2 Haziran 2012 Cumartesi

Türkiye'nin Manzarası (İnceleme)

Geçen haftalarda, İstasyon Caddesi'nin köşesine konuşlanmış Diyanet Vakfı Kitabevi'nden yeni bir kitap aldım. Kitabın ismi ise Türkiye'nin Manzarası... Sanrımı kitabın yazarını tahmin etmişsinizdir. Büyük fikir, sanat ve aksiyon adamı Üstad Necip Fazıl Kısakürek...

1960 sonrasının karanlık dönemlerine dönemlerine dair pek çok konuda müstesna fikirlerini, görüşlerini ve Türkiye'nin selameti adına endişelerini dile getirdiği bu eserde göreceğiz ki bu topraklar üzerinde gerek iç mihraklarca gerek ise dış mihraklarca türlü oyunlar oynanmış ve oynanmaya da devam ediyor. Üstad eserinde birçok mefhum ve hadise üzerine, darbe ertesi gelişen toplum anlaşını, fert-cemiyet-devlet ilişkilerinin yeniden tesisinde basın organlarına verilen vazifeyi, iktisadi vaziyetimizi ve nihayetinde Cumhuriyetin 50. yılında gelinen noktadan başımızı yukarı kaldırarak Osmanlı'ya duyulan özlemi satırlara aktarmıştır.

Bu kıymetli eseri okurken not defterime aldığım, başucu cümlelerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu cümleleri iyi idrak etmek gerekir. Kitabın mahiyetini ancak bu şekilde anlayabiliriz.
Sene 1960..
Öyle bir devir açılıyor ki, vücudun zaten kayan ve yerlerinde tutunamayan uzuvları tek tek kesilip bir çuvala dolduruluyor ve sonra yerlerine yapıştırılmak istenip de hiç birinin yeri bulunamamışçasına bir karışıklık doğuyor. Göz tabana, beyin mideye, yürek kıça dikiliyor ve manalar âlemi bir daha ayıklanamaz şekilde birbirine giriyor. Öyle ki, Haydarpaşa’dan Ankara’ya kalkan trenin niçin geri geri gitmediği, rıhtımdan denize yuvarlanmadığı ve nasıl olup da yolunu bulduğu bile hayret mevzuu olabilecek bir vasat belirtiyor. Sf. 17

Bütün Dünya ihtilal ve hükümet darbeleri tarihinde, 27 Mayıs 1960 gece hareketi kadar meccanen gelip meccanen gideni görülmemiştir. Yoğurttan bir hükümete mukavvadan bir hançer saplandı ve ondan sonra bu hançer hiçbir davayı kesemeden kendi kendisine pelteleşip, eridi gitti. Sf. 20

Fikir, ordunun sancaklarında tecelli etti mi, onun her hareketi meşrudur. Sf. 28

Enflasyonun ilmi tarifi içinde en yakışıklı edebi izahı şudur: Bir insanın cüzdanına ve nakdine el sürmeden, belli başlı bir tertiple parasını sızdırıp götürmek. Sf. 48

Şu anda kolları karının altında saklı bir ahtapot gibi bir koluyla Suriye, öbür koluyla Irak, daha öbür kollarıyla da Kuveyt, Hicaz, Mısır ve Libya istikametlerini kollayan, bu rolünün tahakkukuna zemin hazırlamak için bir dünya felaketine muhtaç bulunan, bunun içinde Rus-Amerikan rekabetini kızıştıran, kısacası topyekûn medeniyetleri eritme yolunda büyücü kazanını durmadan karıştıran, yalnız o. Yine o, hep o, yalnız o, daima o. Sf. 58

İslam’a nüfuz etmeden bu âlemde nüfuz edebileceğimiz hiçbir şey yoktur. Sf. 62

Milli Kurtuluş Hareketi ki, on katlı apartmanın dokuz katı elinden alınıp ilk kattaki hususî dairesinden de en hayatî birkaç odası mühürlenen Türkün bu ilk katı kurtarmasından ibarettir. Sf. 72

Kadın bir fikirdir; erkekte fatihlik sembolüdür, İslamiyet’te de bu bakımdan, yani öz mahiyeti bakımından değerce büyüktür. Kâinatın Efendisi “dünyanızdan bana üç şey sevdirildi; namaz, güzel koku ve kadın” buyurmuşlardır. Sf. 100
Dünkü kadın, mahfaza içinde mahfaza, perde ardında perde, bin bir mefkûreleştirme vasıtasının sakladığı sonsuz bir kıymet gibi, erkek ruhuna nakşedilmiş, çözülmesi gereken bir şifre, bir bilmece, bir sırdı. Bugünkü ise 50–60 kilo, derisi yüzülmüş cılk et ve bütün tılsım nahiyeleri galiz birer maddecik halinde, sadece gaseyan ettirmeye memur bir cifedir. Sf. 101

Bugünün kadını saçsızdır, kaşsızdır, kirpiksizdir, dişsizdir. Her şeyi takma.. Sonra da ismi kadın… Bugünün kadını öylesine soyunmuştur ki, her şeyden evvel “gizli”yi öldürmüş ve kendisinde fethedilmeye değer hiçbir taraf bırakmamıştır. Sonra da sıfatı “cazibeli”.. Sf. 103

Bugünün (standart) delikanlısında hiçbir ideal şevki, hakikat arayıcılığı cehdi, varlık murakabesi, mavera ürpertisi kalmamıştır. Bugünün delikanlısı, kaybedilen aşk ve iman ruhunun insanı nereye kadar düşüreceğini gösteren ve İslam ruhundan mahrumluğun tersinden hesabını veren, canlı bir ihtar heykelidir. Sf. 104

O, gerçek bir kaşif sıfatıyla, maden gibi halkın boşluğunu, gafletini, şehvetini işletir; bu maden işledikçe onu semirtir, o semirdikçe halkın ruhu pörsür, ve böylece, yumurta tavuktan ve tavuk yumurtadan türeyerek, taraflar, yüzünden ve tersinden orantılı şekilde gelişir. “Hürriyet” gazetesinin tirajı yükseldikçe halkın ruh seviyesi düşüyor, halkın ruhu düştükçe de Hürriyet gazetesi yükseliyor demektir. Sf.106

Bu memleketi ancak cerrahi bir müdahale kurtarabilir. Sf. 149

Bütün yeniçeri isyanları, ta 1960 darbesine kadar böyle olmuştur. Yeniçeri misalinde, dış düşmana karşı milletini korumaktan aciz hale gelen ordu, meydan muharebesi kazanma hırsını, öz milletine kılıç çekmek suretiyle gidermeye bakmış, düşman ülkesi yerine kendi öz vatanını işgal etmeyi marifet saymıştır. Sf. 149
İncelememi bitirirken kitabı okumanızı temenni ediyorum. Muhabbetle...

1 yorum:

  1. Üstadın yazdığı tüm kitaplar bu millete bir klavuz niteliğindedir.Sadece bu kitabı değil tüm kitaplarını okumalıyız.

    YanıtlaSil