24 Ekim 2012 Çarşamba

Bir Gece Masalı

(Bu eserin her hakkı saklıdır. Yazar ismi -Eyüp AKTUĞ- ve site adresi belirtmek şartı ile 250 kelimeye kadar alıntı yapılması serbesttir.) 

Akşam güneşinin ufku kızıla boyadığı cehennemi bir Temmuz günüydü. Üzerimize abanmak için fırsat kollayan karanlık, tütün sarısı bulutları tehdit etmekte, kavrulan toprağın koynunda yanan ateşi söndürmek niyetindeydi. Biraz geçti, güneş, dağların sarp yamaçlarında bıraktığı parmak izlerini temizleyerek, arzı yıldızlara emanet edip karanlığın kucağında kaybolup gitti.

Artık rüzgarın kulaklara hücum eden uğultusundan başka bir hayat belirtisi yoktu. Rüzgar, ağaç yapraklarını önüne katıp kaçma derdine düşmüştü. Saçlarımı savuran ve sert nefesi ile içimi titreten rüzgar, bir orkestra şefi edası ile sükûtun senfonisine başladı. Çalıların ardında gecenin karanlığını yırtan bir ateş böceği ordusu fark ettim. Arkasında yeşilin farklı tonlarını taşıyan bu neferlerin ışığındaki fer çekilmiş bir vaziyetteydi. Sağ çaprazımda, kökü ezelde dalı ebedde, gövdesindeki kovuğunu bir baykuşun işgal ettiği bu ulu söğüt ağacı bütün ihtişamı ile göğü selamlıyordu. İhtiyar bir sincabın gövdesine açtığı o kovukta, pürüzsüz karanlıkta bir inci tanesi gibi parlayan bir çift gözün gözlerimi süzdüğünü hissettim.

Zift renginde tüylerini ara sıra temizliyor, ara sıra da önceki geceden kalma avının muhasebesini yapıyordu. Neden sonra, usul usul yatağında kıvranan ırnakta gökyüzünün aksi kayboldu. Kül rengi bulutlar bir yorgan gibi gökyüzünü selamladı. Artık ne akan suyun şırıltısı, ne kulaklarımızı tırmalayan rüzgarın uğultusu, ne baykuşun büyük bir iştah ile iç geçiriş, ne de yorgun ateş böceklerinin dilindeki Yemen Türküsü duyuluyordu. Derin bir sessizlik aldı arzı. Kalp atışlarımın yankısından başka birşey duyulmaz oldu.

Nihayet beklenen oldu. İlahi bir nefes gökyüzünü titretti. Kulakları sağır eden bir çığlıkla hayırkımaya başlayan kül rengi bulutların gürültüsü yeryüzünü sarstı. Bulutlar sırtlarındaki emanetlerini yeryüzüne bırakmaya başladı. On dakikada bir arzın fotoğrafını çeken bir sanatçının deklanşörünü andıran bir hiddetle yıldırımlarını dağların arkasına bırakan bulutlar, bütün hırçınlığı ile yanı başımdaki ırmağa taşıması mümkün olmayan bir yükü teslim edip sakinleşti. Gecenin som karanlığının ardından tanyerinin ağarması ile yeni günün habercisi olan güneş, ışıklarını dört nala sürerek yeni bir günün başladığını haber vererek, gece ile vedalaşmamızı emretti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder