28 Ağustos 2012 Salı

Aşk Kefeni (Kendi şiirlerimden)

Düzen: eeaa
Ölçü: Serbest
Aşk Kefeni
Sensiz günlerin mührü var gözyaşımda,
Beni aşka sen düşürdün bu genç yaşımda.
Senden önce, aşkı ab-ı hayat bilirdim...
Gözlerine dalarken dünyamdan geçerdim.

Aşk hergün ölüp yeni dirilmekmiş,
Anladım ki karanlıkları dost bilmekmiş.
Aşk kadehinde şerbet yokmuş anladım,
Ben şifa diyerek nice zehirlere sarıldım.

Hep aşka tarif yazardım sayfalarda,
Aşk yaşım hece bırakmadı satırlarda.
Bir içten gülüşün kırdı kalemimi...
Sen aşk örtüsünden diktin kefenimi.

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Memleket yolu beni bekler...

 Kıymetli okurlarım... Evvela mübareket Ramazan Bayramınızı en kalbi duygularım ile tebrik ederim. Yarın bayramın birinci günü. Herkes ailesi ile birlikte güzel bir zaman geçirecek. Bende bu maksat ile memleketime gitmeye karar verdim. Aile büyüklerimi ziyaret edip hayır dualarını alacağım. Bu sebep ile sizlerden bir haftalık bir ara talep ediyorum. Ağustos ayının 26. ve 27. gününde yeniden Sivas'a dönüp çalışmalarıma başlayacağım. Allah'a emanet olunuz...

Hürriyet'ten iftar menüsü: Şaraplı Tavuk Izgara

Bu ülkenin en büyük gazetelerinden birisi... Kendi tabirleri ile Türk basınının amiral gemisi. Manşetlerine aldıklarını ülke gündemine oturtacak kadar tesirli bir gazete. Takındığı laik tutum ile basın camiasında kendisine yer edinmiş ve laiklik hüviyeti ile tanınmış. Gün gelmiş Müslüman kadının başörtüsü ile alay etmiş gün gelmiş cuma namazına giden lise talebelerini manşetine taşıyarak "Türkiye laiktir laik kalaacak" sloganları atmış. Bu halkın manevi değerleri ile yıllarca alay etmiş. Bu gazetenin yazarlarından birisi olan E.Ö. bir ramazan sabahı NTV kanalında Türk halkının manevi değerleri ile alay edercesine çayını, kahvesini, suyunu içebilmiş.

Bir gelenek halini alan ve gazetelerimizin bir köşesinde yer bulan -ev hanımlarına kolaylık sağlamak maksadı ile- iftar menüsü bölümlerini bilirsiniz. Bazen takvim yapraklarının arkalarında da görmüşsünüzdür. Günün iftar menüsü başlığı ile ev hanımlarına akşama ne pişireceği konusunda yardımcı olan bu uygulamaya sahip gazetelerden birisi de Hürriyet... Lakin bu rezil gazetenin okuyucusuna verdiği tarif şöyle,

17 Ağustos 2012 Cuma

Ramazan ayını küstürmeyelim, yine gelsin...

Sizi çok seven bir dostunuz sizi ziyaret etmek için kilometrelerce yol katetse ve yanında çok sevdiğiniz hediyeler ile gelse, siz o dostunuzu evinizde misafir etmez misiniz? Saygıda ve ağırlamada kusur etmemek için azami derecede dikkatli davranmaz mısınız?

Evet kıymetli okurlarım... Biraz önce verdiğim temsilden de anlayacağınız üzere her yıl bizleri ziyaret eden ve bizler için çok kıymetli hediyeleri de yanında getiren bir dostumuzdan bahsedeceğim. Mukaddes ayların sonuncusu olan Ramazan ayından bahsediyorum. Bu mübarek ve kutlu zaman diliminin sonuna gelmiş bulunmaktayız. Bu akşam son defa teravih namazını eda edeceğiz ve son defa sahuru idrak edeceğiz. Bütün bir yıl özlem ile beklediğimiz aziz dostumuz artık veda için hazırlıklar yapıyor. Şimdi bir düşünelim. Ramazan ayını evlerimizde misafir ederken O'na saygıda bir kusur ettik mi? O bizler için 11 aylık mesafeden geldi ve bizlere sayısız hediye getirdi. Biz O'nun için ne yaptık. Mesela, Ramazan ayında Kur'an-ı Kerim ile alakadar olduk mu? Allah'ın mukaddes kelamını ve kullarına verdiği mesajı okuduk mu? Namazlarımızı düzenli olarak kılabildik mi? Akrabaya, yetime, düşküne, mazluma ne kadar yardım edebildik? Velhasıl kelam, bu kutsi ayda Allah adına, Allah'ın rızası için ne yapabildik...

15 Ağustos 2012 Çarşamba

SIR (Kendi şiirlerimden)

Düzen: eaea
Ölçü: 14
SIR
İniltiler geliyor çatlamış duvarlardan,
Bir sırrı fısıldamakta ihtiyar ağaçlar
Çığlıklar geliyor gıcırdayan kapılardan,
Katillere gölgelik oluyor bu ağaçlar.

Yatağa aç giren yetimin hakkı boynumda,
Bu sırrı taşıyabilecek ser arıyorum...
Bir çığlık ki yankılanır hala kulağımda,
Üstlenebilir miyim bu suçu bilmiyorum?
                                  Eyüp Aktuğ

Uyan... Lütfen aç gözlerini. Yolun sonuna geldik işte, hep düşlediğimiz yere. Günahların bittiği, karanlıkların tükendiği yere. Bir suç var, peşimi bırakmıyor. Nereye gitsem gölgem oluyor. Demiştin ya, ömür biter iz kalır. Sonra devam etmiştin, akıl biter sır kalır. O sır ağır geldi bana... Üstlenebilir miyim bu suçu bilmiyorum?

12 Ağustos 2012 Pazar

Geçen Dört Yılın Muhasebesi

2008 yılında başlamıştım. Dördüncü yılımı geride bırakmak üzereyim. Yıllar nasıl da geçmiş... Geçen zamanı boş bırakmadığımı ümit ediyorum.

Başlarda sanat ve siyaset alanlarında yazmıyordum. Genel olarak hayat gemimde seyir defterime yansıyanları sizlerle paylaşıyordum. İşin doğrusu, memleket meseleleri üzerine eğildiğimde garip bir korku sarıyordu içimi. Suya sabuna dokunmayan yazılarım ile başladım. Yeri geliyor izlediğim bir filmi yorumluyordum, yeri geliyor futbol üzerine konuşuyordum. Edebi yetkinliğimi geliştirme gayretindeydim. Lise yıllarımdan bu yana devam eden bu hevesim küçük dünyamı bir ağ gibi sarmıştı. İş o hale gelmişti ki, içimdeki şiir saplantısı tahsil hayatımı etkiler duruma gelmişti. Kendimi biraz durdurmak, kontrolü kaybetmemek istedim. Zannediyorum bu hastalık, ilk okul yıllarımda "Han Duvarları" isimli şiiri ezberleme gayreti içindeyken başladı. Bir daha bırakmadı...

9 Ağustos 2012 Perşembe

Aşk olmadan...

Bir madeni değerli kılan nedir? Altını, zümrüdü, yakutu, elması göze sevimli kılan, sevdiren sır... Herşeyin bir sırrı, girift bir manası olduğuna inanan insanlardanım. İnsan ruhu ile var olur, ruhu ölen bir insanın yerin altındakiler ile hiçbir farkı yoktur. Öyle ki, insanoğlu yaratılışından ötürü en güzel duygular ile bezenmiştir. Bir annenin evlatlarına olan sevgisini, şefkatini hangi para tesis edebilir. Bir babanın verdiği güveni hangi güç sağlayabilir... Yarin gözlerindeki ışığı, gül yüzündeki tebessümü, insanın içini ısıtan gülüşünü, ömre ömür katan ılık nefesini, yardan başka kim verebilir?

Aşk ile başlayalım sözümüze... Kıymeti sulandırılmaya çalışılan biricik mefhum. Günümüzde mesele o hadde geldi ki, facebook gibi sosyal paylaşım siteleri sayesinde sabah/öğle/akşam olmak üzere insanlarımız üç öğün olmak sureti ile yeni insanlar ile tanıyorlar... En çok kullandıkları kelime de aşk... Aşk, üzerinden hergün binlerce insanın yürüdüğü kaldırımın kuytu bir köşesinde başını gökyüzüne kaldıran narin bir çiçektir. Ağızların sakızı haline gelen bir kavram... Nasıl ki o kaldırım çiçeğinin ezilmeme ihtimali yoksa aşkında incitilmeme ihtimali yoktur.

2 Ağustos 2012 Perşembe

İzledim: The Hurricane



Müthiş bir film... Rubin "Hurricane" Carter'ın hayat hikayesini anlatan eşsiz bir drama. Daha önce kimi yerlerde 16. Raund olarak yayınlandı. Film hakkında kısa bir giriş yaptıktan sonra karakterlere değinmek istiyorum.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Durum raporu-15

Neredeyse Ramazan ayını yarıladık. Günler çok hızlı geçmekte. Saniyelerin, dakikaların, saatlerin yıkıcı etkisine mani olamıyoruz. Madem zamanı durduramıyoruz, durduramadığız veya donduramadığız bu hayatı verimli bir şekilde kullanmak icap eder.

İnsan evvela kendisine faydalı olmalıdır ki içerisinde yaşadığı topluma faydalı olsun. Bende bu düsturdan hareketle Ramazan ayında her zaman ki halimden daha fazla maneviyata yöneldim. Dünyanın fani telaşından biraz olsun sıyrılıp, niçin yaşadığımı, nereden geldiğimi ve hangi istikamette nereye gideceğimi daha iyi anladım.

Bu arada Üstad Necip Fazıl'ın "Hitabeler" isimli kitabını satın aldım. Daha önce ÜStad'ın kendi sesinden dinlediğim 10'a yakın hitabe vardı. Fakat Üstad, Anadolu'nun birçok beldesinde yüzlerce konferans vermişti. Bu yüzden aynı hitabeleri binlerce kez dinlemek artık bana yetmiyordu. Daha fazlasını elde etmek için satın aldım bu kitabı.