31 Ocak 2013 Perşembe

Yıldızlar Sönünce (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: eaaae
Yıldızlar Sönünce
-I-
Akrep ve yelkovan on iki de buluşunca her gece.
Bir çığlık duyarım derinlerden, inler Mermer Köşk...
Ensemi yakar ateş nefesi, bir şey fısıldar kulağıma,
Beklerim hayat ile ölüm arasındaki o ince çizgide.
Akrep ve yelkovan on iki de buluşunca her gece.

-II-
 Her gece toprağın koynuna bırakılan o kanlı hece.
Elimden tutar, sahipsiz günahları gösterir bana...
Korkular, bir yetimin gözlerinde kaybolurum böylece,
Biliyorum beni bende bırakmayacak bu günahlar,
Her gece toprağın koynuna bırakılan o kanlı hece.

-III-
Ölümü ölümde öldüren bir sırdır o bilmece.
Ne olur bir şey söyle bana bilinmezlik diyarından!
Bildiğim her şeyi unutturacak bilmediğim bir şey,
Ben razıyken solucan olmaya bir tuz küpünde,
Ölümü ölümde öldüren bir sırdır o bilmece.

-IV-
İlahi bir el yakamı tutup vadeler tamam deyince.
O an Üsküdar'da deniz Boğaz'a sığmaz olur...
Çamlıca'da sular dizimde ve gözüm seni arar,
Anla artık, ölürken seni de yanıma almak niyetim.
İlahi bir el yakamı tutup vadeler tamam deyince.

Galatasaray ve Ara Transfer

Bu kadar hareketli geçen bir ara transfer dönemi hatırlamıyorum. Yine büyük paralar harcandı. Fakat harcanan bu büyük para karşılığını buldu. Galatasaray'dan bahsediyorum, haliyle Wesley Sneijder ve Didier Drogba transferleri... Aynı zamanda büyük bir kumar. Bu transferlere rağmen Galatasaray Avrupa'da başarısız sonuçlar alırsa, böylesine büyük maliyetin altından kalkamaz. Öte yandan ise zaten bu oyuncular Avrupa'da başarıyı getirmek için transfer edildi. Anahtar*Kilit stratejisi.

Transfer edilen futbolcular futbolda ismini dünyaya kabul ettirmiş büyük yıldızlar. Herşeyden önce Wesley Sneijder'in kariyerinin zirvesindeyken Türkiye'yi yani Galatasaray'ı tercih etmesi ligimizin Avrupa'daki prestijini artıracaktır. 2010 yılında İnter'in Şampiyonlar Ligi'nde Büyük Kulaklı'yı müzesine götürmesinde en büyük pay sahibi Wesley Sneijder'e aitti. Bazı yorumcuların Wesley Sneijder ile Ouaresma'yı kıyaslamasını çok abes buluyorum. İkisininde İnter'de takım arkadaşı olduğu dönemi göz önüne aldığımızda Q7'nin yedek kulubesinin müdavimlerinden olduğunu görüyoruz. Wesley Sneijder ile Quaresma kıyaslanamaz.

Yazdım Seni (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: 14
Düzen: eaea/eeea
Yazdım Seni
Evvelimi ahirimi yükledim kaleme,
Gözyaşımı mürekkep eyledim yazdım seni.
Nasıl yandığımı böyle duyurdum âleme,
Bu aşkın külünü köz eyledim yazdım seni.

Bir çift göz içirdi bana aşk isimli zehri,
Ben canan için terk ettim can isimli şehri,
Sırrını aşikâr etmeden bıraktım seri,
Aşkın zehrini şifa eyledim yazdım seni.

Vuslâtını beklerken ecel beni bulmadan,
Baharını beklerken gonca gülüm solmadan,
Bu hicran yarasını ellerinle sarmadan,
Ölümü âb-ı hayat eyledim yazdım seni.

Aşk bağımı viran eden gözlerin değil mi?
Baharımı güz eden sözlerin değil mi?
Beni benden eden bir gülüşün değil mi?
Eyüp kulu ehl-i aşk eyledim yazdım seni.

28 Ocak 2013 Pazartesi

İstanbul'da Bir Aşk Hikâyesi

İstanbul, Eminönü, Balık Hali... Akşama doğru, saat beş gibi. Osman, Kâzım Reis'in yanında çalışmakta ve günü kurtaracak kadar üç-beş kuruş kazanmaktadır. Osman'ın dört senelik bir gönül davası vardır. İsmi Necla... Necla'nın gözleri dört defa lacivert, saçları üç defa siyahtı. Bir de gülüşü vardı ki, sorma... Osman'da böyle bir dalgaya kapılmıştı. Deniz dalgalıydı lakin gönlü bir başka dalgalıydı. Neyse efendim, bizim esas oğlan Necla'ya tutuldu, öyle bir tutuldu ki... Necla'nın da günahını almayalım. Evvelce habersizdi bu muhabbetten. Lakin garip olan şu ki, Osman'a da yakınlık göstermiyor değildi. Ne demişler, "Umut fakirin ekmeği, ye Osman ye...". Osman'da haliyle ümitlendi, sever gibi sandı. Gözleri İstanbul Boğazı'nda karanfilli hülyalara daldı. Osman korkak değildi lakin bu işten korkuyordu. Bu sebepten, üç yıl boyunca, gizliden gizliye sevmeye devam etti. Sabahları ve akşamları olmak üzere, günde iki defa yüzünü görür, üç beş kelam muhabbet eder, bayram sevinci ile hayatına devam ederdi. Gönlündeki bu vaziyeti Necla'ya söylese, onu büsbütün kaybedebilirdi. İşte üç yıl böylece susarak geçti. Osman sustu, Necla konuştu. Osman'daki bu vaziyeti anlayan Kâzım Reis, bir Aralık akşamı kulağını çekmek istedi.

27 Ocak 2013 Pazar

KUŞKU (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: 14'lü Hece Ölçüsü
Düzen: eaea
Kuşku

Gaibin ayak sesi yankılanır duvarda,
O an, bir gölge düşer gölgemin üzerine.
Gözüm karanlıkta, karanlık kuşkularımda,
O an, bir kuş uçar yıldızların üzerine.

Sonra bir sigara yaktım, karanlığı deldim,
Bin türlü kuşku bıraktım her bir nefesime.
Sonra bir çığlık duydum, bir an geri çekildim,
Duyduğum kuşkularımdı, ses verdi sesime.

Ben tuz küpüne düşmüş bir solucan gibiyim,
Her hareketim ruhuma ıstırap veriyor.
Tarifsiz bir sancı var içimde, ben kim miyim?
Her kuşkum, sanki bana boş bir mezar oluyor.
                                           Eyüp Aktuğ

26 Ocak 2013 Cumartesi

Bir çay, bir hayat...

Ocak ayının son haftası, önümüz şubat... Yılın bu zamanlarında buzları titretecek kadar soğuk olan Sivas'ta anlaşılmaz bir sıcaklık var. Kuşlar bile bir başka ötmekte. Bu güzel günü ziyan etmemek adına kendimi Sivas Meydanı'na bıraktım. İstasyon Caddesi'nde bir iki tur attıktan sonra Selçuklu Sosyal Tesisleri'nde biraz çay keyfi yapmaktı niyetim... Adımlarım yavaş, ellerim cebimde (üşümüş değilim), gözlerim simit susamlarını öğütmekte olan küçük serçelerde ve dudağım karanfilin son demlerinde... Derken, çay içeceğim mekana geldim. Kafamı sağa, sola gezdirdim. Nafile... Oturmak için boş bir masa bulamadım. Lakin sağımdaki masa dikkatimi çekti. İki sandalye ve bir adam... Selam verdim, "Müsade ederseniz oturabilir miyim?" diye sordum. "Tabi, buyrun..." dedi. Oturdum. İsmini bilmediğim ve tahminimce 40 yaşını biraz aşmış olan bir adam vardı karşımda. Yüz hatlarındaki bu derin çizgiler, gözlerindeki ince buğu, ellerindeki hafif titreme, bu adamı diğer insanlardan ayırıyordu. Biraz geçti, çaylarımız geldi. Muhabbete şimdi başlayabilirdik.

24 Ocak 2013 Perşembe

Durum raporu-16

Gözlerimin etrafında halkalanan bir renk değişimi var. Akşam güneşinin ufku kızıla boyaması gibi uykusuzluk da gözlerime yanık bir tuğla rengi bırakmakta. Kafam yastık ile duvar arasında ve kaçıncı sefer sayısında bilmiyorum. Çayımdaki karanfil bulutu dalga dalga odaya yayılıyor. Ara sıra gözlerim kararır gibi de olsa duvardaki sarkaçlı saatin saat başı çıkardığı tunç sesler ile yeniden kendime geliyorum. Bu gece karanlık dört defa siyah. Ateş böceklerinin uğultusundan başka bir ses duymuyorum. Her gece bu saatlerde Mohaç Türküsü'ne başlamaktalar. Kulaklarım bu uğultuyu ninni sanmakta ve derken göz kapaklarım düşüyor. Güneş, ışık ordusunu dört nala yer küreye gönderirken, günün ilk saatlerinde yüzümde bir yanma hissi ile yataktan düşüyorum. Pencerenin kırık camın yüzümü seyreden ve seyretmekle kalmayıp biraz okşayan, turuncuya çalan buğday sarısı rengi ile gözlerimi kamaştıran güneş, yüzümde hafif bir kızarıklık bıraktı. Yüzümü yıkamak yerine kafamı musluğun altına bırakıyorum. Beynim bir ipin ucuna bağlı ve bir o yana, bir bu yana sallanıyor gibi. Dün akşam yemeğinden kalan pilavı ısıtıp, yarım ekmeği de beraberinde harcıyorum.

22 Ocak 2013 Salı

Kayıp Mısralar #9 (Kendi şiirlerimden)


Aşkın Ateşi
Eyüp'üm, aşkın ateşi kevserdir bu cana.
Elinden içtiğim zehir şifadır bu cana.
Bir rüyanın peşinde koşmaktayım yıllardır.
Gözümdeki hayalin hakikattir bu cana.

Dudağındadır sûrum
Bir selam sal göz nurum,
Aşktan öte kusurum.
Bilmezdim sevmek günah,
Dudağındadır sûrum.

Lisânım Aşktır
Eyüp'ü görüpte yüzünü çevirme yârim.
Tam baharı bulmuşken kışa çevirme yârim.
Bilemem, belki sözüm sana yabancı ama...
Lisânım aşktır, başka dile çevirme yârim.

Yâr Dilinde
Bir türkü tutturdum Sivas ilinde,
Kırık sazımın notası hasretti...
Bir kelam aradım yarin dilinde,
Gül boyun büktü, bülbül figan etti.

20 Ocak 2013 Pazar

Cinnet (İnceleme)

Bir dostumun tavsiyesi üzerine, Rus asıllı Amerikalı yazar Vladimir Nabokov'un Cinnet isimli romanını aldım. Doğrusunu romanı almamda ismindeki cazibenin de tesiri olmuştu.Daha önce sizlere bahsettim mi, bilmiyorum. "Cinnet Edebiyatı" kavramının içini doldurmak ile meşgulüm. Psychedelic tarzda şiirler ve nesirler yazmaya gayret ediyorum. İşte, kitabı alırken maksadım Nabokov'un kabuslarına ortak olmaktı. Bir çok entellektüel Vladimir Nabokov'u "sinesitetik" bir yazar olarak tanımlandırmaya çalışsa da, aksine Nabokov içerisinde gizli bir hissi,duyguyu barındaran, ama bütün gayesi onu açık etmemek olan bir yazar. Nabokov'a hislerden arınmış, duygu yoksunu demek biraz haksızlık olacaktır. Kitabı bu düşünceler ile okumaya başladım.

İfade etmeliyim ki, Cinnet adına yakışır "ses" ile yazılmış. Romanı okurken kimi yerlerde sükûtun girift noktalarında kaybolacaksınız, kimi yerlerde ise kulak tırmalayan çığlıkların ortasında kapı altından sızan ışığın korkusunu yaşayacaksınız. Zihin akışının bolca kullanıldığı yer yer okuyucuyu zorlayan bir uslüpla yazılmış olması romanı yorucu kılabiliyor. Nabokov'u daha önce hiç okumadıysanız tasvirlerini, ses tonunu, anlatmak istediklerini anlayamayabilirsiniz.

Savaşta Kadın Ruhu

Bu fotoğrafı Araştıralım.Com adresinde fark ettim.

18 Ocak 2013 Cuma

Zaman Akarken (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: Serbest
Zaman Akarken
Bilmem hangi zehrin kokusu var,
Zaman nehrinin boz bulanık akışında.
Kimin için gözyaşı döküyor saniyeler?
Neyin yasını tutuyor yelkovan,
Bilmiyorum!
Akrebin âhı var gece yarılarında...

Bilmem hangi zehrin kokusu var,
Zaman nehrinin boz bulanık akışında.

Fırtınam durduramadı yelkovanı,
Bir meltem gibi esti akrebin kıskacında.
Beynimde bir karıncalanma,
Gâibin ayak sesleri...
Hâla geziniyor ensemde ateşten nefesi.
O nefes ince bir tül gibi,
Günahkâr tenimden su misali akar.

Bilmem hangi yetimin korkusu var,
Zaman nehrinin boz bulanık akışında.

17 Ocak 2013 Perşembe

Panorama

Mutluluğum deklanşöre gülümsemek kadar kısaydı. Yüzümdeki o bir anlık tebessüme neler sığmadı ki... Unutamadığım, unutmaya kıyamayacağım bir lahza. Üstelik bunun hikayesi de var. Kimseye anlatmadığım bu hikayeyi şimdi sana anlatıyorum.

Pencereme kadar uzanan söğüt ağacının dallarındaki hışırtı ile uyandım. Serin bir gündü, bir Eylül sabahı. Eylül'ün 26'sı. Üniversite hayatımın daha başı sayılır. Sivas gibi bir memleketteyim. Soğuk daha şimdiden göz kırpıyor bize. Belki de "üç yıl" sürecek bir suskunluğa kendimi yeni yeni hazırlıyorum. Günlerim falan yerde filan şiiri yazarak geçiyor. Şiir dediğime bakmayın, edebiyatçı değilim. Hasıl-ı kelam, bir vakit sonra gönlümde karıncalanmalar oldu. Şöyle sol tarafıma yakın bir tarafta tarif edemediğim bir şey koptu.

Kayıp Mısralar #8 (Kendi şiirlerimden)

Yağan Yağmurda
Yorgun gözlerimin aksi var yağan yağmurda,
Hangi günümün ıstırabını taşıyorlar?
En acı gözyaşlarımın tadı var çamurda,
Geceden kaçarken karanlığa düşüyorlar.

İhanet

Konuştun, suskunluğumuza ihanet ettin…
Unutma, sükûtun alacağı var bizlerden.
Sen, beyhude kelâmı hakikat mi zannettin?
Gölgemizin gölgesinde iz var ötelerden.

8.15
Bilmem kaç kişinin umudu var bu raylarda,
Bir insan seli akar gıcırdayan kapılarda.
Bu kampana gökyüzünü çınlatır birazdan,
Bir Yemen Türküsü yükselir inleyen sazdan.

Tek gitmeyi hayal ederken kompartımanda,
Birden altı kişi beliriverdi yanımda…
Sevdalımı yazarım buğulanan camlara,
O’nu düşlerken gözüm takılır uzaklara.

Sevdalım (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: 14
Düzen: eeea
Sevdalım
Bekleme uykuyu gözlerim, sabaha çok var,
Duvara mıhladığım hayal, kalbimde yar var,
Sivas gibi bir yerdeyim, penceremde kar var,
Rüzgâr dahi adını sayıklıyor sevdalım.

Hasretin közü düştü titreyen yüreğime,
Sevdanın sözü düştü yazmayan kalemime,
O aşkından öz düştü kapanan gözlerime,
Leyla, Şirin, Aslı seni ayıplıyor sevdalım.

Şimdi uyusam rüyalarda buluşur muyuz?
Aşkî’nin hatrına vuslata kavuşur muyuz?
Sevda lehçesinden bir kelam konuşur muyuz?
Düşmanım bile hal hatır soruyor sevdalım.

Sende haklısın, gül neylesin dikeni varsa,
Söyle, gözlerim ne yapsın, akacak yaş varsa,
Yüreğinin bir köşesinde hala aşk varsa,
Eyüp hicrandan yana dem vuruyor sevdalım.

5 Ocak 2013 Cumartesi

İzler (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: 14
Düzen: eeea
İzler
Alnımdaki bu izler, değil yârin dudağından.
Bir izdir ki, her gece secdeye kapanmamdan.
O'nu ararken ben kıyamda buldum kendimi.
İlahi bir el sildi kanlanan gözlerimi.


Aziz bir yorgan gibi sardı beni seccadem,
Hazinemdir dualarımı ıslatan katrem,
Bu son rekât çıkarsa beni yedinci kata,
İnleyen günahkâr kalbime nur kata kata.

Bilmem, ne kalır bana bu kasvetli dünyadan,
Dileğim, hiç uyanmamak bu sonsuz rüyadan,
Bir Fatiha bırakın yatacağım toprağa,
Yasinler yankılansa yıkık mezar taşımda. 
                                      Eyüp Aktuğ

"Kainatın Efendisi" buyuruyor ki: "Ölmeden kendinizi hesaba çekin."