan şu ki, Osman'a da yakınlık göstermiyor değildi. Ne demişler, "Umut fakirin ekmeği, ye Osman ye...". Osman'da haliyle ümitlendi, sever gibi sandı. Gözleri İstanbul Boğazı'nda karanfilli hülyalara daldı. Osman korkak değildi lakin bu işten korkuyordu. Bu sebepten, üç yıl boyunca, gizliden gizliye sevmeye devam etti. Sabahları ve akşamları olmak üzere, günde iki defa yüzünü görür, üç beş kelam muhabbet eder, bayram sevinci ile hayatına devam ederdi. Gönlündeki bu vaziyeti Necla'ya söylese, onu büsbütün kaybedebilirdi. İşte üç yıl böylece susarak geçti. Osman sustu, Necla konuştu. Osman'daki bu vaziyeti anlayan Kâzım Reis, bir Aralık akşamı kulağını çekmek istedi.

Çaresi yok, 13 Aralık'ta mecburen (gizliden gizliye isteyerek) hislerini Necla'ya söyledi. Haa, bir de, mektup yazdı. Dört gün geçti geçmedi, Karanfil sokakta karşılaştılar. Necla, Osman'ın yazdığı mektubu bin parçaya bölmüştü. "Bana böyle kelimeler kullanma diyerek kızdı. Osman, mektupta, gözümün nuru diyerek başlamıştı. Sevdasını, özlemini, hasretini, bekleyişi ve de suskunluğunu yüklemişti satırlara. Osman ne yazmalıydı mektuba... Türkiye'deki petrol fiyatlarından mı bahsetmeliydi yoksa Dolar'ın alış-satış trafiğinden mi? Osman üç yıl beklemiş, o günün hasreti ile kalbindeki sevda ateşi ile çıkmıştı Necla'nın karşısına. Necla... Osman'ın payına yine hicran düştü, yine suskunluk düştü böylece... Bir yıl kadar sonra, yine bir Aralık akşamı Necla çıkageldi...

Kâzım Reis  —  Senin ki gelmiş, seninle konuşmak istiyor?
Osman  —  Benim ki mi? O da kim?
Kâzım Reis  —  Necla...
Osman  —  Necla mı? Niye gelmiş, sormadın mı?
Kâzım Reis  —  Sen sor istedim, yalnız halinde bir garip var.
Osman  —  Kâzım Reis, sen burada kal.

(Osman dükkandan dışarı çıkar ve Necla'yı görür.)

Osman  —  Necla sensin demek...
Necla  —  Osman, seninle konuşmak istiyorum, müsaade et lütfen...
Osman  —  Ne konuşacakmışız? Kalbimizin kırılmadık bir köşesi mi kaldı, gözümüzün ıslanmadık bir yeri mi kaldı?
Necla  —  Niyetim seni üzmek, kırmak değil. İnan bana...
Osman  —  Geç o faslı. Demek niyetin beni üzmek değil haa... Sen beni hiç üzmedin zaten. Geçen yıl mektubumu paramparça ettiğinde de üzmemiştin. Üzmedin, sen yıktın gönül evimi, paramparça ettin kalbimi, sen kana karıştırdın gözlerimi.
Necla  —  Sana döndüm. Yemin ederim yalan değil. Her şeye rağmen başlayabiliriz. Beni anlıyorsun değil mi?
Osman  —  Anlıyorum tabi... Anlamaz olur muyum? Peki sen beni anladın mı? Hiç düşünme, anlayamazsın beni... Beni anlaman için, her gün yanmak gerekiyor, kül olman lazım. Beni anlaman için boş duvarlara bir hayal mıhlaman lazım ve her gün, her akşam o hayal ile konuşman lazım. Beni anlaman için ağladığımı kimseler görmesin diye, balık tutacağım diyerek boş denize açılıp akşama kadar gözyaşı dökmen lazım. Beni anlaman için üç yıl susman lazım, diline kilit vurman lazım. Beni nasıl anlarsın sen? Beni anlamak için Mecnun olmak, Ferhat olmak, Kerem olmak yetmez. Aşktan da öte bir şey sol tarafımda duran. Anlayamazsın beni...
Necla  —   Beni hala seviyorsun Osman. Ben de seni seviyorum.
Osman  —  Gel desen gelirim, dayanamam o incecik bakışlarına. Gamzelerin ıslansın istemem. Lakin...
Necla  —  Lakin?
Osman  —  Senden bir şey isteyeceğim Necla?
Necla  —   Tabi... Dinliyorum.
Osman  —  Şimdi sen koşarak git ve Necla'yı buraya çağır. Bende Osman'ı sesleyeceğim buraya. Olur mu?
Necla  —   Seni anlamıyorum. Neler diyorsun?
Osman  —  Diyeceğim şu Necla. Ne ben eski benim, ne de sen eski sensin. Bu sebepten beni benimle bırak. Osman'ı geri bana. Ne olur görünme artık gözüme... Gözüme görünüp te kahretme beni. Her gün cenaze namazımı kıldırma bana. Bırakma gönlümü musallaya. Git Necla, yalvarırım git. Bu cenazeyi ortada bırak ve git. Git ki, kalanında gidenin de gönlü hoş olsun.

Necla'nın gözlerinden yaşlar akmakta, kar beyaz gamzelerini adeta bahar yağmurları yıkamaktaydı. Osman iyi biriydi. Belki de iyi olması diğerlerinin kötü olmasındandı. Biz de Osman gibi "Gidenin de kalanın da gönlü hoş olsun." diyelim.

6 yorum:

  1. Hikaye tadında güzel bir yazı.Kutlarım seni kardeşim.

    YanıtlaSil
  2. 2 gündür 3 kez bölündü hikayeyi okumam. Bugüne nasipmiş, hikaye çok iyi olmuş. Devamını bekleriz.

    YanıtlaSil
  3. Bu tema çok süper.Paylaşır mısınız acaba?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Efendim kullandığım tema, Blogger'ın kullanıcılarına sunduğu temalardan birisidir. Blogunuzun yönetim panelinde tema bölümüne girin. Basit temaların en sonuncusu.

      Sil
  4. Aşk'a dair okuduğum en iyi yazılardan biri, güzel yazıyorsunuz tebrikler.
    aşk ölçer

    YanıtlaSil