20 Ocak 2013 Pazar

Cinnet (İnceleme)

Bir dostumun tavsiyesi üzerine, Rus asıllı Amerikalı yazar Vladimir Nabokov'un Cinnet isimli romanını aldım. Doğrusunu romanı almamda ismindeki cazibenin de tesiri olmuştu.Daha önce sizlere bahsettim mi, bilmiyorum. "Cinnet Edebiyatı" kavramının içini doldurmak ile meşgulüm. Psychedelic tarzda şiirler ve nesirler yazmaya gayret ediyorum. İşte, kitabı alırken maksadım Nabokov'un kabuslarına ortak olmaktı. Bir çok entellektüel Vladimir Nabokov'u "sinesitetik" bir yazar olarak tanımlandırmaya çalışsa da, aksine Nabokov içerisinde gizli bir hissi,duyguyu barındaran, ama bütün gayesi onu açık etmemek olan bir yazar. Nabokov'a hislerden arınmış, duygu yoksunu demek biraz haksızlık olacaktır. Kitabı bu düşünceler ile okumaya başladım.

İfade etmeliyim ki, Cinnet adına yakışır "ses" ile yazılmış. Romanı okurken kimi yerlerde sükûtun girift noktalarında kaybolacaksınız, kimi yerlerde ise kulak tırmalayan çığlıkların ortasında kapı altından sızan ışığın korkusunu yaşayacaksınız. Zihin akışının bolca kullanıldığı yer yer okuyucuyu zorlayan bir uslüpla yazılmış olması romanı yorucu kılabiliyor. Nabokov'u daha önce hiç okumadıysanız tasvirlerini, ses tonunu, anlatmak istediklerini anlayamayabilirsiniz.
Fakat zamanla yazarın dünyasında kendinize boş bir köşe başı bulacaksınız. Olup biteni o köşeden izlerken, o istenmeyen soğuk dünyada gezinmeye başlayacaksınız. Peşinen söylemek istiyorum. Eğer aksiyon sever, polisiye sever ya da farklı türevlerinden hoşlanan birisi iseniz, ilk 70-80 sayfa sizi biraz sıkabilir. Lakin sabırlı olun, ilk 70 sayfada yazar beynimize bir temel-bir alt yapı kurmaya çalışıyor. Esas serüven daha sonra başlıyor. Ve romanın son anına kadar nasıl bir sonuca varabileceğinizi kestiremiyorsunuz.
Nabokov'un hakkını teslim ederken romanı Türkçe'ye çeviren Nazım Dikbaş'a da değinmemek vefasızlık olur kanaatindeyim. Nazım Dikbaş'ın bu çevirisi o kadar samimi, sıcak ve içten olmuş ki, basma kalıp cümleler yerine içerisinde ki ruhu koruyabilmiş cümleler bizi karşılıyor. Bir çeviride en zor bölümlerde birisi olan tasvirleri, betimlemeleri, yazı tablosunu ve çerçevesini eksiksiz buldum.

Cinnet'i okuduktan sonra Türk Edebiyatı ile karşılaştırmalar yaptım. Roman dalında Cinnet'i karşılayabilecek bir eser bulmakta güçlük çektim. Fakat Türk Edebiyatı'nın en büyük piyeslerinden birisi olan, Necip Fazıl Kısakürek'in "Bir Adam Yaratmak" isimli eseri ile Cinnet'i birbirine yakın buldum. İtiraf etmek gerekirse Cinnet'te okuduğum ruh tahlilleri Bir Adam Yaratmak'taki ruh tahlillerinden daha zayıf. Necip Fazıl Kısakürek'in buhranlı kalemi bir neşter edası ile beynimin olur olmaz yerlerine dokunmuştu, Bir Adam Yaratmak'ta... Nabokov'un Cinnet'inde aynı etkiyi yakalayamadım.

2 yorum:

  1. Bu yanlı tutumunuzdan ötürü sizi kınıyorum !

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Efendim, yanlı bir tutum sergilediğimi zannetmiyorum. Görüşlerinize saygı duyarım. Necip Fazıl fanatikliği yapacak vaziyette değilim. Sadece Bir Adam Yaratmak isimli piyesin üzerinde bıraktığı etkiye vurgu yaptım.

      Sil