5 Eylül 2012 Çarşamba

Allah'ın varlığını ve birliğini ispat

Kendisinde müslüman olma şerefini gören herkes Allah'ın varlığına ve birliğine kayıtsız şartsız inanır. Öyle bir teslimiyet içerisindedir ki, hayrında şerrinde Allah'tan geldiğini ve hadiseler karşısında ulvi bir pencereden bakması gerektiğini bilir. Fakat çoğu din kardeşimiz Allah'ın varlığına ve birliğine inandığı halde bunu ispat noktasına taşıyamaz. Kafirlerin müslümanlara yönelttiği bir numaralı soru işte budur. İspatla inanayım derler. Bu yönü ile eksikliğimiz bir kez daha bizleri perişan eder. İşte çıkmaz bir sokağa girdiğimizi anladığımız anda Üstad Necip Fazıl imdada yetişiyor. Vecdimin Penceresinden isimli eserinde geçen Mümin-Kâfir diyaloglarından bir kısmı bu çetin suale harika bir cevap teşkil etmekte... Üstadın müthiş zekası varlığı ispat etme metodunu kullanmak yerine yokluğun yokluğunu ispat etme metodunu kullanarak başlıyor. Bu sayede küfür ehlinin idrak zaafiyetine nurani bir balyoz darbesi indiriyor.

Kâfir - Bana herşeyden evvel Allah'ı ispat etmeye çalışır mısınız?
Mümin - Size Allah'ı değil, sizi ispat etmeye çalışmak daha yerinde bir cehd olur. Sizi, yani ruhunuzdaki idrak mekanizmasının sefaletini ispat...
Kâfir - İşe hakaretle mi başlayacağız?
Mümin - Asla! Bazı dik kelimelerime karşı sabretmeye alışacaksınız. Nitekim benim sabrım sizinkinden büyük... Bir müminin küfür karşısında sabrı ne demek? Eğer gayemiz hakikate ulaşmaksa, en sert ve haşin tahlil raporlarına göğüs germek lâzım... Fikir ve hakikat, hatır ve gönül dinler mi?
Kâfir - Buyurun efendim, dinliyorum!..
Mümin - Büyük bir velîye, büyük bir zahir ehli demiş ki: "Ben Allah'ı binbir delille ispat eden adamım!" Velî de şu cevabı vermiş: "Demek senin Allah'tan binbir şüphen var!" Genç balıklar, ihtiyar balığa sormuşlar: "Kuzum, su diye birşeyden bahsediliyor. Göstersene şunu bize!.." İhtiyar balık cevap vermiş: "Siz ondan başka bir şey gösterin ki, ben de size onu gösterebileyim." İşte Allah'ın hakikati böyledir. Hem herşeyde O, hem de gösterilemez. O'nu bedahet duygusu görür. İman tam olduğu zaman ispatı kovar ve kendi başına kalır.
Kâfir - Güzel şiir...
Mümin - Ah, siz şiirin de ne demek olduğunu bir bilseniz! Şiir de hakikatin, yıldırım gibi çevik bir metodla aranmasından başka bir şey değildir.
Kâfir - Bu da güzel bir şiir...
Mümin - Fakat sizin inat ve istihzanızda hiçbir şiir yok... Dinleyin! Allah, insan için namütenahi sâf ve o nispette karışık bir bedahettir... Bu işin kuru akıl metodlariyle ispat edilecek hiçbir tarafı mevcut değil... Tıpkı mimarlıktaki (Akustik) buluşu... Hesap ve hendeseyle çalışılır, fakat sanatla bulunur. Her hesap yerine gelir, fakat yankı doğmaz. Derken hiçbir şey yapılmaz da kubbenin altı çınlamalarla dolar. Büyük bir mimar bunun için diyor ki: "Akustik işi mayoneze benzer; ya tutar, ya tutmaz ve nasıl tuttuğu, niçin tutmadığı bilinmez." Allah'a derin bir ruh feyziyle inananlar, kulunu kendisine inandıranın da bizzat Allah olduğunu bildikleri için, ispata fazla iltifat etmezler. Bu bir bedahet meselesidir; ruhunda bir his anteni olana ne mutlu, olmayana da ne yazık!..
Kâfir - Sanki ispat mı etmiş oldunuz?
Mümin - Belki ispatın bir zaaf olduğunu ispat ettim. Belki ispat gayretinin bir o kadar şüphe davet ettiğini ispat ettim. Allah'ın akıl üstü bir melekeyle bulunduğuna ve bu melekenin akıldan senet istemeye tenezzül etmediğini ispat...

Üstad Necip Fazıl Kısakürek (rh) - Vecdimin Penceresinden

1 yorum:

  1. Üstadın bu mithiş eserini flim olarak izlemiştim.Gerçekten güzel bir eser.İnsanlara ışık olacak bir eser.

    YanıtlaSil