24 Ocak 2013 Perşembe

Durum raporu-16

Gözlerimin etrafında halkalanan bir renk değişimi var. Akşam güneşinin ufku kızıla boyaması gibi uykusuzluk da gözlerime yanık bir tuğla rengi bırakmakta. Kafam yastık ile duvar arasında ve kaçıncı sefer sayısında bilmiyorum. Çayımdaki karanfil bulutu dalga dalga odaya yayılıyor. Ara sıra gözlerim kararır gibi de olsa duvardaki sarkaçlı saatin saat başı çıkardığı tunç sesler ile yeniden kendime geliyorum. Bu gece karanlık dört defa siyah. Ateş böceklerinin uğultusundan başka bir ses duymuyorum. Her gece bu saatlerde Mohaç Türküsü'ne başlamaktalar. Kulaklarım bu uğultuyu ninni sanmakta ve derken göz kapaklarım düşüyor. Güneş, ışık ordusunu dört nala yer küreye gönderirken, günün ilk saatlerinde yüzümde bir yanma hissi ile yataktan düşüyorum. Pencerenin kırık camın yüzümü seyreden ve seyretmekle kalmayıp biraz okşayan, turuncuya çalan buğday sarısı rengi ile gözlerimi kamaştıran güneş, yüzümde hafif bir kızarıklık bıraktı. Yüzümü yıkamak yerine kafamı musluğun altına bırakıyorum. Beynim bir ipin ucuna bağlı ve bir o yana, bir bu yana sallanıyor gibi. Dün akşam yemeğinden kalan pilavı ısıtıp, yarım ekmeği de beraberinde harcıyorum.

Dışarda bir dünya insan var. Hepsi de ayrı bir dünya. Kalabalıklara karışmak niyeti ile adımlarımı İstasyon Caddesi'ne attığımda beni bir insan seli yakalıyor. Çaresiz akıntının götürdüğü yere sürükleniyorum. Sağımdan, solumdan geçen insanlar sırtımdaki eski paltoyu incelemek ile meşguller. Hatta beni Afgan sanan dahi oluyor. Öyle ki bir grup turistin deklanşörüne hedef olmuştum. Öğretmenler Parkı isimli tımarhanede serçelerimi ziyarete gidiyorum. Cadde üzerinde aldığım simitin susamlarını küçük dostlarım ile paylaşıyorum. Sonra falan yerde filan şiiri düşünürken aklıma yâr düşüyor. Düşünmemek için uğraşsamda bir kere yârin hayali duvara mıhlandı. Ara sıra duvarda halimi izleyen yâr ile sohbet ediyorum. Halini hatrını soruyorum. Ama cevap vermiyor. Öylece duruyor orada. Ne bileyim işte? Keşke hep sussaydım diyorum. Çünkü ben sükûta ihanet ettim. Üç yıl sustum. Bir yıl daha susamaz mıydım? Kızıyorum kendime, ama nafile... Zaman dedikleri bu meret bıraktığı izleri temizlemiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder