31 Ekim 2012 Çarşamba

Yalnız Bir Gün (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: Serbest
Yalnız Bir Gün
Bir parça simit ve karanfil kokulu çayım,
Çayımın gökyüzüne yükselen buğusu
İçimi ısıtıyor.
Sivas burası, İstanbul değil ki,
Simitimden bir parça koparıp martılara atayım.
Ama Sivas burası, dedim ya...
Burada simitten arta kalan susamları
Küçük serçeler temizler.
Küçük dünyamın küçük serçeleri,
Her sabah gelirler yanıma,
Çekirdek kabuklarından, bisküvi kırıntılarına kadar...
Simit onların olsun,
Ben karanfil kokulu çaya razıyım.
Ahmet Haşim kulağıma fısıldıyor:
- Yârin dudağından getirilmiş 
   Bir katre âlevdir bu karanfil.
Bir şiir yazıyorum sonra,

28 Ekim 2012 Pazar

Ben, Sen ve O (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: Serbest
Ben, Sen ve O
Yıldızlara göz kırpan yüksek binalar
Beton kokulu, ıslak dar sokaklar
Köşe başlarında demlenen sarhoşlar
ve ben...
Gecenin uğultusunda
Körlüğün karanlığında
Umutların aydınlığında
Bir yol arayan ben
Ayak seslerimin yankılandığı
Bu eski tımarhanenin kâhyasıyım
Bir insan seli akmakta
Yatağında kendisini boğan ırmak
Gün doğmadan geceyi uğurlamakta
ve sen...
Sıcak bir yatağın buğusunda
En güzel düşlerin kucağında
Baharın tam ortasında
Bir gaye arayan sen
Gözyaşlarının aktığı
Bu yeni dünyanın sömürülenisin
Bir makine çarklarının arasında
Sessiz sessiz öğütülmektesin
Karanlık çökmeden gündüzü uğurlamakta

27 Ekim 2012 Cumartesi

Körlüğü zedeledim, şimdi görünen şeye nasıl bakarım?



"ben sanatı hayattan başka birşey sanıyordum. orada kulluktan çıkıyor gibiydim[...]ne yaptım? bir hududu zorladım. kendimden kaçmak isterken kendime rast geldim. [...]körlüğü zedeledim. şimdi görünen şeye nasıl bakarım.[...]meğer kul olduğumu anlamak için Allah'lık taslamalıymışım. yaratıldığımı anlamak için bir adam yaratmaya kalkmalıymışım" Üstad Necip Fazıl Kısakürek

24 Ekim 2012 Çarşamba

Duvardaki Saat (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: Serbest
Düzen: Serbest
Duvardaki Saat
Duvardaki saat
Bilmem kaçıncı devrinde
Bilmem hangi rüzgarın
Öfkesinden kaçıyor
Her gece yaşlı gözlerle
Kimin yolunu gözlüyor
Akrebin kıskacında
Yelkovan denilen süvari

Duvardaki saat
Kaçıncı asrı yokluyorsun
Gölgenden habersiz
On üçü uğurluyorsun
Soluklan biraz bekle
Kabre yaklaştırma dünyayı
Her sonda
Yeniden başlıyoruz deme
Kabusa çevirme bu rüyayı

Bir Gece Masalı

(Bu eserin her hakkı saklıdır. Yazar ismi -Eyüp AKTUĞ- ve site adresi belirtmek şartı ile 250 kelimeye kadar alıntı yapılması serbesttir.) 

Akşam güneşinin ufku kızıla boyadığı cehennemi bir Temmuz günüydü. Üzerimize abanmak için fırsat kollayan karanlık, tütün sarısı bulutları tehdit etmekte, kavrulan toprağın koynunda yanan ateşi söndürmek niyetindeydi. Biraz geçti, güneş, dağların sarp yamaçlarında bıraktığı parmak izlerini temizleyerek, arzı yıldızlara emanet edip karanlığın kucağında kaybolup gitti.

Artık rüzgarın kulaklara hücum eden uğultusundan başka bir hayat belirtisi yoktu. Rüzgar, ağaç yapraklarını önüne katıp kaçma derdine düşmüştü. Saçlarımı savuran ve sert nefesi ile içimi titreten rüzgar, bir orkestra şefi edası ile sükûtun senfonisine başladı. Çalıların ardında gecenin karanlığını yırtan bir ateş böceği ordusu fark ettim. Arkasında yeşilin farklı tonlarını taşıyan bu neferlerin ışığındaki fer çekilmiş bir vaziyetteydi. Sağ çaprazımda, kökü ezelde dalı ebedde, gövdesindeki kovuğunu bir baykuşun işgal ettiği bu ulu söğüt ağacı bütün ihtişamı ile göğü selamlıyordu. İhtiyar bir sincabın gövdesine açtığı o kovukta, pürüzsüz karanlıkta bir inci tanesi gibi parlayan bir çift gözün gözlerimi süzdüğünü hissettim.

21 Ekim 2012 Pazar

Bayramın ruhunu idrak edelim

Bir sonbahar kırgınlığı var, kuru aklımın güneş görmeyen odalarında... Telaşsız günlerin yerini huzur dolu bir bayram heyecanı aldı. Yılın son bayramı. Aynı zamanda birilerinin de son bayram... Tahayyül edelim, sevdiklerimiz ile geçireceğimiz son bir bayram. O son bayram sabahı, belki önümüzde bizleri bekliyor. Zamanın nabzı korkunç...

Zor değil mi? Esasen her zaman vaktimizin daha dolmadığını düşünmüşüzdür. Belki de giderken elveda dahi deme fırsatını bulamayacağız. O vakit, her dem sonu yaşayalım. Sonda sonsuzluğun sırrına erişelim. Mesela, şimdi bir dostunuzu arayabilirsiniz... Uzun zamandır haberleşemediğiniz bir yakınınıza telefon açıp, kendinizi tekrar hatırlatabilirsiniz. Bilirsiniz ki sizi kimse unutmuyor, siz kendinizi unutuyorsunuz. Erken bir bayram tebriğinden ne çıkar ki? Çok şey çıkar... Sararmış birkaç fotoğraftan başka bir hatıra taşımayan gönüllere yeniden muhabbet köprüleri inşa edelim.

19 Ekim 2012 Cuma

Şairin Ölümü (Kendi şiirlerimden)

Ölçü: 14
Düzen: eaea
Şairin Ölümü
Sürüklesem kuru aklımı zamansızlığa,
Gölgemin düşmediği bir yer gösterin bana.
An gelir uçup giderse ruhum sonsuzluğa,
Fani dünyadan bir mezar taşı kalır bana.

Bilemem ağlar mı bir çift göz benim ardımdan?
Ne bir can bıraktım geriye ne de bir canan...
Bir zehrin kokusu sezilir akan kanımdan,
Toprağın koynunda sükûtun nabzını sayan.

Sökün kalbimi, serin O'nun ayaklarına,
Olur ki O'nun kokusunu hisseder gönlüm.
Bir tel saçıyla hapsedin beni mezarıma,
Olur ki cehennemi cennet görür bu gözüm.

Bir damla gözyaşı sızlatır kemiklerimi,
İki dudağın arasında saklı kaderim...
Bir gül kurusuna bıraktım ümitlerimi,
Şairin ölümünü izlemekte kalemim...

12 Ekim 2012 Cuma

Anadolu Kıtası'nın 20. sayısı çıktı


Merhaba kıymetli okuyucularım,
9 Eylül 2012 tarihinde 19. sayısını çıkarmış olduğum Anadolu Kıtası'nın 20. sayısı ile karşınızdayım. Bu haftada yine kültür ve fikir ekseninde yazılar okuyacaksınız.

Haftanın Konusu: FARS EDEBİYATI

  • Kaba Hatlarıyla Fars Edebiyatı
  • Fars Hikayeciliği ve Mitler
  • Fildişi Kule: Firdevsi
  • Bir Manzum Destanı: Şehname
    • Şehname'den Seçmeler
    • Etkileri

Son Dem (Kendi şiirlerimden)

Düzen: eaea
Ölçü: Serbest
Son Dem
Artık sonbaharın son demlerindeyim,
Yağmurlar yerini kara bırakacak...
Rahmet yağsa da bir günahın içindeyim,
Yağmurlar yerini ateşe bırakacak...

Kapanır bir gün gökyüzü, gözlerim gibi,
Terk edip gidecek o gün hayallerim...
Tarifsiz bir his içimde ölüm gibi,
Tükenip bitecek o gün sözlerim...

Ve an gelecek unutulacak ismim,
Adımdan önce günahkâr diyecekler.
Ve an gelecek topraktan doğacak cismim,
Cennet evvel cehennem diyecekler.
                                  Eyüp Aktuğ

Siyah beyaz soğuk bir sonbahar sabahı. Sıcacık karanfil kokulu çayımın yanında taptaze gevrek bir simit. Susamlarını serçeler ile paylaşıyorum. Sonbaharın son demlerinde günahlarımı yıkıyorum.

10 Ekim 2012 Çarşamba

Çaresi Yok II (Kendi şiirlerimden)

Düzen: eeea
Ölçü: Serberst
Çaresi Yok II
Bir ıstırap var gözlerimden damlayan,
Bir hasret var yüreğimi dağlayan...
Bir sen var bende beni bensiz bırakan,
Çaresi yok bu derdi çekecek gibiyim.

Bir katil var sende yolumu gözleyen,
Bir maktül var bende yolunu özleyen.
Bir silah var sende hedefi görmeyen,
Çaresi yok yoluna ölecek gibiyim.

6 Ekim 2012 Cumartesi

Çaresi Yok I (Kendi şiirlerimden)

Düzen: eeea
Ölçü: Serbest
Çaresi Yok I
Bir kurşun getirir özlenen cenneti,
Bir cümle ateşler korkulan cehennemi,
Bir mısra bitirirse bir gün her şeyi,
Çaresi yok hep seni yazacak gibiyim.

Toprağı olmayan bir mezar misaliyim,
Kerem'i kül eden bir yangın yeriyim,
Bahar hep yarende, ben kış mevsimiyim,
Çaresi yok hep kışı yaşayacak gibiyim.

Sende doğdu bu gönül sende haşrolur,
Seni yaşar bu nefes, sende kaybolur,
Sen ki zehirli bir şifa, bana deva olur,
Çaresi yok bu yareyi kanatacak gibiyim.

5 Ekim 2012 Cuma

Şehid: Tevhid mücâdelesinin ebedî şâhidi

Allah'ın rahmeti, bereketi ve mağfireti üzerinize olsun. Yazıma Allah'ı ve O'nun nuru efendimizi zikredek başlamak istiyorum. Evvela şehid ve şahid kelimelerinin ne anlama geldiğini idrak etmek ile başlayalım.

Tanıklık yapmak, haber vermek, muttali olmak, bilmek, bildirmek, idrak etmek, yetişmek, hazır bulunmak, sözle veya fiilen delil olmak, yemin etmek anlamlarındaki "ş-h-d" kökünden türeyen şâhid, tanık, bilen, muttali olan, hazır olan ve delil demektir. Çoğulu, şühûd, eşhâd ve şühheddir. Şehîd; şâhid kelimesinin mübalağalı şeklidir. Çoğulu şühedâ ve eşhâddır. Allah yolunda öldürülene şehîd denildiği gibi şâhide de şehîd denir.

Allah'ın mukaddes sıfatlarından birisi de "şehid" sıfatıdır. Yüce Allah'ı niteleyen "şehid" sıfatına erişme şerefine nail olmuş bir mü'min, Yüce Allah'ın huzurunda bulunmakta ve yaşamaktadır.

وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبيلِ اللّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاء وَلَكِن لاَّ تَشْعُرُونَ

Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Bilakis onlar diridirler, fakat siz hissedemezsiniz. (Bakara 154)